Andib Tertıs – Zareh Yaldızcıyan

Andib Tertıs (yayınlanmamış sayfalarım) adlı bu Ermenice eser Zahrad?ın basılmamış ve kitaplarının dışında kalan, birçoğu gençlik dönemi şiirlerinden oluşmaktadır. Andib Tertıs ayrıca Zahrad?ın gizli kalan yönlerini, çevirmenliğini ve düzyazı ustalığını da gün yüzüne çıkarmakta. Kitapta Zahrad?ın 278 şiirinin yanı sıra başka dillerden çevirdiği 11 şiir ve kendi kaleminden 13 düzyazısı yer almakta.(Tanıtım Yazısı)

Zahrad: tarih dışı kılınanın tarihi -Yücel Kayıran
(02/03/2007 tarihli Radikal Kitap Eki)
Yurtdışında Çağdaş Türk Şiiri hakkında konferans vermek üzere davet edilmiş bir şairimize, yöneltilen sorulardan bir Zahrad’la ilgili olmuş. Kendisine İran şiiriyle ilgili bir sorunun neden yöneltildiğini anlamamış. Zahrad isminde dolayı böyle düşünmüş olsa gerek. Ona, Zahrad’ın İranlı değil, İstanbullu Ermeni bir şair olduğunu söyledim.
Zahrad, 21 Şubat 2007 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1924 İstanbul doğumlu olan Zahrad’ın asıl adı Zareh Yaldızcıyan’dı. İstanbul Tıp Fakültesini yarıda bırakmış. Özgeçmiş adlı şiirinin G bölümü bu yıllarına ilişkindir: “Fakültede/ Neşter attık kadavraya/ inceden inceye/ sinir sıyırdık/ damar ayıkladık/ ve lime lime/ kas ve kemik ayrıştırdık// Fakat-ben/ insanı tam tanıyamadım ki/ -çaktın- dediler/ sınav sonrası”
Zahrad, askerlik görevini 1949’da yedek subay olarak tamamladıktan sonra, ilaç deposunda, kâğıtçıda, noterde, tıbbı malzeme kuruluşlarında çalışmış. Kravat ticaretiyle, kemer imalatıyla, musluk ve zincir ticaretiyle uğraşmış.
Türkiye’de tanınmasa da…
İlk şiiri, 1943’de yayımlanan Zahrad’ın ilk şiir kitabı Büyük Şehir 1960’da basılmış. Renkli Sınırlar (1968), İyi Gökyüzü (1871), Yeşil Toprak (1976), Bir Taşla İki Bahar (1989), Eğri Oturalım Gigo Konuşalım (1994), Ucu Ucuna (2001), Su Duvardan Yukarı (2004) Zahrad’ın diğer şiir kitapları. Zahrad’ın şiirleri 25 dile çevrilmiş. 1971’de Fransızca bir seçki, 1978’de Büyük Şehir kitabından bir seçki Rusçada yayımlanmış, İngilizceye çevrilmiş iki kitabı bulunuyor: Gigo Poems ve Selected Poems. Türkçede, karikatürist Ohannes Şaşkal tarafından tercüme edilmiş üç seçkisi yer alıyor: Yağ Damlası (İyi Şeyler Yayınları, 1993), Yapracığı Gören Balık (Belge Yayınları, 2002), Işığını Söndürme Sakın (Adam Yayınları, 2004).
Zahrad’ın uluslararası pek çok ödülü ve daveti var. Bu cümledeki ‘uluslararası’ ifadesinin aslında tanımlayıcı bir rolü yok. Şiirlerini anadilinde yazmış, Türk şiiri ortamında hemen hemen hiç tanınmayan ama kendi sınırlarını aşmış bir şair için, ulusal veya uluslararası ifadesinin açıklayıcı bir anlamı yok.
Türkçedeki en geniş seçkisi olan Işığını Söndürme Sakın’ı oluşturan şiirlerin tinsel evreninin neliği açısından bakıldığında bu tanımların pek anlamı yok aslında. Zahrad’ın şiirini, Türk şiirinin temel özelliklerinden olan, ilerleme fikriyle ıralı bir tarih nosyonu ile toplumsal birini dile getiren sosyolojik bir atmosferle tanımlamak olanaklı değil. Zahrad’ın şiiri, tarih dışında duranın şiiridir. Zahrad, tarih dışında dururken, sadece ulus-devlet düşüncesinin yarattığı toplumsal değişim ve iktidar statülerinin dışında durmuyor, aynı zamanda gündelik hayatın modernleştirilmesi fenomeninin de dışında duruyor. Buna, tarih dışı kılınanın, tarihi, tarih dışı kılması da denilebilir. Bunlar, onun şiirine ait ‘özne’nin sözlerinden çıkarılan sözler değil elbette. Burada özne tırnak içinde; çünkü, Zahrad’ın şiirinde konuşan anlatıcı ben bir özne değil, bir kişi. Bu şiir kişisinin sözleri, insanın varoluşuna, bu varoluştaki yalnızlığa ilişkin. Örneğin ‘Yağ’ şiiri: “Siz hepiniz deniz fırtınalı ve büyük-/ Ben o denizin içinde// Ben o denizin içinde bir yağ damlası/ Katışık ve üvey// Ben yağ damlası/ Hülyalı dalganın yüzeyinde// Siz hepiniz deniz fırtınalı ve büyük-/ Deniz yüreğimin içinde”
Ama, bu şiiri, Zahrad’ın yukarıda özetlediğimiz biyografisini hesaba katarak okuduğumuzda, bu şiir, insanın tarih dışı kılınmasının veya tarih dışında kalmasının imgesini dile getirmektedir. Aşırı yorum denilebilir buna ama ‘şairin hayatı şiirine dâhil’ değil ise.
Bu şiir, bir kavga şiiri değil zaten. Politik veya ideolojik bir şiir değil Zahrad’ın şiiri. Böyle bir çabası ve kaygısı zaten yok. Dolayısıyla Zahrad’da öne çıkan zaman değil, mekân. Bu mekân ise İstanbul’dur. Zahrad bir İstanbul şairidir. Test şiirinin ikinci bölümü şöyle: “Sahilinden geçecek olsanız Kumkapı’nın// a)leziz bir balık yemeyi düşlersiniz/ b)deniz üstünde yürüyüp gitmek istersiniz Adalar’a/ c)yaşam ne çabuk geçti diye düşünürsünüz/ d)hatırlarsınız beş lira borcunuz olduğunu Agop’a”
Bu şiirin tinsel evrenindeki İstanbul, modernleşmeden veya politik ve tarihsel olanın görünümü olan değişimleri devre dışı bırakmış, sanki sadece kişinin kişisel biyografisinde mevcut olan İstanbul’dur. Velet şiirinin giriş bölümü şöyle: “Mahallenin velediyim/ -zillerinizi çalarım/ ve siz açıncaya dek kapıyı/ pırr… ben kirişi kırarım-/ bakarsınız kimse yok”

Şiirindeki ironi
Zahrad’ın şiiri ironik bir şiirdir. Ancak bu ironinin ne Garip şiirinde olduğu gibi mizahi bir yönü vardır ne de Can Yücel’de olduğu gibi politik bir yönü. Zahrad’ın şiirindeki ironi, mantıksal karşıtlıklarla veya söz oyunlarıyla kurulan bir ironi değil, yaşamanın doğasından veya varoluşun kendisinden gelen çatışmanın, paradoksun açığa çıkmasından kaynaklanan bir ironidir. Dolayısıyla, trajik durumlarla bağlantılıdır bu ironi ve kaçınamadığımız, kaçınmamamız geren durumları dile getirir. Şöyledir Kurban şiiri: “Dört koyundular// İlkini kestiler önce/ İkincisini haklarlarken tam/ Kaçmayı denedi üçüncüsü// On metre gitti gitmedi/ Enselediler// Ben o üçüncüsünün etinden yedim/ Yaşam tadı vardı”
Burada yapılan alıntılardan anlaşılacağı gibi, Zahrad’ın şiiri, bir ruh durumu şiiri değil, bir öykü durumu şiiridir. Öykü değil, öykü durumu. Başı ve sonu olan bir hikâye söz konusu değil burada. İnsanın varoluşuna ilişkin kader belirleyici anın ortaya çıktığı bir durum söz konusu. Öykü durumu derken kastettiğim bu. Bu öykü durumu, yaşamın ortaya çıkma/çıkamama anını duymak için, duymayı dile getirir. Zahrad’ın şiirinin hemen hemen temel problemi, denilebilir ki, yaşamın ortaya çıkma/çıkamama anını yakalamanın değerini dile getirmekle ilgilidir. Bu problem Zahrad’ın şiirindeki köklü felsefi temelini dile getirir aynı zmanda. Ama yaşam derken, Zahrad’ın şiirinde işaret edilen bedir? Zahrad’ın şiirinin temel problemi olan yaşam kavramını tanımlamamızda, Spinoza’nın conatus kavramı bize yardımcı olabilir: “Her şey, kendinde olduğu ölçüde, kendi varlığında sürmeye çabalar.” Her bireysel varlık, kendi varlığını dile getirir ve, kendi doğasından gelenden başka bir şey yapamaz. Spinoza, buna conatus der: Kendi varlığını sürdürmek için çabalamak. Bu çaba, haz ve neşe verir. İşte, Zahrad, yaşamının bütün dönemlerindeki, kendi varlığını sürdürme çabası içinde olan insanı ve onun cesaretinin sınırlarını gösterir bize. Gece Şarkısı adlı şiiri, bu konuda sadece fikir verici değil, aynı zamanda oldukça etkileyici ve keder verici bir şiirdir. Tamamını alıntılıyorum: “Bir kez harcamayagör/ Çabuk tükenir sayılı aşk/ Suyunu çeker// Sen bir zamanlar sanmıştın/ Ki aşkın sınırı yok-/ Oysa var/ Ve o/ Sınır sensin// Şimdi/ Iskarmozları söküp götürmüşler/ Nasıl kürek çekeceksin/ Yaşama?// İskorpitleri/ Kim toplayacak?// Deniz bir uçurumdur/ Ağzınla kadar su”
Zahrad’ın şiiri bir deneyim şiiriydi. Şairin yaratıcı doğasını, bu yaratıcılığın onun varoluşunda nasıl açığa çıktığını dile getiren Un Çuvalı şiiri de bunlardan biri. Bu şiirle bitirmek istiyorum: “Şair bir dostun varsa eğer/ Ki yakınır durur/ bitip tükendiğinden/ tek satır yeni bir Kulak asma/ şey döktüremediğinden/ Adamakıllı sars hergeleyi// Sars ve silkele/ Bir odun al ve indir/ -Adam değil- herifçioğlu un çuvalı/ Sarsıp silkeledikçe/ İndirdikçe/ Amma yeni heceler dökülür/ Amma yeni dizeler/ -Şaşakalırsın bu işe// Gel gör ki/ Gece yalnızken/ Dert edersin kendine/ -Onunla aranda farklı olan ne?-/ Uyku girmez gözüne”

Kitabın Künyesi
Andib Tertıs
Zareh Yaldızcıyan
Aras Yayıncılık / Ermenice – Öykü Dizisi
Nisan 2012
432 sayfa

Zareh Yaldızcıyan ‘ın Hayatı
10 Mayıs 1924 tarihinde İstanbul’da doğdu, 21 Şubat 2007 tarihinde yine aynı kentte bu dünyayı bize bırakıp gitti. Asıl adı Zareh Yaldızcıyan’dır. Hukukçu, baştercüman, dışişleri bakanlığı danışmanı olan babası Movses Yaldızcıyan, Zahrad 3 yaşındayken veremden öldü. Anne tarafından dedesi Levon Vartanyan (Hacı Levon) tarafından yetiştirildi. 1942’de Pangaltı Mıkhitaryan Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ ndeki eğitimini yarım bırakıp ticaretle uğraştı. Zahrad, Filipin Hükümeti, Leonardo da Vinci Akademisi ve Kaliforniya Yuvarlak Masa Şövalyeleri tarafından onur belgeleri ile ödüllendirildi. Ermeni Bilim ve Sanat Ansiklopedisi ile İngiltere’de yayımlanan “International Who’s Who In Poetry”nde (Uluslararası Şiirde Kim Kimdir Ansiklopedisi) yer aldı. 1991’de Erivan’da Katolikos I. Vasken tarafından “Aziz Sahak – Aziz Mesrop” nişânına lâyık görüldü. 1999’da Ermeni Yazarlar Birliği tarafından ‘Movses Khorenatsi’ nişânı ile onurlandırıldı.Bir Taşla İki Bahar kitabı ‘Haygaşen Uzunyan’ ve ‘Eliz Kavukçuyan-Ayvazyan’ edebiyat ödüllerine değer bulundu. Zahrad, “İstanbul Ermeni Şiiri” olarak da anılan Çağdaş Ermeni Şiirinin ustalarındandı. Klasik Ermeni şiirinin esintisindeki ilk dönem şiirlerinden sonra, bir süre Garip Akımı’nın etkisinde kalan Zahrad, daha sonra yeni yaratım biçim ve yöntemleri denemeye, düşünce ve coşkusunu gerçeküstücü bir teknikle geliştirerek çarpıcı imgeler, şaşırtmacalar, ayrıntıyla bezenmiş yaşama parçacıkları ile özgün bireşimsel bir yapı ve dil oluşturdu. Şiirleri 25 dile çevrildi.

YAPITLARI
Büyük Şehir (1960)
Renkli Sınırlar (1968)
İyi Gökyüzü (1971)
Yeşil Toprak (1976)
Bir Taşla İki Bahar (1989)
Yağ Damlası (1993)
Eğri Oturalım Gigo Konuşalım (1994)
Bir Elek Su (1995)
Sınırbaşı (1997)
Haçsız Taşsız Haçkar (1998)
Ucu Ucuna (2001)
Yapracığı Gören Balık (2002)
Işığını Söndürme Sakın (2004)
Su Duvardan Yukarı (2004)

Yorum yapın

Daha fazla Ermeni Edebiyatı, Öykü Kitapları
Kızıl Süvariler – İzak Babel

İzak Babel yirmi altı yaşında, insanlık tarihinin en önemli çarpışmalarından birine, Ekim Devrimi'nin kaderini belirleyen Polonya-Sovyetler savaşına, gazeteci ve asker...

Kapat