Yazar: cemalumit

Différance ve Popüler Kültürün Kimlik Labirenti

Kimliğin Sürekli Ertelenen Anlamı Différance, Jacques Derrida’nın felsefi mirasında, anlamın sabitlenemediği, sürekli ertelenen ve farklılaşan bir döngü olarak belirir. Popüler kültür, bu döngüyü hem bir sahne hem de bir ayna olarak kullanır; bireylerin kimlik arayışını kürate ederken, sabit bir “benlik” arzusunu hem besler hem de imkânsız kılar. Birey, popüler kültürün sunduğu imgeler, anlatılar ve semboller

okumak için tıklayınız

Terapiye Geldiği Halde Terapiden Faydalanamayan Hastalar Üzerine Bir Deneme : “Madem gerçek benliğiyle terapi sürecine katılmıyor, o zaman terapiye neden geliyor?”

Bazen hastaların-danışanların terapiye geldikleri halde düzenli olarak yada sanki terapistiyle işbirliği yaptığını görsek bile bir değişiklik görmekte zorlanırız . Ve o yüzden terapistler olarak şu soruyla başbaşa kalırız: “Madem gerçek benliğiyle terapi sürecine katılmıyor, o zaman terapiye neden geliyor?” İşte bu sorunun cevabı, psikanalizin en çetin çelişkilerinden birine dokunur: 👉 İnsan, değişmek istemediği halde iyileşmeyi

okumak için tıklayınız

Göbeklitepe ve Karahantepe: İnsanlığın Şafağında Toplumsal Düzenin İzleri

Taşların Sessiz Tanıklığı Göbeklitepe ve Karahantepe, insanlığın avcı-toplayıcı çağında, taşlara kazınmış bir destan gibi yükselir. MÖ 9600-7000 yılları arasında, henüz tarımın tohumları toprağa düşmeden, bu anıtsal yapılar, insan topluluklarının bir araya gelerek doğaya ve belki de kendilerine meydan okuduğunu fısıldar. T biçimli sütunlar, hayvan kabartmaları ve soyut semboller, bir tapınak mı, bir toplantı alanı mı,

okumak için tıklayınız

Sosyal Medyanın Sosyalliği Kaldı Mı ?

Cevap: Evet gibi görünsede artık bu sosyallik gerçek değil; simüle edilmiş, ölçülmüş, paketlenmiş ve çoğunlukla performatif. Kısaca açalım: 1. Gerçek İlişkilerin Yerini “Etkileşim” Aldı Sosyal medya, insan ilişkilerini “like”, “retweet”, “yorum” gibi metriklerle ölçülebilir hale getirdi. Eskiden bir arkadaşına “iyi misin?” diye sormak samimiydi; şimdi bir story’e emoji atmak yeterli sayılıyor. 2.  Görünmek, Olmak’tan Daha Önemli

okumak için tıklayınız

Joker Filmi ve Sahte Benlikten Patolojik Özbenliğe

🔹 1.  Arthur’un Sahte Benliği: “Mutlu, Uyumlu, Şaka Yapan Adam” Arthur Fleck, film boyunca hep gülümseyen bir palyaço maskesi takar. Bu sadece mesleki bir aksesuar değil; sistemin ve annesinin onayına ulaşmak için geliştirdiği sahte benliktir. 📌 Gerçek benliği bastırılır; çünkü toplum, onun karanlık tarafına tahammül edemez. 🔹 2.  Sahte Benliğin Çöküşü: Palyaçonun Maske Olmaktan Çıkması

okumak için tıklayınız

Sahte Bir Benliğe Neden İhtiyaç Duyarız?

Bu sorunun cevabı, psikodinamik düşüncenin en dokunaklı yerlerinden geçer. Çünkü sahte benlik (false self), yalnızca bir savunma değil, bir hayatta kalma stratejisidir. Ve çoğu zaman, çocuklukta gerçek benlik için yeterince güvenli bir alan olmadığında ortaya çıkar. 🧠 Psikodinamik Açıdan: Sahte Benlik Nedir ve Neden Gelişir? 📌 1. Winnicott’a Göre Sahte Benlik: Uyumun Bedeli Donald Winnicott’a göre, sahte

okumak için tıklayınız

Here We Are Filmi ve Otizm ve Babalık Rolleri

🎬 Here We Are (2020, Nir Bergman) “Here We Are”, yalnızca bir baba-oğul hikâyesi değil, aynı zamanda babalığın korunma dürtüsü ile bırakma cesareti arasındaki ince çizgide yürüyen bir içsel yolculuğu anlatır. Aharon, otistik oğlu Uri’ye adanmış bir hayattadır. Dış dünyanın karmaşasından uzak, birlikte kurdukları sade rutin içinde yaşarlar. Ancak Uri artık genç bir yetişkindir ve annesi onun

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Tanrı Algısı Üzerine: Bilmek ve İnanmak Arasında : ”Tanrıyı Biliyorum”

22 Ekim 1959’da BBC’de yayınlanan Face to Face adlı programda John Freeman’ın konuğu olan Carl Gustav Jung’a yöneltilen en çarpıcı sorulardan biri, onun Tanrı’ya inanıp inanmadığıydı. Jung’un yanıtı kısa ama sarsıcıydı: “Şimdi bu soruya cevap vermek çok zor. Ama… hayır, inanmama gerek yok… çünkü biliyorum.” Jung’un bu yanıtı, modern çağın inanç krizine bir meydan okuma

okumak için tıklayınız

Otistik İnsanlar Siyasette Kendi Sesleriyle Yer Alıyor

🎙️ Artık Başkaları Adına Konuşulmuyor – Otistikler Kendi Adına Konuşuyor Uzun yıllar boyunca otistik bireyler hakkında konuşanlar genellikle ebeveynler, bakıcılar ya da uzmanlar oldu. Otistik bireyler, politikada ya da kamusal karar alma süreçlerinde nadiren yer aldı. Ancak artık bu değişiyor. Jessica Benham, Pennsylvania Eyalet Meclisi’ne seçilerek ABD’de seçilmiş ilk açık otistik kadınlardan biri oldu. Onun seçilmesi, otistik bireylerin sadece “temsil edilen”

okumak için tıklayınız

İsyancıların Otizmi

Anarşist Eylemler ve Yeni Anarşi Vizyonu Aşağıda, Alfredo Cospito tarafından 5 Aralık 2018 tarihinde yazılan metnin ana fikirleri ve başlıkları, günlük bir dille özetlenmiştir. Metnin temel amacı, anarşist hareketin son yıllarda geçirdiği dönüşümü, özellikle “iddia” kavramının değişimini ve yeni, daha dinamik bir anarşi anlayışını açıklamaktır. Ana Başlıklar ve Günlük Dille Açıklamalar Gündeliğin Özeti Metin, anarşist

okumak için tıklayınız

Warum hat Brahma (der Schöpfergott) im hinduistischen Glauben ein unvollkommenes oder leidendes Universum geschaffen?

Im Hinduismus wird Brahma als die schöpferische Kraft des Universums verstanden. Diese Schöpfung stellt jedoch keine absolute Vollkommenheit dar, sondern eine zyklische, komplexe und widersprüchliche Realität. Die Unvollkommenheit oder das Leiden des Universums lassen sich nicht allein durch oberflächliche Beobachtung verstehen; sie sind eng mit den Grundprinzipien der hinduistischen Metaphysik verbunden: Maya, Karma, Samsara und

okumak için tıklayınız

Otizm ve Obezite İlişkisi 

1. Otizmli Çocuklar Neden Obezite Riski Altında? 2. Örnek Vaka: Nicholas 3. Biyolojik ve Genetik Etkenler 4. Sağlıklı Beslenme Neden Zor? 5. Fiziksel Aktiviteye Katılım Az 6. Alternatif Çözümler ve Yeni Yaklaşımlar 7. Başarı Hikâyeleri 8. Genel Sonuç: Kaynak : https://www.thetransmitter.org/spectrum/weighing-autisms-obesity-crisis/

okumak için tıklayınız

“Her Şeyin Şafağı”

“Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi” isimli eserin sağlanan bölümleri, insanlık tarihine dair geleneksel anlatıların sorgulandığı ve çok daha karmaşık, çeşitli ve iyimser bir tablo çizildiği yeni bir tarih bilimine davet niteliğindedir. Kitabın amacı, kimsenin “yapbozun tamamına sahip olmadığının tam bilincinde olarak” bunu ortaya koymaktır. Yazarlar, atalarımıza “tam insaniyetlerini” yeniden kazandıran bir tarih bilimi önermektedir.

okumak için tıklayınız

Kafkaesk Anlatının Sınırları: Marmara, Özlü ve Gürbüz’de Gerçekliğin Yeniden İnşası

Franz Kafka’nın eserleri, modern edebiyatta anlatı formunun sınırlarını zorlayarak gerçeklik algısını parçalayan bir estetik sunar. Kafkaesk anlatı, bürokratik, absürt ve tekinsiz bir evren yaratarak bireyin varoluşsal çaresizliğini ve sistemle çatışmasını betimler. Türk edebiyatında İlhan Berk’in deneysel şiirlerinden tanıdığımız Nilgün Marmara, Tezer Özlü’nün otobiyografik ve içsel yolculukları ile Didem Madak Gürbüz’ün imgelerle yüklü poetik anlatılarında, Kafkaesk

okumak için tıklayınız

Otizmli Olmak Nasıl Bir Şey – Bölüm 2

Greg Burns, Otizmli Olmak Nasıl Bir Şey başlıklı yazısında , otistik olmanın nasıl bir şey olduğunu harika bir şekilde anlatmıştı. ( Aşağıda bu yazıya ulaşabilirisiniz). Ancak açıklamasını okurken hepimizin ne kadar benzer ve bireysel olarak ne kadar farklı olduğumuza şaşırdım. Bu yıl 61 yaşında OSB-1 teşhisi konduğundan , deneyimlerimi anlatmaya çalışacağım. Bunlar benim deneyimlerimdir ve herkes için geçerli

okumak için tıklayınız

Mülteci – Nejdet Evren

Arapça kökenli bir sözcük olan mültecinin Türk Dil Kurumu Güncel Sözlükteki karşılığı sığınmacı olarak veriliyor. Sığınmacı sözcüğüyse TDK Büyük Türkçe Sözlükte “Başka bir ülkeye veya yere sığınmış olan kişi, sığınık, mülteci; Yabancı bir ülkede iltica etmeden önce belirli bir süre kalan kimse.” şeklinde açıklanıyor. Sığınmak eyleminin altında bir korku ve ondan kaçış söz konusudur. Korkunun

okumak için tıklayınız

Jungcu Psikoloji Perspektifinden Karanlık Din Fundamentalizmi

Bugün dünyamızda fanatik din ve köktendincilik anlayışımızı derinlemesine psikolojik bir bakış açısıyla genişletmek ve derinleştirmek için hiç bu kadar acil bir durum olmamıştı. Aşırı din olgusu kültürümüzü ve zaman zaman varlığımızı tehdit ediyor. Bu olguya Karanlık Din adını verdik. Dünyamızdaki bu gelişmeden neredeyse herkes bir şekilde etkileniyor: danışma odasından ailelerimize, kiliselerimize, camilerimize ve tapınaklarımıza, kamusal

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Psikopolitiği: Kahraman, Hilebaz ve Bilge Arketipleri Üzerinden Kolektif Bir Okuma

Türkiye’nin modern tarihine bakıldığında, siyasetten dine, kültürel anlatılardan gündelik yaşama dek birçok alanda arketipsel figürlerin kolektif bilinçdışı üzerindeki etkisi gözlemlenebilir. Jung’un arketip teorisi temelinde; Kahraman, Hilebaz ve Bilge figürleri yalnızca mitolojik kalıplar değil, aynı zamanda toplumsal kimliklerin, liderlik biçimlerinin ve inanç sistemlerinin inşasında psikopolitik mekanizmalardır. Bu figürlerin gölgesel tezahürleri, bireyin düşünme kapasitesini bloke eden, sorgulamayı zorlaştıran ve

okumak için tıklayınız

Radikal Dinlerin Arketipal Dinamikleri: Theonemesis ve Theocalypsiss

Akademide, din araştırmalarında, tabunun -din olgusunun birçok doğal olgudan biri olarak açık sözlü, bilimsel, sınır tanımayan bir şekilde incelenmesine karşı tabunun- büyük ölçüde yıkılması ancak son on yıllarda gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, dini bilimsel veya doğalcı bir şekilde dikkatlice inceleme projesi, birçok açıdan, henüz emekleme aşamasındadır (Roberts, 2009, s. 129) Gerçekten de, insan ancak dünyanın en ucuna

okumak için tıklayınız