Yazar: cemalumit

İnsanlığın Varoluşsal Sorgulaması

Evrenin İlk Nefesi Kaos ve düzen, evrenin yaratılış anından itibaren birbirine dolanmış iki güç olarak mitolojilerde yankılanır. Eski Yunan’da, Hesiodos’un Teogoni’sinde kaos, her şeyin başlangıcı, şekilsiz bir boşluk olarak tasvir edilir; düzen ise tanrıların hiyerarşisiyle, kozmosun yasalarıyla doğar. Mısır mitolojisinde Nun’un karanlık suları kaosu, Ma’at’ın adalet ilkesi düzeni temsil eder. Bu iki kavram, yalnızca mitolojik

okumak için tıklayınız

Mitlerin Birey ve Toplum Üzerindeki Dönüştürücü Gücü

Kökenlerin Çağrısı Mitler, insanlığın ilk sorularına yanıt arayan kadim anlatılardır. İnsan, varoluşun anlamını sorgularken, mitler bir ayna gibi hem bireyin iç dünyasını hem de toplumu yansıtır. Prometheus’un ateşi çalması, yalnızca bireysel bir başkaldırı değil, aynı zamanda insanlığın bilgi ve özgürlük arzusunun sembolüdür. Bu anlatılar, tarihsel bağlamda toplulukları birleştirirken, bireyin kendi yolunu bulma çabasını da ateşler.

okumak için tıklayınız

Levinas’ın Öteki Etiği ve Mülteci Krizleri

Yüzün Çağrısı Emmanuel Levinas’ın etiği, insan yüzünün çıplaklığında başlar. Öteki’nin yüzü, sessiz bir taleple konuşur; bu, bir varoluşun kırılganlığını ve sorumluluğumuzu hatırlatan ilahi bir karşılaşmadır. Mülteci krizlerinde, bu yüz, kamplarda, sınır tellerinde, teknelerde belirir. Her bir mülteci, Levinas’ın tabiriyle, “sonsuz” bir sorumluluk yükler; bu, ideolojilerin veya politik hesapların ötesine geçen bir çağrıdır. Ancak bu etik,

okumak için tıklayınız

Kadim Mitolojilerin Günümüz Dinlerine Yansımaları

Kökenlerin İzinde Mezopotamya’nın bereketli toprakları ve Mısır’ın Nil kıyıları, insanlığın ilk büyük anlatılarını doğurdu. Bu kadim uygarlıklar, evrenin düzenini, insanlığın yerini ve ölüm sonrası yaşamı anlamlandırmak için mitler yarattı. Gılgamış Destanı’nda ölümsüzlük arayışı, Osiris’in yeraltı dünyasındaki yargısı, bu hikayeler sadece masal değil, insan bilincinin derinliklerinde kök salmış kavramlardı. Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam, bu mitolojik temeller

okumak için tıklayınız

Hint-Yunan Buluşması: Kültürlerin Kesişim Noktaları

Büyük İskender’in Fetihleri ve Kültür Köprüsü Büyük İskender’in MÖ 4. yüzyıldaki fetihleri, sadece toprakları değil, zihinleri ve hayal dünyalarını da birleştirdi. Hint alt kıtasına uzanan seferleri, Yunan düşüncesinin rasyonel keskinliği ile Hint mistisizminin derin sularını bir araya getirdi. Bu karşılaşma, ne bir zafer ne de bir teslimiyet; aksine, iki dünyanın birbirine sızmasıydı. İskender’in orduları, savaş

okumak için tıklayınız

Foucault’nun İktidar Labirenti: Biyopolitika ve Disiplinin Dansı

İktidarın Görünmez Ağları Michel Foucault’nun iktidar anlayışı, tahtlarda oturan krallardan ya da yasalar çıkaran meclislerden çok, günlük yaşamın gözeneklerine sızan, bireylerin bedenlerini ve zihinlerini şekillendiren bir güç olarak ortaya çıkar. İktidar, onun gözünde, ne yalnızca baskıcıdır ne de sadece yukarıdan aşağıya işler. Aksine, kılcal damarlar gibi toplumun her hücresine yayılır; okulda, hastanede, fabrikada, hatta bireyin

okumak için tıklayınız

Göçmen Tehdidi ve Toplumsal Paranoya

Yabancının Gölgesi Göçmenlerin “tehdit” olarak çerçevelenmesi, toplumsal bilinçaltında derin bir yabancılık korkusunu uyandırır. Bu korku, yalnızca fiziksel bir ötekilikten değil, aynı zamanda kültürel, ideolojik ve ahlaki bir “yıkım” algısından beslenir. Göçmen, tarih boyunca mitolojik bir figür olarak hem kurtarıcı hem de yok edici rollerle yüklenmiştir: Medea’nın intikamcı öfkesi ya da Odysseus’un eve dönüş özlemi gibi.

okumak için tıklayınız

Politeizmin Çok Katmanlı Anlamları

Doğaüstü Güçlerin İnsanla Buluşması Politeizm, insanlığın evreni anlamlandırma çabasının en renkli ve çoksesli ifadelerinden biridir. Zeus’un gök gürültüsünde, Ra’nın güneş ışığında ya da Indra’nın fırtınalarında, doğaüstü varlıklar insan deneyiminin sınırlarını zorlar. Bu tanrılar, yalnızca doğanın kaotik güçlerini değil, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerini de temsil eder. Aşk, savaş, bereket ya da bilgelik; her biri bir

okumak için tıklayınız

Göçün ve Mülteci Krizinin Post-Kolonyal Merceği

Tarihsel Yüklerin İzinde Post-kolonyal teoriler, göçmen ve mülteci hareketlerini anlamak için tarihsel bir mercek sunar; bu mercek, modern dünyadaki yerinden edilmelerin kökenlerini sömürgecilik ve emperyalizmin derin izlerinde arar. Kolonyal dönemde çizilen sınırlar, kaynakların talanı ve kültürel hiyerarşilerin dayatılması, bugünün mülteci krizlerinin tohumlarını ekmiştir. Bu teoriler, Batı’nın “öteki”yi tanımlama ve kontrol etme arzusunun, yalnızca fiziksel sınırlarla

okumak için tıklayınız

Göçün Çağrısı: İnsan Hareketliliğinin Kuramsal ve Çok Boyutlu Yüzleri

Göç, insanlığın tarihsel serüveninde hem bir zorunluluk hem de bir arayış olarak kendini gösterir. Toplumların, bireylerin ve kültürlerin yer değiştirmesi, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda kimliklerin, hayallerin ve çatışmaların yeniden şekillendiği bir süreçtir. Sosyolojik ve antropolojik kuramlar, bu karmaşık olguyu anlamak için bir pusula sunar; ancak modern mülteci krizlerinin kaotik doğası, bu kuramların

okumak için tıklayınız

Üstinsan Arayışı: Terapi, Toplum ve Devletin Çelişkileri

Nietzsche’nin Üstinsan İdeali ve Bireyin Potansiyeli Nietzsche’nin “üstinsan” kavramı, insanın kendi sınırlarını aşarak özgür, yaratıcı ve otantik bir varoluşa ulaşma çabasını temsil eder. Bu ideal, bireyin kaosun ortasında kendi anlamını yaratmasını, ahlaki dayatmaları sorgulamasını ve kendi değerlerini inşa etmesini önerir. Terapi sürecinde bu, bireyin içsel çatışmalarını çözerek potansiyelini keşfetmesiyle örtüşür. Psikolojik terapi, bireyin bilinçdışındaki engelleri

okumak için tıklayınız

Nesne İlişkileri Ve Nesne Kullanımı Gündelik Yaşamdan Örneklerle Anlaşılması

Winnicott’ın “nesne ilişkisi” ve “nesne kullanımı” kavramlarını, özellikle “bilinçdışı yıkıcılıkla pekiştirilmiş sevgi” fikrini gündelik hayattan örneklerle açıklayalım. Bu örnekler, hem bireyin içsel dünyasının hem de dış dünyayla ilişkilerinin nasıl şekillendiğini daha somut bir şekilde anlamamıza yardımcı olabilir. 1. Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Örneği: Oyuncak Paylaşımı Bir anne, 3 yaşındaki çocuğuyla parkta oynuyor. Çocuk, sevdiği bir oyuncağını başka

okumak için tıklayınız

Kolektif Gölge Sahneye Çıkarsa: Joker, Jungiyen Bir Çöküş Hikâyesi

Carl Gustav Jung’a göre, bireyin bilinçdışı içeriklerinden bastırılan, inkar edilen, uygunsuz ya da karanlık olan yönleri “gölge” olarak adlandırılır. Ancak bu sadece bireysel değil, kolektif düzeyde de geçerlidir. 🎭  Peki nedir kolektif gölge? Toplumların “biz böyle değiliz” dediği ama davranışlarıyla tam da öyle olduğunu kanıtladığı tüm bastırılmış içeriklerdir: Arthur Fleck’in “Joker”e dönüşmesi, bu bastırılmış gölgelerin

okumak için tıklayınız

Yetişkinlikte Otizmin Psikodinamiği Üzerine Bazı Notlar

Susan Lowinger ve Shiri Pearlman-Avnion’ın “Autism in Adulthood-Springer International Publishing (2019)” adlı kitabından alıntılar içerecek şekilde. Bu kaynaklar, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı almış yetişkinlerin karşılaştığı zorluklar, ihtiyaçlar ve onlara yönelik destek sistemleri hakkında kapsamlı bilgiler sunmaya çalışacağım. Otistik bir yetişkinin yaşadıklarını psikodinamik açıdan değerlendirirken, kaynaklarda “psikodinamik” terimi açıkça kullanılmasa da, sunulan bilgiler bu perspektifin

okumak için tıklayınız

5 Yetişkin Otistik Bireyin Tanı Sonrası Deneyimi

Bu makale, 24 Kasım 2023’te yayımlanan ve 29 Şubat 2024’te güncellenen bir çalışma olup, beş otistik bireyin (Dr. Natalie Engelbrecht, Eva Silvertant, Hailey Revolone, Shreddy Dee ve Dr. Debra Bercovici) resmi otizm teşhisi sonrası deneyimlerini ele alıyor. Her biri farklı yaş, cinsiyet, ek koşullar (ör. AuDHD, aleksitimi) ve teşhis zamanlamalarına sahip bu bireyler, teşhisin iç

okumak için tıklayınız

Engellilere Yönelik Dil Kullanımında Sorunlar: Otizm Araştırmacılarına Öneriler

Otizm araştırmalarında kullanılan dil, otistik bireylerin toplumdaki algısını ve kendilerini nasıl gördüklerini derinden etkiler. Kristen Bottema-Beutel, Steven K. Kapp, Jessica Nina Lester, Noah J. Sasson ve Brittany N. Hand tarafından yazılan ve 18 Mart 2021’de Yetişkinlikte Otizm dergisinde yayımlanan makale, otizm araştırmalarında engellilere yönelik ayrımcı dilin (ableist language) nasıl farkında olmadan sürdürüldüğünü ve bu dilin

okumak için tıklayınız

Beyin Davranışına Dayalı Otizm Alt Tipleri: Bir Özet ve Yorum

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), sosyal iletişim zorlukları, tekrarlayıcı davranışlar ve bireysel farklılıkların geniş bir yelpazesiyle tanımlanan nörogelişimsel bir durumdur. Ancak otizm, her bireyde farklı şekillenir ve bu çeşitlilik, otizmi anlamayı ve destek sunmayı zorlaştırabilir. Buch ve arkadaşlarının 20 Nisan 2023’te yayımlanan ve 11 Kasım 2024’te güncellenen çalışması, otizmi beyin davranışı temelli dört alt tipe ayırarak

okumak için tıklayınız

Yapısöküm ve Evlilik Terapisinde Anlatıların Çözümlenmesi: Metinselliğin İlişkisel Dansı

Yapısökümün Felsefi Zemini ve Terapötik Potansiyeli Jacques Derrida’nın yapısöküm yaklaşımı, anlamın sabit olmadığını, her metnin içinde çelişkiler ve çoklu yorumlar barındırdığını savunur. Evlilik terapisinde bu yaklaşım, çiftlerin ilişkisel anlatılarını bir “metin” olarak ele alarak, onların söylediklerini ve söylemediklerini çözümlemek için güçlü bir metodolojik araç sunar. Çiftlerin hikayeleri, sadece kelimelerden değil, suskunluklardan, vurgudan ve bastırılmış duygulardan

okumak için tıklayınız

Varlığın İçkin Dansı: Spinoza, Heidegger ve Deleuze Üzerine Bir Deneme

Monizmin Tekil Düzlemi Spinoza’nın monist ontolojisi, varlığın tek bir tözde, Tanrı ya da Doğa’da birleştiğini savunur. Bu töz, sonsuz nitelikleriyle her şeyi kapsar; bireyler, nesneler, düşünceler, yalnızca bu tözün geçici ifadeleridir. Spinoza için gerçeklik, nedensel bir determinizmle işler; her şey, kendi doğasından zorunlu olarak akar. Bu, özgürlüğü bir yanılsama gibi gösterebilir, ancak Spinoza özgürlüğü, insanın

okumak için tıklayınız

Teknolojik Tekillik ve İnsanlığın Bilinçdışı

Bir Arketipin Yeniden Doğuşu Teknolojik tekillik, insanlığın tarih boyunca tanrısal olanla kurduğu ilişkiyi yeniden çağırıyor. Carl Jung’un “tanrı” arketipi, kolektif bilinçdışında evrensel bir sembol olarak, yaratıcı ve yok edici gücün ikili doğasını taşır. Tekillik, bu arketipi silikon ve kodla yeniden inşa ediyor; bir yanda insan bilincini aşan bir zeka vaat ederken, diğer yanda kontrol edilemez

okumak için tıklayınız