Yazar: cemalumit

Estetik ve ahlâk – Zahit Atam

Günlerden bir gün, sene daha 70’lerin başı iken Chomsky ile Foucault oturmuşlar insan doğası üzerine dertleşiyorlarmış, nedense millet de onları seyrediyormuş, bu arada aralarında moderatör denilen birisi de varmış. Dertleri nasıl olmuş ise gelmiş insan niye mücadele eder konusuna ilişmiş. Chomsky demiş ki insan özgürleşmek ister, daha iyi koşullarda çalışmak ister, dünyaya barış gelsin ister,

okumak için tıklayınız

Estetik ve ruhsal yoksulluk… – Zahit Atam

İnsanların çoğu ruhen yoksuldur, bu yoksulluğun ardında yatan ise bu insanların aynaya baktıklarında kendilerini görememeleridir. Kendi suretini çıplak göremeyen insanın sanatçı olması mümkün değil, insan içini anlatıyorsa kendisi olabilir, sanatı olabilir ve kendini keşfedebilir. Bu konuda Fellini’nin söylediği şey çok basit ve doğru idi: “Bütün sanat otobiyografik niteliklidir; inci istiridyenin otobiyografisidir.” Dolayısıyla, kendi geçmişiyle yüzleşemeyen

okumak için tıklayınız

Refah, sanatçı ve estetik – Zahit Atam

Batı ile Doğu arasındaki en temel farklılıklardan birisi, Doğu’da toplumun refah oranı düşük olduğu için sanatçıların geçim kaynakları bulma konusunda çektiği kısıtlar ve geçinmek için sanatından verdiği ödünler meselesidir. Doğulu uyanıklar, kısacası Cem Yılmaz filmlerinde canlandırdığı avantacılar –bu arada Cem Yılmaz’ın kendisi de bir avantacıdır- sanat diye yaptıkları eserleri müşteriye göre ayarlamayı iyi bilir. Eğer

okumak için tıklayınız

Sanat filmi: Festivali Yemlemek… – Zahit Atam

“İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.” (Bizim Sakallı) Tabi insanın Türkiye’de yaşarken yabancılaşmaması çok zor, maşallahı var ülkenin, garip olay hiç eksik olmuyor, her biri birbirinden tuhaf olaylar var, gazete okumak bile kolay değil artık. Dinin toplum içindeki ağırlığı gitgide artıyor, bununla birlikte dinsel söylemin

okumak için tıklayınız

Gardları düşünce kızanlar – Zahit Atam

Bir gün Gaddar bir yönetmenimiz ile konuşuyordum, bir sinema okulu açmıştı, niyeti para götürmek falan değildi, gençliğinde yeterince eğitim alamadığı için, yeni kuşak sinemacıların ciddi bir eğitimden geçmeleri gerektiğine inandığı için okulu açtı. Ona göre Şekeroğlu’nun okulu yeterince iyi değildi ve modern eserleri anlamıyorlardı. Muhafazakârdı. Heyhat, Şekeroğlu’nun okulu bu ülkedeki yıllarca en iyi sinema okulu

okumak için tıklayınız

Tekil ile genel: Analitik düşünmek – Zahit Atam

Hayatımda en zorlandığım şey ile yaşamak durumundayım: Kendimi insanlara tercüme etmek. İnsanlar okuduklarını anlamıyorlar ise ne yapmak gerekir? Kendinizi anlatmaya mı çalışırsınız? Ama çoğunlukla nafile bir çabadır bu, çünkü insanlar sizin dediklerinizden anladıklarını sizin söyleminizin hakikatine yeğlerler. Hayatım boyunca karşıma çıkan insanı sinirlendiren şeylerden birisi netti, bazı insanlara doğruyu anlatıyorsunuz, hatta o sezgisel olarak dediklerinizin

okumak için tıklayınız

Aydıncık hastalığı: Seçkincilik! – Zahit Atam

Bizim üniversite yıllarımızın sonlarında başladı Beyoğlu Pera övgüsü ve söylemi. Sonrasında hatta Giovanni Scognamillo bir kitap “yazdı”: Cadde-i Kebir’de Sinema diye. Sormuştum niçin Cadde-i Kebir diyorsun diye: oranın eski Osmanlıcadaki bir adı da Cadde-i Kebir’dir dedi, peki sen niçin kitabın adını öyle koydun? Öyle daha çok satar diye düşündüm. Sattı mı bari? Hayır satmadı, hatta

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’i anmak ve mirası – Zahit Atam

Bir mirasın güncelliği nedir? Yılmaz Güney’i bugün anmak ne anlama geliyor? Yılmaz Güney’in mirası kadar tuhaf biçimlerde heder edilen bir sinemacı mirası yok günümüzde! Bugüne kadar nedense en tuhaf en yeteneksiz ve en parsacı insanlar bu miras hakkında konuştular, hatta bu mirasa sahip çıkamadık diyerek! Bu insanların yaptıklarına baktığımızda elleriyle ve sözleriyle kendi pratikleri Yılmaz

okumak için tıklayınız

Yılmaz’ı yılmayanlar savunabilir! (1.Bölüm) – Zahit Atam

Türkiye gerçekten ilginç bir ülke: tarihinde belirli önderler var, bunların maddi mirasları üzerinden tartışma çıkarken, aslında bu insanların halkla kurdukları ilişkiler büyük oranda manevi değer taşıyor. Paradoks bu kadar net: Yılmaz Güney’in maddi olarak arkasında bıraktığı nedir? Filmleri: oyuncu, senarist, yönetmen… Bir bakıyorsunuz, ölümünün ardından başlamışlar filmlerini yok etmeye, bir bakıyorsunuz, ölümünün ardından manevi mirası

okumak için tıklayınız

Yılmaz’ın davası hakkında… – Zahit Atam

(yarın son bölüm ) “History is not like some individual person, which uses men to achieve its ends. History is nothing but the actions of men in pursuit of their ends.” (The Holy Family, Ch. VI (1845)) Yani bizim sakallı diyor ki: Tarih tekil bir birey gibi bir şey değildir, kendi amaçları için insanları kullanmaz.

okumak için tıklayınız

Mesleksiz insanlara ünlü diyoruz: Yılmaz Güney’den dersler! – Zahit Atam

Yılmaz Abi’nin iş yaşamıyla tanışması, yani evin ekmeğini getirmek için düzenli işle tanışması 7 yaşına rastlar. Aile, baba eve bir kuma getirince parçalanma tehlikesi yaşar. Ana ve iki çocuğu şehre göçer, kuma ve baba köyde ırgatbaşı olarak çalışırken, aile bölünür, ardından da tipik bir Kürt geleneği olarak 7 yaşındaki büyük oğul evin reisi olur. Yılmaz

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney meselesine dair… – Zahit Atam

Öylesine tuhaf insanlar Yılmaz Güney hakkında konuşuyor ki bu kadar tuhaflık, abeslik olmaz. İnsanın aklı almıyor. Adam Yılmaz Güney anmasına geliyor ve başlıyor kendi dertlerini anlatmaya: Ey tuhaf mahlûkat oraya gelenler seni ve senin çıkarlarını dinlemeye gelmedi, Yılmaz Güney’in sanatı ve mücadelesine dair diyeceğin bir şey varsa, onu anlat, yoksa da sus. Tam anlamıyla mükemmel

okumak için tıklayınız

Resmi tarihin paradoksu! – Zahit Atam

Türkiye’de sistemin asalakları sistemi yönetmeye devam ettiği sürece sistem açık verecektir. Sistemin gözdeleri, eğer sistemin asalakları ise bu sistem sistemi ayakta tutan insanlara eziyet etmeye mahkûm olur. Ömrüm boyunca nice asalağın zıplayarak hoplayarak ve hatta açık iftira ederek sistemin merkezine doğru yürüdüklerini gördüm. Bu konuda en açık durum şu şekilde özetlenebilir: Türkiye’deki sistem son derece

okumak için tıklayınız

Sinema yazarı ne iş yapar? Zahit Atam

1980’li yılları hatırlıyorum: o yıllarda Avrupa’dan gelen filmlere özel bir düşkünlüğümüz vardı, bunlara sanat filmleri diyorduk. Genelde sinema salonlarına çok az geliyorlardı. Boşluğu ise videokasetlerde bulmuştuk. Sinema tarihine bir yolculuk gibiydi. Esasında dünya sinema tarihinde gezinmek gibi yorumlanabilecek bu ‘keşfetme merakı’ Türkiye’de sinema yazınına çok az katkıda bulundu. Sinema yazarlığı Türkiye’de her zaman çok az

okumak için tıklayınız

Marx ve Freud: 1- Ruhsallık ve sosyalizm – Zahit Atam

Artık 2018’e geldik. Kısaca bizim sakallının 200. Doğum yıldönümü. Malumunuz 1818 yılında doğmuştu. Ondan 101 yıl sonra da öteki sakallı Amerika’da Psikanaliz üzerine seminer vermiş, seminerleri büyük başarı olarak yorumlanmış, kendini Psikanalizin dünya çapında kurucusu olmaya, yeni bir bilim olduğunu kabul ettirmeye ve pozitivizmin ruhsallık alanındaki öncüsü olmaya soyunmuştu. Kısaca 2018 yılının bundan sonraki bölümünü

okumak için tıklayınız

Yeryüzü dinlerinden biri: Rassismus – Zahit Atam

Yıllar önce Masumiyet filmiyle Zeki Demirkubuz Fransa’da Chabrol’ün elinden en iyi film ödülü almıştı. Ardından Camus’den bir uyarlama yapma fikrine kapıldı. Fransa’ya başvurdular, onlar yapımcı olmayı kabul ettiler. İlk başta pek heyecanlı geldi proje, sonra Fransızlar projeyi değiştirdiler: Camus’nün Yabancı romanını uyarlamasını istediler. Tabi bir de özel ve özgün şartları vardı… Yabancı romanı Cezayir’de geçer.

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in 34. ölüm yıldönümü üzerine… – Zahit Atam

Artık uzun yıllar geçti, ölüm kapıyı çaldığında Yılmaz Güney’in zihnini en çok yoran bitmeyen kafasındaki projelerdi. Ölümü kabullenemediği ve kavgasının neferi olmak için ruhunda çırpındığı nettir. Aynı zamanda Yılmaz Güney’in kafasında giderek yurtdışında gördükleri acıya dönüşmekteydi. Yurtdışında mücadele etmek için ne kadar hırslı olduğu bilinir, ama aynı yurtdışındaki solcuların ideolojik birikimsizliklerinin ve yaptıkları pratik hataların

okumak için tıklayınız

Yedinci Mühür Yön: Ingmar Bergman – Zahit Atam

Üniversiteye başladığım yıllarda kitaplardan öğrendiğim, çok merak ettiğim, hakkında gereğinden fazla bilip bilmeden konuşulan bir filmdi Yedinci Mühür. Bu tip filmlerin meraklısı bizde genelde “kolejlilerdi” üst başlığı altında toplanabilir. Ama daha ilginç şeyler var: Mesela bu “kolejlilerin” bu filmleri nasıl seyrettikleri gibi: çünkü Kolejlilerimiz aslında bu filmleri bir “film” gibi seyretmiyorlardı. Onlar bu tip filmleri

okumak için tıklayınız

Hayatın Anlamı… üzerine-1 – Zahit Atam

Tolstoy’un garip bir iman hikâyesi var, şaşırtıcı ve elbette üzerinde düşündürücü. Onun hikâyesini garip yapan, ellisinden sonra amansız ve ne yazık ki kimilerine göre anlamsız bir sorunun peşine düşmesi… Önce niye anlamsız görüyor bazıları, onu açıklayayım. Elbette daha önce amansız da olan soruyu söylemek gerekir, basit bir soru aslında: Hayatın anlamı nedir? Okuyucuya baştan hatırlatmak

okumak için tıklayınız

Hayatın anlamı üzerine – 2 – Zahit Atam

Hayata bir anlam aramaya ilişkin daha önceki yazımızda Batılı düşünürlerden örnekler verdik. Şimdi ise daha Doğuya, Rusya’ya ve Tolstoy’a gideceğiz, elbette daha sonra Batıya dönmek üzere. Tolstoy’un itiraflarını nedense solcularımız pek sevmez. Oysaki solcuların kendilerine örnek aldığı Bolşevikler için durum farklıydı. Bolşeviklerin dava önderi ve davalarının mimarı Tolstoy idi. Bundan eminiz, çünkü bizzat Lenin söyler

okumak için tıklayınız