Yazar: cemalumit

Kültürdeki hoşnutsuzluk: Meşruiyet bunalımı – Zahit Atam

Batı Doğuya pek meraklı ve istekli bakmadı. Oysa Doğulu sanatçılar için Batıda görünmek her zaman çok önemli oldu. Kültürel açıdan iyice kültürlerin birbirinin farkına varması bir açıdan İkinci Dünya Savaşının bir ürünüdür. Bu paradoks bugün de geçerlidir. Venedik’ten alınan bir ödülle “ben neymişim” sendromuna girip kendi yaptığının soyut ve somut anlamlarının hesabını vermekten kurtulduğunu sanmak

okumak için tıklayınız

Avrupa uygarlığının krizi ve Avrupa Sineması – Zahit Atam

Bir uygarlığın anlatısal göstergesi aslında sanıldığından daha basittir: ister ünlü, ister saraylı, isterse sıradan bir insan olsun, o insanın başına sıra dışı veyahut da trajik bir durumun gelmesi ve kişinin bütün hayatını sarsacak ve evrensel olarak insan benliği üzerinde etkili olan anlatılar kurmak. Bu anlamda eğer 19. Yüzyıl Fransız gerçekçi romanı ile Rus Edebiyatını karşılaştırdığımızda,

okumak için tıklayınız

Hollywood, Avrupa ve Türkiye – Zahit Atam

John Berger, Picasso’nun Başarı ve Başarısızlığı kitabında toplumsal siyasal ve uluslararası gelişmelerin sanat tarihi içindeki önemine inanmış birisi olarak, İkinci Dünya Savaşı öncesi dünya sanat piyasasının merkezinin Paris’ten New York’a kayışını anlatır. O dönemlerde, kuşkusuz John Berger olup bitenlerin tam ayırtında değildi, bu değişimin ve merkezin kaymasının sanat tarihinde ne kadar önemli olduğunu da tam

okumak için tıklayınız

Çağımızın ruhu: Türkiye nerede? – Zahit Atam

1960’larda Fransa merkezli olarak sosyal teoriyi Saussure kökenli dilbilim sarmaya başladı. Aynı eğilim Metz aracılığıyla sinema teorilerini de kapladı. Metz, sinema teorisinin, çözümlemesinin ve kuramsallaştırma denemelerinin ‘kocadığını’ ve bunun yerine artık teorinin felsefeyi bırakıp, bilim olması gerektiğini anlatıyordu. Bugün geçmişe dönüp baktığımızda, göstergebilimsel çözümlemenin sinema tarihinde ne eleştiriyi ne de kuramı dönüştüremediğini net olarak görüyoruz.

okumak için tıklayınız

Hamburg’da Yılmaz Güney’i anmak… – Zahit Atam

Türkiye’den Avrupa’ya giden insanların Türkiye ile ilişkilerini yakından görmeye başladığımda şaşırmış ve düşünmüştüm. Giderek işler daha da netleşiyor… İlginç dikotomiler var Almanya’da, Türkiye ile göçmenlerin kurdukları ilişkiler arasında. Hamburg’ta Mig-Zentrum 6 yıldır Yılmaz Güney adına etkinlikler düzenliyor. Filmler gösteriyor, tartışmalar düzenliyor. Ancak eksik olan bir şeyler var: bunların kökeni Türkiye’de. Türkiye’de eleştiri, gerçekleri ve tarihsel

okumak için tıklayınız

Burjuvazi ve sanatın ruhu – Zahit Atam

Türkiye ilginç bir ülke, bakıyorsunuz tuhaf şeyler oluyor, tam bilemiyorum ama Türkiye’nin ar damarının yerinin değişmesinde herhalde aydınların çok ciddi bir yeri vardır. Aydınlar ve sanatçılar demeliydim, ama bugünlerde pek sanatçı kalmadı, onun için gerekli mi bilmiyorum. Bu çizgi değiştirme meselesi ve iktidara yaranma niteliği giderek insanların ve elbette gençlerin ruhunda büyük yaralara, büyük ikilemlere

okumak için tıklayınız

Batıda yükselen ırkçılık ve sanat üzerine – Zahit Atam

Avrupa’da şöyle lakırdılar en yüksek siyasal kimliklerden dile getirildi: Avrupa Birliği bir Hıristiyan Kulübüdür. Yine Avrupa’da Hıristiyan Birlik partilerinin Türkiye’ye yönelik tepkisel yaklaşımları net olarak görülüyor. Amerika’da ise Trump’ın gelişi bir anlamda ‘aşırı sağın’ meşrulaşması ve elbette ki çıkarcı mantığın ‘gemisini kurtaran kaptan’ rolünde dünyayı tek kişilik Haçlı seferleri yapmaya niyetli zihniyetin zaferi olarak görülüyor.

okumak için tıklayınız

Yeni sağın yükselişi ve sanat-2 – Zahit Atam

Avrupa geneline bakıldığında, Neo-Nazizm denilen hareketler ya da yetersiz liberal sosyolojinin adlandırması ile aşırı-sağ hareketlerin sosyo-ekonomik tabanına bakıldığında ne görüyoruz? En önemli sorulardan birisi bu. 1990’da Yeni Dünya Düzeni ilan edildiğinde, Liberal saldırı doruk noktasında iken, Marksizm’i çağdışı bir ideoloji ilan etmeye çalıştılar. Büyük ve etkili bir saldırı ile Marx’ı tarihin karanlıklarına itmeye çalıştılar. Ama

okumak için tıklayınız

Neo-Nazizmin yükselişi ve modern sanatın sorumlulukları-3 – Zahit Atam

Birkaç yıl önce The Cut filmini çekti Fatih Akın. Kendisiyle söyleşileri okursanız göreceksiniz ki, filmi Western formatına taşıdığını anlatıyor, hemen ardından da Westernleri çok sevdiğini belirtiyor. Bakıyoruz tarihe, Alman Sinemacılar Alman Kültürü hakkında neler demişler? Wim Wenders diyor ki, “our subconcios is colonized by Americans”, yanisi diyor ki “Bizim bilinçaltımız, Amerikalılar tarafından sömürgeleştirilmişti”. Fassbinder diyor

okumak için tıklayınız

Amerikan sağının yükselişi ile 68 Kuşağı’nın yenilgisi…-4 – Zahit Atam

Savaş sonrasında Amerika çok sancılı bir ülke haline geldi: McCarthy’cilik denilen şey, bir tür kendisi ayyaş, aklı çalışmaz ve uçkurunda, ikiyüzlü, kısacası tam anlamıyla Victoryen bir zihniyete sahip kesimin açıkça sivil topluma saldırısıdır. Bu saldırı o kadar köklü ve esaslı biçimde toplumu dönüştürmeye çalıştı ki gençliği kapsaması imkânsızdı. Niçin imkânsızdı? Çünkü gençliğe verdiği vaatler ile

okumak için tıklayınız

Neoliberalizmin sanatının toplumsal kökenleri… – Zahit Atam

Aşırı sağın yükselişinin toplumsal nedenleri var. Bunların içinde insanlığın yaşadığı akıl tutulmasının esastan bir payı var. Dünya genelinde aydınlar büyük oranda toplumlar için artık geçmişteki kadar önemli değiller. Aydınların toplumun üzerindeki gölgesi yeterince daraldı. Hatta aydının topluma nüfuz edebilmesi için bir perde gibi medya araya giriyor. Hal böyle olunca, aydınlar zaten merkeze gelmek için geriliyor,

okumak için tıklayınız

Reel Sosyalist Ülkelerde Sanat Meselesi: Sansür! – Zahit Atam

Bu işin başlangıcı 1917 Ekim Devrimi sonrasında başlar, dünya ve insanlık ilk kez Marksizm’e dayandığını söyleyen bir sosyalist devrim ile karşılaşıyordu. Sosyalist ülkenin kurulmasından sonra ütopyaların birbiriyle yarıştığı, herkesin kendi kafasındaki hayali sol ve bilim adına savunduğu bir durum ile karşılaştık. Başladılar Proletkült masalına. Onlara göre Çarlık dönemindeki sanat burjuva sanatıydı, ya da gerici Çarlığın

okumak için tıklayınız

Devrimden sonra sanat üzerine… -7 – Zahit Atam

Ekim Devriminden sonra sanat üzerine tartışmalar, hemen hemen İç Savaşın sonrasında başlar. 1921 yılından sonra Yeni Ekonomi Politikasının uygulanmaya başlamasıyla, Sivil hayat yeniden canlandı ve toplum yeniden Savaş Öncesi dönemdeki ekonomik düzeye doğru ilerlemeye başladı. Aynı yıllarda ilk canlanan sanat tiyatro oldu, bir sürü avant-garde sahnelemeler büyük ilerlemeler gösterdi, özellikle tiyatroda geçmiştekine göre halkı sanata

okumak için tıklayınız

Sovyet Sinemasının genel nitelikleri üzerine-8 – Zahit Atam

Sovyet Sinemasının genel özellikleri içinde en belirgin olanı: Dinamik kurgudur. Kurgunun bütün dünya sinemasında ilk teorisyenleri ve ilk farklı uygulayıcıları Sovyet Sinemacıları idiler. Daha sonra modern dönemde sanatsal üretimde en kritik özellik haline gelecek nitelik olarak kurgunun kaşifi olma şerefi onlara aittir. Bu kurgunun en önemli özelliği iki farklı plan bir araya getirildiğinde, sadece birbirine

okumak için tıklayınız

Avrupa Sanatının Kendi Köklerinden Kopuş Nedenleri? Ya Biz? – Zahit Atam

Avrupa Uygarlığı bir soyutlama olarak var, genel olarak Batılı Düşünceyi kuranlar olarak anlaşılıyor, ama aynı uygarlığın felsefi kökenlerine baktığımızda, siyasal olarak o felsefi ön-varsayımları, hedefleri ve idealleri yıktıklarını görmekteyiz. Bunun sanata yansımasına baktığımızda ne görüyoruz? Avrupa Sanatı toplum olma ve uygarlık olma bilincini kaybettikleri zaman, sanatın kendisi bireysel bir yaratım olarak görülmeye başlandığında, bireyin kendisi

okumak için tıklayınız

Barışa Selam Olsun: 2018 Barış Getirsin! – Zahit Atam

Bu ülkede kendimi bildim bileli barış özlemi içinde yaşadım. Kendimi bildim bileli de bu ülkenin tarihinde yer alacak insanların ülkede “baş” olmak için silaha davrandığını ve kan dökerek bir şeyler kurmaya çalıştıklarını gördüm. Paradoksun çözümü nedir bilemiyorum, ama Türkiye’de bu kadar çok kan dökülmesinin nedeni, bu kadar çok sahte kurtarıcının bu ülkeye baş olmak için

okumak için tıklayınız

Barışı savunmak neden bu kadar kritik! – Zahit Atam

İnsanların arasındaki düşmanlıklar, ötekileştirmeler ve elbette ki nefret suçları büyük oranda kendi yetersizlikleri ve birbirlerine karşı hasetlerinden çıkıyor, kifayetsiz muhterisin hırsı ile çekemeyen insanın yok etme arzusu büyük oranda ‘fena eylemlerin’ başlangıç noktasıdır. Tarihimizdeki yıkıcı eylemlerin başlangıç noktalarına doğru ilerlediğimizde gördüğümüz en önemli şey ‘fake-kahraman’ olma sevdasıyla başlıyor. Bu da trajik gelişmelerin çıkış noktası. Sanatımızda

okumak için tıklayınız

Barış gelmedikçe insanlar birbirini yemeye devam edecek! – Zahit Atam

Türkiye’de insanların birbirleriyle tartışmayı bilmediklerini artık kabul edelim. Bunun en temel nedenlerinden birisi insanların “çok bilmesi”, hatta her şeyi bilmesi! İnsan her şeyi bilebilir mi? Elbette ki hayır! Ama bizim solcularımızda ve İslamcılarımızda gördüğümüz temel özellik nedir? Her şeyi biliyor gibi her şeyin üzerine aynı şablonu oturtmaları! Peki liberallerimizin özelliği nedir? Onların da özelliği iktidara

okumak için tıklayınız

Yıllar geçtikçe sanat kötümserleşiyor! – Zahit Atam

Sanatçılarımızın büyük bölümü artık siyaseten emekli oldular. O kadar büyük bir geri çekilme oldu ki sonuçta hayatın karşısında tavırsız gibi yaşıyorlar. Sinemamız ve tiyatromuz halkla bağlarını kopardıkları için, daha çok da halk içinde etkileri çok düşük olduğu için “toplumcu” değiller, onun yerine yeni bir birey icat ettiler, tabii yerseniz. Avrupa’da artık sistem benzeri olarak geriledi,

okumak için tıklayınız

Estetik ve Özgürlük üzerine…!-1 – Zahit Atam

(Zafer Diper’e yanıt…) Genel olarak estetiğin özgürlüğe götürdüğü, özgürlük mücadelesine ise estetiğin yakıştığı söylenir… İyi ama doğru mu bu? Tarih boyunca gezinirsek bunun böyle olmadığını görüyoruz! Estetik ile özgürlük mücadelesi aynı şey değil ve özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra, faşizm net biçimde yenilgiye uğrayınca, siyasal-toplumsal karar alma mekanizmalarından da net biçimde “özgürlük mücadelesi” uzaklaştırılmış oldu!

okumak için tıklayınız