Lutsika Dudu – Hagop Ayvaz

Hayat, İstanbul’un avam Ermenicesi’ni aldı götürdü, neredeyse hiç konuşulmuyor artık. Hagop Ayvaz, 1968-1996 yılları arasında yayınladığı Ermenice tiyatro dergisi “Kulis”te yazdıklarıyla bu özgün dili Lutsika Dudu’nun ağzından yaşatmaya çalışmıştır. Türkçe ve İstanbul’da konuşulan diğer dillerle harmanlanmış bu kendine özgü ağzın dergi sayfalarında kalmasını istemedik ve H. Ayvaz’ın 1968’den ve 1996’ya kadar yayınladığı 280’e yakın Lutsika Dudu macerasını barındıran bir seçki hazırladık.

Lutsika Dudu kim mi? O, artık yaşı kemale ermiş ama her şeyi bilen, bilmese de kendi yöntemleriyle öğrenip ifşa etmekten (!) çekinmeyen bir Ermeni “müzevir Müzeyyen”, bir kız kurusu”…

Bu kitap, biraz gülmek isteyen okurun bu ihtiyacını kati surette tatmin edeceği gibi, İstanbul Ermenileri’nin avam ağzını ve yaşam tarzını incelemek isteyen filolog ve sosyologlara da bir kaynak olarak hizmet edecektir. (Önsöz)

Kitabın Künyesi
Lutsika Dudu
Hagop Ayvaz
Aras Yayıncılık
Ermenice
2. baskı, Haziran 2003
168 sayfa

Hagop Ayvaz, 1911?de İstanbul Yenikapı?nın Langa semtinde doğdu. 8 yaşındayken babasını kaybetti. Topkapı Levon Vartuhyan ve Taksim?deki Esayan Okulu?nda okudu. Ortaokulu bitirdikten sonra Beyazıt?taki Çatal Han?da ayakkabı imalatı yapan üvey babasının yanında çıraklık yaptı. Bu handa sayacılık yapan Harutyun Samurkaş?ın aracılığıyla tiyatrocu Krikor Hagopyan?ın Arevelyan Taderakhump?u (Doğu Tiyatrosu) ile tanıştı ve 1929?da figüran olarak ?Değirmencinin Kızı? operetinde sahneye çıktı. 1935?te askere gidene dek, çeşitli kumpanyalarla yazın Büyükdere?deki Hafız Ahmed?in bahçesinde, Talimhane?deki Altın Tepe bahçesinde, Yenişehir Kuşdili Tiyatrosu?nda, Üsküdar Beyleroğlu bahçesinde, kışları ise Beyoğlu Ses Tiyatrosu, Şehzadebaşı Millet Tiyatrosu, Pangaltı İnci Tiyatrosu gibi kapalı salonlarda sahne aldı. 1935?te Ara Aginyan vasıtasıyla Jamanak gazetesiyle tanıştı ve tiyatro eleştirileri kaleme almaya başladı. Cumhuriyet?in ilk yıllarından itibaren, 1946?ya dek Ermenice oyunlar yasaklanmış olduğu için bu oyunlar Türkçe sahneleniyordu. 1946?da Ermenice tiyatro yasağı kalkınca Kulis dergisini kurdu ve 1996?ya dek, 50 yıl, hiç ara vermeden bu dergiyi yayımlayarak kültür hayatına hizmet etti. 1997?de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirildi. 1996?da Agos gazetesi kurulduktan sonra, bu gazetenin Türkçe ve Ermenice sayfalarında, “Hatırladıklarım,” “Sahne Arkadaşlarım,” “Lutsika Dudu,” başlıklarıyla yazılar kaleme aldı. Lutsika Dudu başlıklı yazıları aynı adla Aras Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. 2006?da, 95 yaşında hayatını kaybetti. Şişli Ermeni Mezarlığı?na gömüldü.

Cüneyt Yalaz – Hagop Ayvaz?ı Ne Zaman Kaybettik?
Yazar: Cüneyt Yalaz
Başlık: Hagop Ayvaz?ı Ne Zaman Kaybettik?
Yayın: BGST
Tarih: 24.10.2006
29 Eylül Cuma günü tiyatromuzun önemli isimlerinden birini kaybettik. Hagop Ayvaz 95 yıllık hayatı boyunca yaptıklarıyla eşine az rastlanır bir tiyatrocu portresi çizdi. Hiç şüphesiz onu biricik kılan özelliği, Ermenice hazırlanan “Kulis” isimli tiyatro dergisini tam 50 yıl boyunca yayınlamış olmasıydı.
Hagop Ayvaz, 1911 yılında İstanbul’un Yenikapı semtinde doğdu. Daha sekiz yaşındayken babasını kaybetti. İlkokul eğitimini Topkapı Levon Vartuhyan okulunda aldı, daha sonra Esayan okulunda devam ettirdi. Krikor Hagopyan önderliğinde Narlıkapı’da gösteriler düzenleyen Şark Tiyatrosu grubuyla tanıştı ve 1929 yılında bir operette ilk rolünü üstlendi. Daha sonra Boğos Karakaş’ın tiyatro grubuna katıldı. Arşaluys Balayan’la tanıştı ve 1937 yılında evlendi, Ayvaz iki çocuk ve dört torun sahibi oldu. 1950 yılında Esayan Okulundan Yetişenler Derneği’nin sahnesinde birçok tiyatro oyunu sergiledi. Aynı tarihten itibaren İstanbul Ermeni basınında etkin bir rol oynamaya başladı ve hayatının son gününe kadar bu misyonunu başarıyla sürdürdü. 1946 yılında Kulis Sanat Dergisi’ni kurdu ve bu dergi 50 yıl boyunca aralıksız olarak yayımlandı. 1997’de Türkiye Yazarlar Birliği, Hagop Ayvaz’a “Basın Hizmet” madalyası verdi. Ayvaz aynı zamanda Şişli Mezarlığı’nda bulunan aydınların mezarlarının restorasyon çalışmalarına da katkıda bulundu. Kulis dergisinde “Lutsika Dudu” karakteri ile imzalanmış mizahi makaleler daha sonra Aras Yayınları’nın çabalarıyla yayımlandı. 2003 yılının Haziran ayında bu makaleler kitap halinde ikinci kez yayımlandı. Son yıllarda Hagop Ayvaz’ın tiyatro yazıları Agos gazetesinde yayımlanıyordu.
Tiyatro ve yayımcılıkla geçen uzun bir hayat sona erdi. 5 Ekim tarihinde toprağa verilen Ayvaz tiyatro sahnesi biçiminde tasarlanmış mezarına kavuştu. Artık sonsuza dek sahnede olacak. Işığı bol olsun. Varbed Hagop’u kaybettik.
Peki biz Hagop Ayvaz’ı gerçekte ne zaman kaybettik?
Biz aslında Hagop Ayvaz’ı daha doğmadan önce kaybettik. Tiyatro tarihi ile çok az ilgilenmiş biri bile Türkiye’de modern anlamda tiyatronun Ermeniler tarafından kurulduğunu, ilk kumpanyaların kurucularının ve kadrolarının Ermenilerden oluştuğunu, ilk Batılı klasiklerin Ermeniler tarafından çevrilip sahnelendiğini bilir. Modern “Türk” tiyatrosunun kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul’un tiyatroyu asıl olarak Ermeni sanatçılardan öğrendiği kendisinin de ifade ettiği bir gerçektir. Bütün bu gerçekler bütün sanat tarihçilerimiz tarafından dile getirilir. Ama bütün bu tarihçilerimizin bir türlü dile getirmediği bir gerçek daha vardır. Bunca Ermeni sanatçı, bunca birikim, bunca kumpanya nereye gitmiştir? Nedense kimse bundan bahsetmez. Sanki on beş yirmi yıl içerisinde bu insanlar, bu kültür uzaylılar tarafından kaçırılmış, Türkçe’yi mükemmel konuşan birkaç oyuncu dışında hepsi profesyonel sahne hayatından silinip gitmişlerdir. Yüzyıl başındaki milliyetçilik akımının sözcüleri Ermeni tiyatrocuları sahne üzerinde görmekten hoşnut değillerdi. Zira, onlara göre, Türkçe’yi kendilerine özgü bir aksanla konuşan bu insanlar sahneye yakışmıyor, kullandıkları dil seyircinin karakterle empati kurmasını engelleyen bir öğe olarak ortaya çıkıyordu. Bu elbette bir bahaneydi. İki nedenle: birincisi o dönemin seyircisi için bu aksanlı dil hiç de yabancı oldukları bir şey değildi gündelik hayatta çokça karşılaştıkları bir şeydi ikincisi hangimiz Münir Özkul’un Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nda Thomas Fasulyeciyan rolünde Ermeni aksanıyla attığı o muhteşem tiratla empati kurmayız, bu tirat karşısında hangimizin gözleri dolmaz. Sonuçta Türk entelijensiyasının kusursuz Türkçe saplantısı Ermeni oyuncularından sahnelerden silinmesinde önemli bir rol oynamış ve Hagop Ayvaz’ı daha doğmadan kaybetmemize neden olmuştu.
Kuşkusuz Hagop Ayvaz’ı ikinci kez 1915 tehciri sırasında yaşanan Ermeni katliamında kaybettik. Yüzyıllardır bu toprakların kültürel zenginliğine en önemli katkıyı yapmış bir halkı düşman olarak görmeye başladığımızda kaybettik. Bu katliamı henüz dört yaşında olan bir çocuğun zihnine nakşettiğimizde kaybettik. Her ne kadar tehcirden etkilenen asıl kesim Anadolu’da yaşayan Ermeniler olsa da, artık bu topraklarda ?İstanbul da dâhil- Ermeni olmak başlı başına meseleydi. Henüz dört yaşında olan bu çocuk artık soydaşlarının katlediliş hikâyeleriyle büyüyecek, hayat boyu bu travmanın yarattığı “ürkeklikle” yaşamaya zorlanacaktı. Henüz dört yaşında olan bu çocuk dilini kamusal alanda rahatça konuşamayacağı, kendi dilinde özgürce tiyatro yapamayacağı bir ortamda büyüyecekti. Çocukluktan tiyatroya sevdalanan ve ilk kez 18 yaşında Şark Tiyatrosu’nda sahneye çıkan Hagop Ayvaz’ı kendi dilinde, Ermenice tiyatro yapmak yasaklanınca kaybettik. İttihat ve Terakki yıllarında ve cumhuriyetin ilk döneminde profesyonel sahnelerde Ermenice’yi duymak mümkün değildi. Hagop Ayvaz yıllarca “yabancı dilde” tiyatro yapmak zorunda kaldıktan sonra, İkinci Dünya Savaşı sonrası “demokratikleşme” ortamında Ermenice tiyatro yapma yasağının kalkmasıyla anadilinde tiyatro yapmaya dönebildi. 1946’da İsmet İnönü’ye “neden Ermenice tiyatro yapamıyoruz?” sorusu sorulduğunda, İnönü “böyle bir yasaktan haberi olmadığını ?nasıl oluyorsa- isteyenin Ermenice tiyatro yapabileceğini” söylüyor. İsmet Paşa’nın bir anda “özgürlük havarisi” rolüne bürünebilmesinin nedeni savaş sonrası dönemin “demokratik” rüzgarları olduğu kadar, sayıları milyonlarla ifade edilen bir halkın nüfusunun artık on binlerle ifade edilen rakamlara inmiş olmasıdır. Ne de olsa varlık vergisi sayesinde nüfus olarak azalmış olan gayrimüslimlerin ekonomik olarak da zayıflatılması operasyonu başarıyla tamamlanmıştır.
Elbette Hagop Ayvaz’ı Varlık vergisiyle de kaybettik. Aylığı 75 lira olan Hagop Ayvaz’dan 500 lira vergi istediğimizde kaybettik. Vergisini ödeyemeyenlerin Aşkale’ye sürgüne gönderildiği, buradaki çalışma kamplarında insanlık dışı koşullarda çalıştırıldığı Varlık vergisi yılları, gayrimüslimler için hem kalan son ekonomik güçlerinin ellerinden alınması, hem de devlet tarafından “üvey evlat” olarak görüldüklerinin bir kez daha yüzlerine vurulması yıllarıydı. Neyse ki halkımız ?en azından bazıları- devletimiz kadar acımasız değildi ve askerlik döneminde komutanı olan bir albay Ayvaz’a 500 lira borç vererek onu son anda Aşkale’ye gitmekten kurtarmıştı.
Askerlik demişken: Hagop Ayvaz’ı dört kez askere aldığımızda da kaybettik. Vatandaşlık haklarından minimum düzeyde faydalanabilen Ermeniler, vatandaşlık “sorumluluklarını” tam anlamıyla yerine getirmek zorundaydılar. Hayatının belki de en verimli yıllarında bir tiyatrocuyu dört kez askere alarak onu kaybettik. Hagop Ayvaz’ı babasından kalan Üsküdar’daki evini satmaya mecbur bıraktığımızda kaybettik. 1946 yılında çıkarmaya başladığı Kulis dergisini yaşatabilmek için Hagop Ayvaz evini satmak zorunda kaldı. Ama Ayvaz yılmadı kendi deyimiyle “bütün şarkı dolaştı” Halep, Beyrut, İran, Yunanistan’dan dergisine aboneler buldu. Bunu yapmak zorundaydı zira Ermeni nüfus giderek tükenmeye başlamıştı. Türkiye ile sınırlı kalmak Kulis’in de sonu olacaktı.
Hagop Ayvaz’ı 6?7 Eylül olaylarıyla kaybettik. Ülkenin tarihine kara bir leke olarak düşen olaylar asıl olarak Rumları hedef alsa da Ermeniler de linç kalabalığının hışmından nasiplerini almışlardı. Azınlıkları azaltma politikası sürüyordu ve azınlık vakıfları, okulları üzerinde yürütülen politikalar hep azınlıkların genişlememesi, gelişmemesi içindi. Bu yıllarda sadece insanlar gitmedi, binalar da bitti, Ermeni okulları ve kiliselerinin çoğu yıkıldı, spor tesisi, cami, devlet binası oldu, halk arasında dağıtıldı. Hiçbir şeyin izi kalmadı. Bu iz silme operasyonu sonrasında Ermenilerin de nüfusu artık iyice azalmıştı. Kulis’in okuyucusu azalmış, Ermenilerin tiyatro faaliyeti artık tamamen cemaat içi bir etkinliğe dönüş(türül)müştü.
Hagop Ayvaz’ı demokratik hayatın köküne kibrit suyu eken ve toplumun gericileştirilmesine hizmet eden darbelerle kaybettik. Darbeler dönemi sonrası Hagop Ayvaz ve Kulis için abonelerin azalması demekti: “Sonra bir zamanlar da askeri darbeler yapıldı. Birçok Hıristiyan, Yahudi, Ermeni aileler ondan korktu kaçtı. Benim de abonelerim gitti. Böylelikle stop etmek mecburiyetinde kaldım.”
Evet. Biz Hagop Ayvaz’ı, Hagop Ayvaz’ları kaybettik.
Hem de defalarca.
Ama Hagop Ayvaz kaybolmadı. O elli yıl boyunca çıkardığı Kulis dergisiyle, yarattığı “Lutsika Dudu” karakteriyle, gazete yazılarıyla var olmaya devam ediyor. Kimliğini, dilini, kişiliğini kaybetmeden onurlu bir yaşam sürmenin simgesi olarak var olmaya devam ediyor.
Işığı bol olsun.

Karin Karakaşlı – Yılların İkilisi: Lutsika Dudu ve Baron Ayvaz
Yazar: Karin Karakaşlı
Başlık: Yılların İkilisi: Lutsika Dudu ve Baron Ayvaz
Yayın: Agos Gazetesi
Tarih: 20.04.2001
Bugünlerde güngörmüş bir Ermeni kadını İstanbul’u ve cemaatini anlatıyor bizlere. Hem de öyle bir hararetle anlatıyor ki susturabilene aşk olsun. Yıllar boyu Kulis dergisinde, ardından da Agos’ta karşımıza çıkan Lutsika Dudu, tası tarağı toplayıp bir kitaba atmış kapağı. Keyfine diyecek yok. Aras Yayınları’ndan çıkan ve kendi adını taşıyan kitapta dilediği gibi çene çalıyor.
Lutsika Dudu’nun yaratıcısı, yılların tiyatro ustası Hagop Ayvaz. Bizim deyişimizle Baron Ayvaz. Kuşkusuz Lutsika Dudu’nun en önemli özelliği Türkçe harmanlı özel Ermenicesi, şimdilerde pek çok şey gibi yoklara karışmış o bir dönemlerin orta sınıf İstanbul Ermenice lehçesi değil. Onu daha da vazgeçilmez kılan o tatlı dille anlattığı birbirinden çarpıcı, cemaatin gündelik yaşam hikâyeleri.
Her biri gerçek bir karamizah harikası olan bu hikayeler cemaatin toplumsal yaşamındaki çarpıklıkları, aksaklıkları, kaypaklıkları olanca çıplaklığıyla ortaya koyuyor. İlk kez 1968’de boy gösteren Lutsika Dudu’nun öyküleri, aradan geçen yıllara meydan okurcasına her dem taze. Hal böyle olunca sevmeyeni de bol Lutsziga Dudu’nun ama ne gam. Lutsika Dudu’da öyle sevene sevmeyene aldıracak göz yok, o yalnızca kendi doğrularının peşi sıra gidiyor yıllardır, tıpkı yaratıcısı gibi.
Her cuma sabahı Agos’a uğrar Baron Ayvaz. Gazetelerini alırken mutlaka eski haftaya dair söyleyecekleri olur herkese. Ben de onun temiz ilgisinden, değerli eleştirilerinden nasiplenirim. Onu bu denli üretken ve yaşama bağlı gördükçe hepimiz taze şevkle oturur çalışırız. En azından Baron Ayvaz okuyacaktır, biliriz. Bekleyecektir Agos’un yeni sayısını.
Tutkuyla bağlanır Baron Ayvaz sevdiği şeylere. Tiyatro, Kulis, Lutsika Dudu, Agos koca gönlünde bu sevdadan payını alan birkaç şanslı dünyadır yalnızca. Hiç unutmam bir bayram günü gazetede kimseleri bulamayınca başımıza bir şey mi geldi diye endişelenişini. Şıpsevdilerin de ondan öğrenecek çok şey bulunur. Ne de olsa sevgilerini birbiri üstüne inşa eden, onları çoğaltan bir ustadır Baron Ayvaz. Gazetemizde yazıları yayınlandığında “Fotoğrafların altına Kulis arşivinden yazmayı ihmal etmeyin. Bari derginin ismi böylece yaşasın…” deyişi bundandır.
O Kulis’e verilen 50 yıllık ömrü, bir dergiyi yaşatma inadını en yakından Lutsika Dudu bilir. Lutsika Dudu, Ayvaz’ın kişisel yaşamına da tanıklık eder. Kulis’e uğradığı bir gün Ayvaz’ın tornunun doğum müjdesini alır, bir başka günse eşini muayeneye getirdiği Surp Pırgiç’in bahçesinde ustanın Kulis’in aboneliği için ağız eğdirenlerden duyduğu sıkıntıya ortak olur. Dinlediğiyle kalmaz o gerçekleri herkesin yüzüne çarpıverir. Kimilerinin yanakları kızarır.
Lutsika Dudu’nun gerçekliği, söylediklerinin bugün de geçerli oluşunda gizli. Eleştirileri nasıl da zamanımız için söylenmiş. Yazık, demek fazla bir şey öğrenmeden geçirmişiz aradaki uzun yılları. Lutsika Dudu söylediğiyle, söylendiğiyle kalmış. Ne de olsa Ermenice’nin sınırlarını zorlayan süslü sıfatlarla dolu methiyeler ve çıkarların çatıştığı noktalarda rastlanan iğneli sokuşturmalar ve üstü kapalı göndermeler dışında dürüst, yapıcı eleştirilere, çağdaş sorgulamalara hala çoğu insanın aklı ve gönlü açık değil. Ama zaman, kimilerinin yaşamı sınırlar içinde dondurma ve tekelleştirme ısrarına aldırış etmiyor. Bu kaçınılmaz gerçeği en iyi Lutsika Dudu bilir.
Lutsika Dudu’nun dillendirdiği bizim yakın tarihimiz. O nedenle hayatında hiç Lutsika Dudular görememiş olan yeni kuşaklar için bu derleme kitap gerçek bir armağan niteliğinde. Yüreğinde heyecanlı bir delikanlı saklı Hagop Ayvazlara da, onun güzelim kaleminden hayat bulan sivridilli, “Doğrucu Davut” Lutsika Dudulara da her zamankinden daha da çok ihtiyacımız var.

Yorum yapın

Daha fazla Ermeni Edebiyatı, Mizah, Öykü Kitapları
Hayrig Hayrig – Ara Aginyan

Hayrig Hayrig romanı, Van doğumlu Mıgırdiç Khrimyan'ın (Khrimyan Hayrig- 1820-1907) hayatını anlatmaktadır. O ilk defa Van'da matbaa kurmuş ve Ermenice...

Kapat