Yazar: cemalumit

Kediler – Onat Kutlar

Bir sürü ölmüş kediyle bir arada yaşamayı seven o eski dostumuzu uzun uzun hatırlamakta ne fayda var. Şimdi onun saçları uzamıyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Belki de uzun bir uykuya yatmıştır. Öyleyse rahatça giyinebilir, sokağa çıkabilirim. Altı gündür bu şehirdeyim. Hep kenar mahalleleri, sessiz sokakları, pis çamurlu dere boyunu gezdim. Kalabalık yerleri ve oraların insanlarını

okumak için tıklayınız

Bizans İmparatorluğunda Felsefe – Marco Di Branco

Bizans İmparatorluğu’nun felsefi kuramsal faaliyetleri, fazla incelemeye tabî tutulmamış, ama olağanüstü ilginçlikte örneklerin olduğu zengin bir alandır. Erken-Bizans döneminde Platoncu düşüncenin “Yeni-Platonculuk”adı altında yeniden ele alınması için temeller atılırken, orta Bizans döneminde felsefe ile teolojinin örtüştüğü görülür. Bizans İmparatorluğu XUI. yüzyıldan itibaren skolastisizmle tanışır; böylelikle, Batı felsefi geleneğinden unsurların Aristoteles’in yöntemiyle kaynaştığı özgün bir düşünüş

okumak için tıklayınız

Düşler, Beden ve Dans Uygulamaları – Elena Cervellati

Erken ortaçağda bedenle ilgili algılar kaçınılmaz olarak dans uygulamaları üzerinde de etkili olur. Bir yandan bedenin aşağılanıp çileye tabî tutulması, diğer yandan övülüp yüceltilmesi çok şiddetli bir gerilime neden olur; tiyatro mekânlarının harabelere dönüşmüş olmasından dolayı yetim kalan bedenler, halka açık meydanlarda veya kiliselerin içinde kendilerini sergilemeye devam ederler. Bazen düzensiz ve dehşet dolu, bazen

okumak için tıklayınız

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun? / Kibrin Tarihi – Ari Turunen

Hemen her dinde günah olarak değerlendirilen; farklı kültürlerde mitlere konu olan; toplumsal yaşamda öteden beri kınanan; binlerce oyuna, romana, filme malzeme olan kibir insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Ari Turunen, kibrin kültürel tarihini eğlenceli ve renkli biçimde, tarihten onlarca örnekle yazıyor. İmparatorlukların ve insanlığın başına gelen yıkımlarda, felaketlerde kibrin, kendini beğenmişliğin, başkalarını hor görmenin,

okumak için tıklayınız

“Kurak Günler”, Obruğun Öte Tarafına – Başak Çeliktemel

Kurak Günler filmi, masaya yatırdığı onlarca toplumsal meseleyi aynı zamanda tartışmaya açan oldukça çarpıcı, başarılı bir film. Sinemanın dili, her ne kadar kendine has olsa da onu parçalara ayırıp anlamamız dil sayesinde gerçekleşir. Sinema filmi ile ilgili inceleme yazısını yazmak istememin nedeni metne, dile ve elbette edebiyata odaklanacak olmam. Bu yazıda, bir gösterge olarak obruğu ve Emre

okumak için tıklayınız

İktidar Tohumları / Osmanlı Çevre Tarihi Üzerine İncelemeler – Onur İnal (Derleyen), Yavuz Köse (Derleyen)

Geniş topraklara yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi araştırılırken ihmal edilen alanların belki de en başında çevre tarihi geliyor. Onur İnal ve Yavuz Köse’nin derledikleri İktidar Tohumları-Osmanlı Çevre Tarihi Üzerine İncelemeler, alanında yetkin birçok ismin katkılarıyla değerli bir kaynak sağlamayı hedefliyor. Uzun süre hüküm sürmüş Osmanlı İmparatorluğu’nun çevre tarihine birçok farklı açıdan, kapsayıcı bir anlayışla bakıyor. Osmanlıların

okumak için tıklayınız

Eşyaların Patriyarkası / Dünya Kadınlara Neden Uymaz? – Rebekka Endler

“Tasarım, bizim fikirlerimize verdiğimiz biçimdir. İnsan yapımı olan her şey tasarlanmıştır. Hem maddi dünyanın eşyalarını -arabalar, seks oyuncakları, matkaplar, bisikletler, kıyafetler gibi- hem de sosyal tasarım gibi -kamusal alan, şehir planlaması, ayrıca dil, yasalar ve politika- maddi olmayan şeyleri içerir. […] Bu kitap, dünyanın neden şu anda olduğu gibi olduğu ve neden pek çok insana

okumak için tıklayınız

Osmanlı‘dan Erken Cumhuriyet‘e / Hayvan Katliamları ve Himaye / Kediler, Köpekler, Kargalar – Ömer Obuz

Daha çok Ortaçağ Avrupası, kediler ve veba özelinde akla gelse de, tarihin belli dönemlerinde kedi ve köpekler başta olmak üzere birçok hayvan katliamı oldu ve bu katliamlar insan-hayvan ilişkisinin ne derece katılaşabileceğini gösterdi. Ömer Obuz, Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Hayvan Katliamları ve Himaye: Kediler, Köpekler, Kargalar adlı kitabında, II. Mahmud döneminden erken Cumhuriyet dönemine kadar ele

okumak için tıklayınız

Teorinin Cini / Edebiyat ve Sağduyu – Antoine Compagnon

Bir metni edebi metin yapan nedir? Eserin anlamı yazarın tekelinde midir? Kurmaca gerçekliği taklit mi eder? Okurun metinde yeri var mıdır? Üslubu meydana getiren nedir? Bir eseri anlamak için muhakkak yazıldığı bağlamı bilmek mi gerekir? Evrensel edebi değerler var mıdır? Teorinin Cini bu kilit sorular etrafına kurulmuş bir kitap. Amacı modern edebiyat teorisinin, özellikle de

okumak için tıklayınız

Çalınan Dikkat / Neden Odaklanamıyoruz? Johann Hari

Gazeteci-yazar Johann Hari, son yıllarda bir şeylere odaklanmakta ne kadar zorlandığını fark ettiğinde suçu önce kendisinde aramış. Ama sonra aslında çoğu insanın aynı sorundan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece meseleyi araştırmaya, uzmanlarla görüşmeye başladığında çok daha derin ve kapsamlı nedenlerin söz konusu olduğunu keşfetmiş. Çalınan Dikkat’te Hari bu nedenleri detaylarıyla ele almanın yanı sıra, dikkatimizi geri

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche: İnsanlar ülküsel bir dünya uydurdukları ölçüde gerçeğin değerini, anlamını, doğruluğunu harcadılar.

Önsöz 1 Bu yakında insanlığın karşısına, şimdiye dek ona yöneltilmiş en çetin istekle çıkacağımı göz önüne alarak, önce kim olduğumu söylemeyi gerekli buluyorum. Aslında bilinmeliydi bu: “Kimliğimi saklamış” değilim çünkü. Ama ödevimin büyüklüğü ile çağdaşlarımın küçüklüğü arasındaki oransızlık şuradan belli ki, beni işitmediler, görmediler bile. Ben kendime açtığım krediyle yaşıyorum; belki yaşadığım da bir önyargı

okumak için tıklayınız

Sonsuz Döngü üzerine… (eternal recerrence)! – Zahit Atam

Ben Nietzsche konusunda çok basit bir şey söyleyeyim: Genellikle aptallar, tutunamamışlar ve elbette topluma kendini kabul ettirememiş zavallılar Nietzsche hayranıdır. Hatta daha ilginç bir şey söyleyeyim, giderek hayatlarında atlatamayacakları bir badireye saplanıp kalanlar, tıkananlar, işte o çaresizlik hallerinde bir tür büyüklük satmak ve kendilerine anti-depresan olarak Nietzsche’ye sarılırlar. Bu bir kere elimizde bulunsun, sosyal olgunun

okumak için tıklayınız

Türkiye Sineması neden tıkandı? – Zahit Atam

Türkiye Sinema Tarihi yazımlarının bana çoğu tuhaf gelir, bunların içinde bu kadar az anekdot anlatılması da anlamsız gelir. Tarihin içinde çok önemli anekdotların anlaşılması onlara vakıf olmak için zorunludur. Sinemacılarımızın anılarını anlatmamaları, anlattıklarında da tuhaf şeyleri anlatmaları da bana tuhaf gelir. Bir de eleştiri meselesi var: bizim eleştirmenlerimizin özelliği, bir anda kendilerini Fransız Mutfağının en

okumak için tıklayınız

Sinema dünyasındaki derin sessizlik üzerine…

Sinema dünyası denince akla belli başlı isimler geliyor. Bu isimler genelde medyatikler ve beyazperde üzerinde de adları büyük adlarla yazılır. Genelde de parsanın büyüğünü bunlar alırlar. Ama bir de perde arkasında olan, kimi çok yetenekli insanlar vardır. Bunlar gerçek emekçilerdir. Kriz denilince, aslında bu emekçiler, bu uzmanlar, bu nitelikli insanların adı hiç öne çıkmaz. Bu

okumak için tıklayınız

Bayramlar: Riya sahnelerimiz! – Zahit Atam

Bizim sinemamızın esas zayıf yanı, sinemayla hiç alakası olmayacak, yeteneksizlikten çatlayan insanların büyük sanatçı olarak tarihimizde karşımıza çıkmasıdır. Bu insanların esas sorunu senaryo falan değildi. Daha büyük bir sorun var. O da bu insanların bu toplumu nasıl gördüklerinde, bu toplumu anlatmak için gördüklerini nasıl yorumladıklarında kilitleniyordu. Türkiye’de bilenler bilir, asıl sorun, senaryo değildir, asıl sorun

okumak için tıklayınız

Hayal Satirem’in Türkçesi! – Zahit Atam

Nedense bizim sanatçılarımız ve aydınlarımız Türkiye’yi kurtarma, geliştirme, inkişaf ettirme ve hatta aydınlatma görevlerini tribündeyken yapmayı severler, tarihsel özelliğimizdir bu. Jön Türklerden itibaren, tribünden demokrasi, eğitim, bilim ve kültür sanatta ‘en büyük reformlar’ tribündeyken yapılmıştır, sahaya inince skor tabelasına bakmamak daha iyidir, çünkü maçı devam ettirmek için de moral gerekir. Türkiye’de kültür, sanat, en önemlisi

okumak için tıklayınız

Barbarları Beklerken – Zahit Atam

Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine? Bugün barbarlar geliyormuş buraya. Neden hiç kıpırtı yok senatoda? Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar? Çünkü barbarlar geliyormuş bugün. Senatörler neden yasa yapsınlar? Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar. Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz, şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına, başında tacı, törene hazır? Çünkü barbarlar geliyormuş

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney: Yıllar sonra gelen dersler – Zahit Atam

Yılmaz Güney’in tarihini ve sanatını incelediğimizde, günümüze bırakılan mirasa baktığımızda, gördüğümüz en acı ders nedir? Çok basit: Siyasi iktidar bu süreci takip etti, müdahil oldu, şekillendirdi ve direnişten dersler çıkardı, sonraki sanatçı-aydınlar için bu derslerin sonuçlarına göre hareket etti. Peki, muhalif, solcular, entelektüeller ne yaptılar? Birçoğu bu mirası anlamadığı gibi, çoğu kendini meşrulaştırmak için bu

okumak için tıklayınız

Türkiye Sineması’nın sorunları: Arpalık bekleyen mazul olma korkusu – Zahit Atam

Bu iş öyle Kış Uykusu’ndaki gibi Türk Tiyatro Tarihi diye başlık atıp, kitap yazdım demeye benzemez. Gençlerin her birine, tümü hiçlikte biten, hiçbir ciddi sorunla uğraşmayan, hiçbir önemli toplumsal sorunla mücadele etmeyen, hiçbir ciddi muhalif kimlikle el ele vermeyen, çoğu anlamsız senaryolara dayanan filmleri kamu bütçesiyle çektiriyorlar. Sonrada ortalarına ‘baş ajan’ı oturtup ‘solculuk’ geyiği yaptırıyorlar.

okumak için tıklayınız

Suçun gizliliği ve temiz hayat sürme mücadelesi – Zahit Atam

(YTS yazılarına niçin ara veriyorum?) İnsan hayatında bir şeylerin gizli kalacağı yanılsaması ya da insanın kendine söylediği en basit ve en iğrenç yalanlardan birisi olarak: Yaptığının hesabını vermeyeceği sanısı, pek çok kötülüğün arkasındaki ‘temel itici güç’tür. Zaten insanlık tarihinde nice korkunç olay, nice insanlık suçunun arkasındaki dürtü bu büyük ve alçakça yalana istinaden işlenmiştir. Bir

okumak için tıklayınız