Üç Dilde Gavur Mahallesi – Mıgırdiç Margosyan

Ermenice taşra edebiyatı geleneğinin son temsilcilerinden Mıgırdiç Margosyan’ın ilk öykü kitabı Gâvur Mahallesi üç dilli olarak yeniden yayımlandı. Margosyan’ın doğup büyüdüğü Diyarbakır’ın ünlü Gâvur Mahallesi’ni anlatan öyküleri, Türkçe, Ermenice ve Kürtçe olarak aynı cilt içerisinde okuyucuyla buluştu.

Mıgırdiç Margosyan’ın büyük bir ilgiyle okunan Gâvur Mahallesi’ne kaynaklık eden Ermenice Mer Ayt Goğmerı (Bizim Oralar) öykü derlemesinin ilk yayımının üzerinden tam 27 yıl geçti. Şanslı bir kitaptı bu. Çoğu kitaba nasip olmayacak uzun ve bereketli bir macerası oldu bugüne dek. Önce, 1988’de Paris’te, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukcuyan Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ardından, Bebekus’un Kitaplığı, Margosyan’ın Türkçeyle yeniden yazdığı öyküleri Gâvur Mahallesi adıyla yayımladı. Bu kitap, 1993’te Ermeni edebiyatına ve kültürüne açılan pencere olma gayesiyle kurulan Aras Yayıncılık’ın ilk yayını oldu ve ardı sıra yeni baskılar yaptı. Bunu, 1999’da Avesta Yayınları tarafından yapılan Kürtçe çeviri izledi.
Li Ba Me Li Wan Deran: Taxa Filla

Üç Dilde Gâvur Mahallesi, Anadolu topraklarının bütün kadim dillerinin barış içinde yan yana yaşama arzusunu gerçeğe dönüştürmek için sunulmuş bir armağan adeta.
(Aras Yayıncılık Tanıtım Bülteninden)

Derin bir yaradır köksüzlük – Abidin Parıltı
(27/05/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
O vakitler kimlikler isimlerden önce gelmezdi. Diller, dinler, kültürler birbirine karışır ve adeta bu karışımdan bambaşka bir dil türer, bambaşka bir kültür oluşur ve dinsel müsamahalar bambaşka mecrada akardı. Kürtçe, Ermenice, Türkçe ve bilumum kadim Mezopotamya dilleri birbirine karışarak yepyeni bir dil oluştururdu ki bu dili sadece orada yaşayanlar bilirdi. Bu sözlerin hayat bulduğu yegane yerlerden biri Gavur Mahallesi ki şimdilerde adı Hançepek?tir nam-ı diğer Xançepek… Bunu bize hatırlatan, zaman içinde kaybolmasını engelleyen önemli kitaplardan biri de Mıgırdiç Margosyan?ın ?Gavur Mahallesi? adlı lezzeti kendinden menkul, dilimizde bir eski zaman tadı bırakan anı hikâyeleridir.
?Gavur Mahallesi?, sadece dillerin değil kültürlerin ve dinlerin de bir arada yaşayabileceğini, birbirlerinden beslenip, kadim olana sırtını yaslayabileceğini, bunun yegâne yolumuz olduğunu gösteren ender kitaplardandır. Gavur Mahallesi günümüzde çanları artık çalmayan, Ermenice sözcüklerin, gülüşlerin ve yakarışların olmadığı bir mahalle. Çünkü bazen birer birer bazen de kafileler halinde topraklarını bırakıp gitmek zorunda kaldılar. İnsanda derin bir yaradır köksüzlük, demişti Yahya Kemal. Ağacın kökünden koparılıp atılması ama kökün orada durması derin bir yaradır. Kökünden koparılıp atılmak, o köklere bir daha dönemeyeceğini bilip buna rağmen o kökleri aramak ise açık bir yara gibi durur insanın ruhunda. Ermeniler göçüp gittiler ve derin bir yara oluştu o topraklarda. Yazı yeniden hatırlattı bize onları. Margosyan çocukluk yıllarına döndü ve hatıralarını canını yaksa da birer trajediye dönüştürmeden, mizahı çokça kullanarak o mahalleyi yazının gücüne güvenerek var etti yıllar önce. Ve şimdi ?Gavur Mahallesi? hem kendi diliyle hem de o zamanlar o mahallede yaşayan diğer iki dille yani Kürtçe ve Türkçe yeniden yayınlandı. Gavur Mahallesi?nin dost ve komşu dilleri bu kitapla yeniden yan yana durdu. O günlerin yeniden anımsatılması için vesile oldu. Çünkü bilinir diller düşman olmaz birbirine. Düşman olan insanlardır.
?Gavur Mahallesi?ndeki hikayeler okunduğunda sıcaklık duygusu öne çıkar. İnsanlar ve anlatılanlar olabildiğince sıcak ve ?mahle?nin içinden. Çünkü o mahalle bir dünya. Çünkü Rızgo?yu, Uso?yu, Sabro?yu anlatıyor. Çünkü zangoçu, demirciyi, ebeyi anlatıyor. Çünkü Ermeniyi, Kürdü, Türkü, Süryaniyi anlatıyor. Çünkü Hristiyan?ı, Müslüman?ı anlatıyor. Çünkü bizatihi insanı anlatıyor. O derin yarayı görüp onun merheminin yazı olduğunu bilerek anlatıyor. Margosyan bunları anlatırken mizahi bir dil kullanıyor. Karakterlerin içinde bulunduğu durumlar elbette hüzünlü, elbette farkında olmadan ötekileşmiş. Göçüp gidenler, geri dönemeyenler, dünyanın dört bir yanına zorunlu olarak seyahate başvurmuş olanlar okuyanı kederin kıyılarından geçiriyor. Ama Margosyan illa ki küçük bir gülümseyişle bitiriyor hikayesini.

Ermenice taşra edebiyatı
Margosyan, uzunca bir zamandır ?gavursuzlaştırılmış? bir mahalleden söz ediyor. Adına Gavur Mahallesi denmiş, iştetam da bu yüzden belki de farkında olmadan ötekileştirilmiş, farklı bir kimlik verilerek ayırılmış bir mahalleden sesleniyor biz mahalle dışındakilere. 1930?lu yıllara gidiyor ve çeşitli karakterler, hikayeler, durumlar aracılığıyla o zamanın çokkültürlülüğünü mahalle sıcaklığıyla anlatıyor.
?Gavur Mahallesi?, Ermenice taşra edebiyatı geleneğinin son temsilcilerinden Margosyan?ın ilk kitabı aslında. Türkçe yayımlandığı zaman büyük bir ilgiyle karşılanan, yıllardır hâlâ sıklıkla okunan ?Gavur Mahallesi?ne kaynaklık eden Ermenice Mer Ayt Goğmerı (Bizim Oralar) öykü derlemesinin ilk yayımının üzerinden tam yirmi yedi yıl geçti. Şanslı bir kitaptı bu. Çoğu kitaba nasip olmayacak uzun ve bereketli bir macerası oldu bugüne dek. Önce, 1988?de Paris?te, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukcuyan Edebiyat Ödülü?nü kazandı. Ardından, Bebekus?un Kitaplığı, Margosyan?ın Türkçeyle yeniden yazdığı öyküleri ?Gâvur Mahallesi? adıyla yayımladı. Öte yandan bu kitap, 1993?te Ermeni edebiyatına ve kültürüne açılan pencere olma gayesiyle kurulan Aras Yayıncılık?ın ilk yayını oldu ve ardı sıra yeni baskılar yaptı. Aras Yayınları o gün bugündür Ermeni edebiyatının birçok temsilcisini Türkçe okuruyla tanıştırıp o edebiyatın ruhunu anlamamıza vesile oldu.

“…Gavur Mahallesi’ni ilk yazdığım zaman bana, ‘Bu kitabın ismi niye Gâvur Mahallesi?’ diye sormuşlardı. Ben de demiştim ki, onu bana değil, bu ismi bize layık görenlere söyleyin. İyi de olmuş. Gâvur Mahallesi, orada yaşayan azınlıkların hiç olmazsa bir bölümünü okuyuculara getirdi ve paylaştık. Ve çok mutluyum. ”
(*) Mıgırdiç Margosyan, Diyarbakır?da yıllar yılı yaşanan çok kültürlülüğü ?Gavur Mahallesi? isimli kitabında ne güzel öyküler. Kitapta, 1930?larda Diyarbakır?ın Gavur Mahallesi olarak anılan Hançepek?te Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin, Türklerin, Muhacirlerin, Boşnakların, Kürtlerin yıllar yılı neşeli, mutlu, paylaşımcı, öteki nedir bilmeden, salt ?insan? olma temelinde kurulu yaşamlarına tanık olursunuz… Margosyan?ın anlattıkları artık hikayelerde kalmış… Anneler babalar öldükçe çocukların kimileri yurt dışına; kimileri de İstanbul?a göçmüş. 2007?ye gelindiğinde iki Süryani, bir Keldani aile ve bir de
Ermeni karı koca kalmış Diyarbakır Hançepek?te, Sarkis Eken ve Bayzar Alata… Onlar, Süryani Kilisesi?nin geniş avlusunun içinde yer alan küçücük bir evde yaşıyorlar. Evlerinin alt katı Diyarbakır?a, kiliseyi ziyarete gelenleri ağırlamak için misafirhane olarak da kullanılıyor. Sarkis Eken geçmişi anlatırken; ?Eskiden buralarda hayat çok güzeldi. 500 hane Ermeni vardı. Çok mutluyduk. Sonra göçtüler yavaş yavaş. Şimdi kimse kalmadı buralarda. Herkes kendi kültürünü yaşatırdı? diyor
Sarkis Eken, 1939?da Silvan?da doğmuş. Babası ona Ermenice Sarkis adını vermiş ama nüfusta Sıtkı yazdırmış ne olur ne olmaz kaygısıyla…
Annesi genç yaşta ölünce, babası hemencecik yeniden evlenmiş. Analığı dört ve beş yaşındaki kız kardeşlerine kötü davranınca da Sarkis Eken çareyi 18 yaşındayken evlenmekte bulmuş: ?Kız kardeşlerimin durumuna çok üzülürdüm. Evlenmek istediğimi söyleyince, yengem, ?Karşı köyde bir Ermeni kız var. Onunla evlendirelim? dedi. Ben de ?Tamam? dedim. Hiç tanımıyordum. Benden üç yaş büyüktü. Mecburiyetten evlendim Bayzar ile. Ama resmi nikâhımız yok. Papaz nikâhı ile evlendik. Hâlâ yok resmi nikâhım. Önceleri sevmiyordum onu. Çocukluk işte. Ama Bayzar Hanım, benim kız kardeşlerime çok güzel baktı. Onlara anne gibi davranırdı. Sonra onu sevmeye başladım. Şimdi seviyorum onu. Ama ben doğruyu söylüyorum. Önceden sevmezdim.?

Sarkis ile Bayzar, 1960?larda Diyarbakır?da Hançepek?e göç etmişler. Sarkis, Diyarbakır?ın köylerindeki zengin Türk-Kürt aşiretlerin bahçelerinde tarım işçiliği yapmış yıllarca. Sarkis ile Bayzar?ın çocukları olmamış. Ama kardeşleri çocukları gibi olmuş evlerinde. Sonra her biri teker teker evlenip Diyarbakır?dan göç etmişler… Bir tek Bayzar?ın kız kardeşi Vektorya kalmış yanlarında. Onun da kocası 10 sene önce ölünce, Vektorya da ablasıyla eniştesinin yanına yerleşmiş. Son Ermeniler, Diyarbakır?ı terk etmek istemiyorlar. Üç aydan üç aya aldıkları 250 YTL yaşlılık maaşı ile yaşamlarını sürdürüyorlar. Yaşadıkları mahallede çok mutlular. Yine ayrıları gayrıları yok. Bayzar Alata, bizi yolcu ettikten sonra komşusu Türkan?a oturmaya gidecek. Yine Türklerin dini bayramlarında onlar da bayram yapacak, dini günlerinde Türkler, Kürtler onların evine konuk olacak. Diyarbakır?ın ?Gavur Mahallesi?nde kalan son ?gavurlar? huzur içinde yaşayacak.
(*) 04.11.2007 tarihli www.gazetevatan.com sitesinden ?Gavur Mahallesi?ni onlar bekliyor? adlı yazıdan alınmıştır.

“Ben 38 doğumluyum ve 15 yaşıma kadar Gavur Mahallesi?nde büyüdüm. Yoksulduk zaten zengin olanımız çok azdı. Bizim evde dört dil (Ermenice, Kürtçe, Zazaca, Türkçe) konuşuluyordu. Yani bulunduğumuz coğrafyanın yansıması olan bir diller harmonisi… O yıllarda Diyarbakır zanaatkarlarının yüzde 80?ni biz Ermeni?lerden oluşuyordu. Bir taraftan okula gidiyor diğer taraftan meslek öğrenmek için çıraklık yapıyorduk. Bazı farklılıkların olduğunu sokaktaki oyunlarımızdan, evlerdeki kimi sohbetlerden biliyorduk lakin hiç bir zaman kimliğimizi tam olarak bilmedik. Sonra ben 15?indeyken biletimiz İstanbul?a kesildi. Büyük şehir görmek , özellikle İstanbul?u görmek ayrıcalıktı. Ben hem sevinç hem de hüzünle geride bıraktım Türkçe gavur, Kürtçe fılla sözcüğünü. Daha İstanbul?a ayak basar basmaz bu kez şu cümleyle karşılaştım. ?Koşuun! Koşuuun! Anadolu?dan Kürtler gelmiş..? Nereye gitsek hemen konacak bir lakap bulunuyordu.!? Mığırdıç Margosyan

Celal Başlangıç?ın 31.03.2001 tarihli Radikal Gazetesi?nde kitaba dair yorumu
?Surp Gragiryos Kilisesi’nin zangoçu Uso, demirci kardeşleri Sabro ve Rızgo yok artık. Güzeller güzeli Meryem ölünce kimse çalmıyor artık kilisenin çanını.
Yakındaki Şeyh Matar Camii’nin müezzini, bitmek tükenmek bilmeyen çan seslerine “ya sabır, ya sabır” diye katlanmıyor. Dört Ayaklı Minare’den gelen ezan sesine, Surp Gragiryos’un çan sesleri karışmıyor bugünlerde:
“Allahu ekber, Allahu ekber!…”
“Ding-dong, ding-dong!..
“Allahu!..”
“Ding!..”
“Ekber!..”
“Dong!..”
Demirci Dikran bir kulağı Uso’nun çan sesinde, diğer kulağı Kürt müşterisinde, körük çeken çırağına bağırıp durmuyor artık; “Dı hade çeek, ula çek” diye. Mahallenin bütün çocuklarını doğurtan Kure Mama’dan, bir tutan ‘bırnoti’ yani enfiye isteyen çocukların bir kısmı bu dünyadan çoktan göçüp gittip.
Ama hâlâ bir delikanlı gibi dimdik ayakta duranlar var elbette. İşte Diyarbakır’daki Gâvur Mahallesi’ni, yani Hançepek’i memleketin dört bir yanına duyuran Mıgırdiç Margosyan’la o Gâvur Mahallesi’ni birlikte gezip anlattığı birbirinden güzel, sımsıcak insanları, öyküleri dinlemek ayrı bir keyif. Margosyan’ın anlattığı, Diyarbakırlı Ermeni Kejo’nun öyküsü bile bir zamanlar burada yaşanan çokkültürlü alaşımın bir ışıltısı:
“Diyarbakır’da yaşıyorsunuz, her sabah erkenden kalkıp işinize, yani sıvacılığa gidiyorsunuz. Yolda yürürken, tanıdık, eş, dost, akraba, bir sürü insana rastlıyorsunuz. Kimine Ermenice ‘pariluys’, kimine Arapça ‘selamünaleyküm’ diyorsunuz; akşam, kireç, harç, badana, boya karışımı elbisenizle işten dönerken de, yine kimilerine Ermenice ‘parirgun’, bazılarına Türkçe ‘iyi akşamlar’, başkalarına da Kürtçe ‘evarete ğher’ deyip, omuzunuzda taşıdığınız kocaman karpuzunuzla eve giriyorsunuz; sizi, gelinlerin boynundaki sıra sıra inciler gibi, boy sırasına dizilmiş kızlarınız karşılıyorsa, onların arasında şöyle kara kaşlı, kara gözlü, donsuz ve ‘yiğidin malı ortada’ diyen bir oğlanın karşılamasını istemez miydiniz?”
Mıgırdiç ile birlikte Gâvur Mahallesi’nin derinliklerine doğru giriyoruz. Her bir duvarı, her bir evi özenle anlatıyor Margosyan. Yanında Eşber Yağmurdereli var. Her bir anlatılanı en ince ayrıntısına kadar görüyor. Ferhat Tunç, yıllardır türkülerini söylediği insanlarıyla birlikte dinliyor Mıgırdiç’i. Gülten Kaya, yakasına bir kırmızı karanfil olarak takıp getirmiş Diyarbakır’a Ahmet Kaya’yı.
Surp Gragiryos Kilisesi koskocaman bir yıkıntı olarak duruyor karşımızda. Margosyan bu görkemli kilisenin onarılması için gerekli kaynakları sağladığını, bir tek önlerinde bürokratik sorunlar kaldığını anlatıyor.
Bu sırada Diyarbakır’da kalan son Ermeni Artin Zor geliyor yaşlı gözlerle. Sarılıp öpüşüyorlar Margosyan’la. “Hatırlıyorum” diyor Artin “Şu kadarcık bir çocuktu Mıgırdiç. Koltuğunun altında defteri, okula giderdi her gün.”
Tavanı tümüyle çökmüş, tabanı ‘belki altın buluruz’ umuduyla delik deşik edilmiş bir zamanların görkemli kilisesinden çıkıp yandaki küçük binaya geçiyoruz. Kapının kilidini, anahtarı özenle saklayan bir Kürt kadını açıyor. Burası önceden Ermeni okuluymuş. Büyük kilise çökünce, bu bina kiliseye dönüştürülmüş. Küçücük bir yer. Kapı girişine terlikler dizilmiş. Hemen kapının dibindeki duvarda din adamlarının ayin yaparken giydikleri elbiseler var. Mumlar da hazır. Sanki birazdan Ermeni cemaati içeri girip ayine başlayacak gibi…
Bir düşe dönüşüyor Mıgırdiç’le Gâvur Mahallesi’nde gezmek. Ayrılırken, evinin merdivenlerinin üzerine çıkan Diyarbakır’ın bilinen son Ermenisi Artin’i hep birlikte alkışlıyor Hançepek’i gezenler. Geride, yaşlı gözlerle bırakıyoruz Artin’i. Gidenlerin arkasından ağlamak Ümit Kaftancıoğlu’na göre ‘bir uyanışın simgesi’ydi ya, işte aynen öyle oldu. Biz giderken arkamızdan Artin ağlıyordu, giden Ermenilere de Diyarbakır’da kalanlar.?

Mığırdıç Margosyan?ın Yaşam Öyküsü
Diyarbakır’ın Gavur (Hançapek) Mahallesi’nde 1938 yılında doğdu. İlk öyküleri Ermenice Marmara gazetesinde çıktı. Agos gazetesinde makale yazmaktadır. Yeniyüzyıl gazetesinde 8 Ekim 1997 tarihinden itibaren aralıklarla yazıları çıkmaya başladı. “Gavur Mahallesi”, “Söyle Margos Nerelisen” ve “Biletimiz İstanbul’a Kesildi” adlı kitapları vardır. Mığırdıç Margosyan?ın ‘Gavur Mahallesi’ adlı eseri, 1998 yılında Fransa’da Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Ruken Bağdu Keskin tarafından Kürtçe?ye çevrildi ve Avesta Yayınları tarafından yayınlandı (1999). ‘Biletimiz İstanbul’a Kesildi’ adlı eserinde, Diyarbakır’dan İstanbul’a ana dilini öğrenmek için gönderilişini anlatırken, Karagözyan Ermeni Yetimhanesi’ne yerleştirildiklerinde ermeni çocukların ağzından işittiği ‘Koşuun! Koşuun! Anadolu’dan Kürtler gelmiş” sözünü unutamadığını belirtiyor.

1994 yılında kurulan Aras yayıncılığın yöneticilerinden biri olan Margosyan, gazeteci Savaş Özbey?e, Aras Yayıncılık’ın amacının Türk okuruna Ermeni yazarların eserlerini tanıtmak olduğunu söylüyor. Her etnik topluluğun kendine göre bir kültürü olduğuna göre, topluluklar arası iletişiminde en iyi biçimde kültür yoluyla olacağı görüşünü savunuyor. Yayınladıkları kitapların farklı kesimlerden, hatta bu gibi konularda hassasiyetleri bilinen sağcı çevrelerden bile çok olumlu tepki aldıklarını belirten Margosyan, yayınladıkları kitaplardan bazılarının Ermenice olduğunu belirtiyor. Mığırdiç Margosyan, İstanbullu Selma Nişan’la evlidir.

Türkiye’de Ermeni cemaatiyle yakından ilgilenen ve onların lehine yazdığı yazılarla tanınan gazeteci Semra Somersan’dan öğrendiğimize göre, babası Diyarbakır’daki Süleyman Nazif İlkokulu’nu bitirince ermenice öğrenmesi için Margosyan’ı İstanbul’a yolluyor. Çünkü, babası dişçi Ali, “Asıl adının Sarkis olduğunu, Ali isminin kendisine sonradan Siverek’te bir köy ağası tarafından verildiğini, Birinci Harbi Umumi’nin sürgün artığı olduğu için dört yaşlarında sünnet edilip müslümanlaştırıldıktan sonra isminin değiştirildiğini, aslında bir filla, yani Ermeni çocuğu olduğunu, çocuk yaşta çobanlık yaptığı için okuyup yazma öğrenemediğini, bu nedenle de ona ana dilini hiç olmazsa öğreterek, böylece tarihle bir tür hesaplaşmaya soyunduğunu” Diyarbakır’da herkese anlatmış, öyle ki olayı bilip duymayan kalmamış.?Hakikaten Mığırdıç Margosyan da, babasının bu tavrını bir nevi vasiyet olarak kabul etmiştir.

Eserleri
Söyle Margos Nerelisen ?, Gavur Mahallesi, Biletimiz İstanbul’a Kesildi, Aras Yayınları İstanbul
Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000

Mıgırdiç Margosyan
From Wikipedia, the free encyclopedia
Jump to: navigation, search
Mıgırdiç Margosyan (b. 23.12.1938) is an Turkish author of Armenian descent.
Margosyan was born on December 23rd, 1938 in the Hançepek district of Diyarbakır, Turkey. He received his primary education at the Suleyman Nazif İlkokulu and Ziya Gökalp Ortaokulu in Diyarbakır, and continued his secondary education at the Armenian community schools in Istanbul, attending Bezciyan Ortaokulu and Getronagan Lisesi. Margosyan received his college degree from the Philosophy Department of the Faculty of Letters at the Istanbul University.
Between 1966-1972, Margosyan worked as the school director of the Surp Haç Tıbrevank Armenian High School and also taught philosophy, psychology, Armenian language and literature. Later he left teaching and started commercial activities.
Margosyan published a number of short stories in Armenian at the Marmara newspaper, some of which were later collected and published under the name Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) (1984). In 1988 Margosyan received the Eliz Kavukcuyan Literature Award for authors writing in Armenian in Paris, France. Margosyan published Gavur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) and Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) in Turkish and in 1999 published his second book, Dikrisi Aperen in Armenian. His book Gavur Mahallesi was translated into Kurdish and published in 1999 with the title Li ba me, Li wan deran by Avesta Publishing in Istanbul.
Margosyan’s articles for the daily Evrensel newspaper, were published under the name Çengelliiğne in 1999. Margosyan continues to write for the Evrensel daily in his column Kirveme Mektuplar, some of which were published in 2006 under the same name.
Margosyan’s last book is an autobiographical novel, Tespih Taneleri published in Turkish in 2006.
www.wikipedia.org?dan alınmıştır.

Kitabın Künyesi
Üç Dilde Gavur Mahallesi
Mıgırdiç Margosyan
Aras Yayıncılık / Öykü Dizisi
Ermenice,Kürtçe,Türkçe
İstanbul, Nisan 2011, 1. Basım
328 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Ermeni Edebiyatı
Kirveme Mektuplar – Mıgırdiç Margosyan

Aras Yayıncılık, 2009 yılında kitapçı raflarındaki yerlerini alan Zurna, Kürdan ve Çengelliiğne'nin ardından 2006 yılında Lîs Yayıncılık tarafından ilk baskısı...

Kapat