Yazar: cemalumit

Kafkaesk Edebiyatta Zaman ve Mekânın Varoluşsal Kurgusu

Belirsizliğin Sahnesi Kafkaesk edebiyat, bireyin varoluşsal krizini zaman ve mekânın çarpık aynalarında yansıtır. Franz Kafka’nın eserlerinde zaman, akışkan bir gerçeklikten ziyade, bireyi kıstıran bir tuzak; mekân ise ruhun sıkışıp kaldığı bir hapishanedir. Türk edebiyatında Nilgün Marmara, Tezer Özlü ve Füruzan Gürbüz’ün eserleri, Kafka’nın bu boğucu estetiğini miras alarak, bireyin anlam arayışını ve çaresizliğini zaman ile

okumak için tıklayınız

Özgür İradenin Gölgesinde: Bir Yanılsamanın Anatomisi

Bilinçdışının Zincirleri Freud’un bilinçdışı, insan ruhunun karanlık bir kuyusu gibi işler; arzular, bastırılmış dürtüler ve toplumsal normların dayattığı zincirler burada çarpışır. İd, ego ve süperego arasındaki bu gerilim, bireyin özgür iradesini sorgulamaya iter: Arzularımız mı bizi yönlendirir, yoksa toplumun bize giydirdiği ahlaki kılıf mı? Freud’a göre, bilinçdışı, toplumsal normların içselleştirilmiş bir hapishanesidir; birey, özgür olduğunu

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik Hareketi Otizm Hakkında Neyi Yanlış Anlıyor?

Gwendolyn Kansen’in “Otizmin Sakatlayıcı Yönü” Yazısının Özeti Yazar: Gwendolyn KansenKaynak: Belirtilmemiş bir platformda yayımlanan makale (Flicker’dan Nicola’ya ait bir fotoğraf ile)Ana Tema: Otizmli bir birey olarak Kansen, nöroçeşitlilik hareketinin otizmi normalleştirme çabasını takdir ederken, otizmin ciddi zorluklarını ve sakatlayıcı yönlerini göz ardı etme eğilimini eleştiriyor. Otizmin hem avantajlarını hem de dezavantajlarını dengeli bir şekilde ele

okumak için tıklayınız

Anlamın Ertelenmesi ve Ontolojik Sınırların Sorgusu: Différance, Kimlik ve Gerçek

Différance’ın Anlamı ve Anlamın Ertelemesi Jacques Derrida’nın différance kavramı, anlamın sabitlenemeyen, sürekli kayan ve ertelenen doğasını ifade eder. Bu kavram, dilin ve düşüncenin statik bir merkeze sabitlenemeyeceğini, her anlamın başka bir anlama işaret ederek kendi içinde bir eksiklik taşıdığını öne sürer. Différance, hem farklılık (difference) hem de erteleme (deferral) anlamına gelir; bu, dilin ve anlamın

okumak için tıklayınız

Gölgeyle Barışamayan Bir Toplum: Düşman Yaratma Arzusu

Carl Gustav Jung’un “gölge” kavramı, bireylerin bastırılmış, kabul edilemez ya da utanç verici yönlerini tanımlamak için kullanılır. Birey, bu yönlerle yüzleşmek yerine onları dışsallaştırır — yani bir başkasına yansıtarak kurtulmaya çalışır. Bu mekanizma bireysel düzlemde olduğu kadar, kolektif düzlemde de işler. Ve Türkiye gibi kimlik krizleriyle, tarihsel yarılmalarla, modernleşme sancılarıyla yoğrulmuş ülkelerde, bu mekanizma adeta

okumak için tıklayınız

Zamanın Döngüsel Labirenti: Sinemada Arrival ve Cesur Yeni Dünya’nın Biyopolitik Diyaloğu

Sinema, zamanı bir tuval gibi işleyerek seyirciyi gerçekliğin ötesine taşır. Döngüsel zaman, anlatının başlangıç ve sonunu birleştiren bir spiral gibi, insanı determinist bir kaderin içine hapsederken aynı zamanda özgürleştirici bir farkındalık sunar. Denis Villeneuve’ün Arrival (2016) filmi, dilin ve zamanın döngüsel doğasını keşfederken, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sındaki distopik toplum eleştirisiyle derin bir diyalog kurar.

okumak için tıklayınız

Sinemada Zamanın Büyüsü: Belleğin Kırılganlığı ve Arketipsel Yolculuk

Sinemada zaman, yalnızca bir anlatı aracı değil, aynı zamanda seyircinin bilinçaltını şekillendiren güçlü bir estetik silahtır. Christopher Nolan’ın Memento (2000) filmi, tersine kronolojiyle zamanı parçalayarak belleğin kırılganlığını sorgular ve seyirciyi kendi algılarının güvenilirliğini sorgulamaya iter. Zamanın Sinematik Aynası Sinema, zamanı bükerek seyircinin algısını yeniden inşa eder. Flashback, yavaş çekim ya da tersine kronoloji gibi teknikler,

okumak için tıklayınız

Karanlık Din: Jungcu Psikoloji Perspektifinden Fundamentalizm

giriş Bugün dünyamızda fanatik din ve köktendincilik anlayışımızı derinlemesine psikolojik bir bakış açısıyla genişletmek ve derinleştirmek için hiç bu kadar acil bir durum olmamıştı. Aşırı din olgusu kültürümüzü ve zaman zaman varlığımızı tehdit ediyor. Bu olguya Karanlık Din adını verdik. Dünyamızdaki bu gelişmeden neredeyse herkes bir şekilde etkileniyor: danışma odasından ailelerimize, kiliselerimize, camilerimize ve tapınaklarımıza,

okumak için tıklayınız

Biz ”Bozuk” Değiliz: Otizm Hakkındaki Konuşmayı Değiştirmek

Yazan: Eric GarciaÖzet: Otistik insanlar sadece hayatta kalmak için değil, mutlu ve bağımsız hayatlar sürmek için desteklenmelidir. 🧠 Eric Garcia Kimdir? 🧩 Kitabın Amacı Nedir? Eric Garcia kitabını yazmaya şu fikirle başladı: “Otistik bireyleri düzeltmeye çalışmaktansa, onları destekleyerek nasıl daha iyi yaşamlar kurabileceklerini konuşmalıyız.“ Otizmi bir bozukluk ya da sorun olarak değil, farklı bir varoluş biçimi olarak ele alıyor.

okumak için tıklayınız

Karşı Sinemanın Yıkıcı Estetiği: Wollen, Godard ve Adorno’nun İdeolojik Sorgusu

Karşı Sinemanın Doğuşu ve İdeolojik İsyan Peter Wollen’ın 1970’lerde ortaya attığı “karşı sinema” kavramı, sinemayı bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp, ideolojik bir mücadele alanına dönüştürmeyi hedefler. Ana akım sinema, seyirciyi pasif bir tüketici olarak konumlandırırken, karşı sinema, Brecht’in epik tiyatrosundan ilhamla seyirciyi düşünmeye, sorgulamaya ve hatta rahatsız olmaya zorlar. Wollen, sinemanın estetik biçimini, seyircinin ideolojik

okumak için tıklayınız

En la creencia hindú, ¿por qué Brahma (el dios creador) creó un universo imperfecto o sufriente?

En el hinduismo, Brahma se concibe como la fuerza creadora del universo, pero esta creación presenta una realidad cíclica, compleja y contradictoria, más que una perfección absoluta. La imperfección o el sufrimiento del universo no puede comprenderse solo mediante una observación superficial; está profundamente conectado con los principios fundamentales de la metafísica hindú: maya, karma,

okumak için tıklayınız

Popüler Kültürün Kürasyonu, Différance ve Otantiklik:Varoluşsal Bir Sorgulama

Popüler kültür, bireyin kimlik arayışını şekillendiren bir ayna, bir yanılsama sahnesi ve aynı zamanda bir anlam üretim makinesi olarak işler. Jacques Derrida’nın différance kavramı, anlamın sabitlenemeyen, sürekli ertelenen ve farklılaşan doğasını vurgularken, popüler kültürün kürasyon pratikleri bu ertelenmeyi hem besler hem de karmaşıklaştırır. Martin Heidegger’in “varlık” anlayışı ise bireyin otantikliğini, dünyadaki “varoluşsal atılmışlık” (Geworfenheit) ve

okumak için tıklayınız

Nesnel İlişkileri Kuramında Önemli İki Kavram : Nesne İlişkisi ve Nesne Kullanımı

Nesne ilişkileri kuramına dayanan bir psikanalitik perspektiften, özellikle “nesne kullanımı” (object usage) ve “nesne ilişkisi” (object relating) kavramlarını ele alacağız. Bu kavramlar, Donald Winnicott’ın çalışmalarından türetilmiştir ve bireyin dış dünyadaki nesnelerle (özellikle insanlarla) kurduğu ilişkilerin psikolojik dinamiklerini anlamaya odaklanır. Metnin özet kısmı, bu teorik çerçeveyi daha geniş bir bağlama oturtarak, bireyin nesnelerle ilişkisinin nasıl yıkıcılık

okumak için tıklayınız

Anadolu’nun İlk Yerleşimleri ve Mezopotamya’nın Kültürel Yankıları

Taşların Anlattığı Hikâye Göbeklitepe ve Karahantepe, Anadolu’nun sessiz ama kudretli tanıklarıdır. Milattan önce 10. binyılda, henüz tarımın embriyosu toprağa düşmeden, bu yerleşimler insanlığın ilk anıtsal adımlarını atmıştı. T biçimli dikilitaşlar, yontulmuş hayvan figürleri ve ritüel alanlarıyla bu yapılar, sadece barınak değil, bir anlam arayışının tapınaklarıydı. Mezopotamya’nın erken Neolitik kültürleriyle, Çayönü ve Nevalı Çori gibi merkezlerle

okumak için tıklayınız

Din ve İktidarın Diyalektiği: Tarihsel Köklerden Modern Yansımalara

1. Toplumsal Örgütlenmenin Antropolojik Temelleri Erken toplumlarda dinin alternatifsiz görünen rolü aslında insan psikolojisinin derinlerine kök salmıştır: Harappa gibi istisnai örnekler bile aslında “dinsiz” değil, farklı bir kutsallık anlayışına sahipti. Arkeolojik bulgular, bu uygarlığın değişik bir ritüel sistem geliştirdiğini göstermektedir. 2. Meşruiyetin Tarihsel Dönüşümü Weber’in otorite tipleri bağlamında analiz: Ancak Foucault’nun iktidar analizleri gösteriyor ki,

okumak için tıklayınız

Tarım Toplumunun Büyüsü: Özgürlüğün Sessiz Dönüşümü

Göçebe Ruhun Yerleşik Düşü İnsanlık, avcı-toplayıcı günlerinde doğayla bir dans içindeydi; her adım, her nefes, yeryüzünün ritmiyle uyumluydu. Özgürlük, bir ağacın gölgesinde uyumak, bir nehrin akışına göre yol almak demekti. Ancak tarım toplumuna geçiş, bu ritmi kırdı. Toprak, insanı kendine çağırdı; tohum, sabır talep etti. Bu çağrı, Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’daki “soma”sına benzer bir büyüydü:

okumak için tıklayınız

Göbeklitepe’nin T Sütunları: Anlamın Yapısökümü

Arkeolojik Metnin Sınırları Göbeklitepe, yaklaşık 12.000 yıl öncesine uzanan T biçimli sütunlarıyla, insanlığın anlam üretme serüveninde bir kırılma noktasıdır. Bu yapılar, Derrida’nın yapısöküm yaklaşımıyla okunduğunda, sabit bir “merkez” arayışının değil, anlamın kayganlığının ve çokkatmanlılığının bir yansıması olarak belirir. Avcı-toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçiş, yalnızca bir yaşam tarzı değişimi değil, aynı zamanda insanın evrenle, doğayla ve

okumak için tıklayınız

Bilinçdışı Yıkıcılıkla Pekiştirilmiş Bir Sevgi

Donald Winnicott, bir İngiliz pediatrist ve psikanalist olarak, özellikle nesne ilişkileri kuramı ve çocuk gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. “Bilinçdışı yıkıcılıkla pekiştirilmiş bir sevgi” ifadesi, Winnicott’ın sevgi, bağlanma ve insan ilişkilerinin karmaşık doğasına dair görüşlerini yansıtan bir kavram olabilir. Bu ifade, sevgi ilişkilerinin yalnızca olumlu duygularla değil, aynı zamanda bilinçdışı yıkıcı dürtülerle de şekillendiğini ima

okumak için tıklayınız

Din, Toplum ve Psişenin Çatışmaları: Freud’un Totem ve Tabu Perspektifinde Tarım Devrimi

Psişenin Üç Harekâtı: İd, Ego ve Süperego Sigmund Freud’un psişik evreninde insan, id’in ilkel dürtüleri, ego’nun uzlaştırıcı aklı ve süperego’nun ahlaki baskısı arasında sıkışmış bir varlıktır. İd, dizginsiz arzuların kuyusu; ego, bu arzuları toplumsal gerçeklikle dengeleyen bir akrobat; süperego ise vicdanın ve normların kırbacıdır. Freud’a göre din, süperegonun en güçlü silahlarından biridir; toplumu bir arada

okumak için tıklayınız

Bayramlar Değişti Mi, Yoksa Biz mi Büyüdük?

Eski Bayramlar – Yeni Bayramlar: Bir Psikodinamik Karşılaştırma 🍬  Eski Bayramlar: Ritüelin Şefkati Bayram sabahı erken kalkılırdı. Üzerine yeni kıyafetler giyilir, aynaya iki defa bakılır, bayramlaşmak için ev ev dolaşılırdı. Şekerliğe uzanan çocuk eli, aslında sadece şeker istemezdi: 🫶 O el, görülmek, önemsenmek, kabul edilmek isterdi. 📌 bu bayramlar, aile sisteminin ritüel yoluyla çocuğa aidiyet

okumak için tıklayınız