Yazar: cemalumit

Wie geht Jungs Konzept des „Schattens“ auf die Schwächen der menschlichen Natur ein? Warum ist die Akzeptanz des Schattens im Individuationsprozess wichtig?

Carl Gustav Jungs Konzept des „Schattens“ ist ein Eckpfeiler der analytischen Psychologie und bietet einen wirkungsvollen Rahmen für das Verständnis der Fehler, Schwächen und unterdrückten Aspekte der menschlichen Natur. Der Schatten umfasst alle Eigenschaften, Wünsche, Triebe und Emotionen, die das bewusste Ich (Ego) eines Individuums ablehnt oder nicht wahrnimmt. Diese Aspekte sind für die Gesellschaft

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar Üzerine Tomris Uyar’la Söyleşi – Erhan Altan

Şair Turgut Uyar’ın hayatı (1927-1985), Erhan Altan’ın öykücü Tomris Uyar’la yaptığı söyleşiyle kitaplaştı. Kitapta Turgut Uyar’ı sadece eserleriyle değil, çocukluğu, gençliği, zaafları, becerileri, alışkanlıkları ve sevdikleriyle de karşımızda buluyoruz. En yakınının ağzından bir Uyar portresi olmanın ötesinde şairi Tomris Uyar’ın nasıl gördüğünü de içeren ben koşarım aşağlara, koşarım aile arşivinden alınmış fotoğraflarla, “Şahin Kaygun’un Objektifinden”

okumak için tıklayınız

Otistik Çocuklardaki Temel Patoloji ve Savunma Mekanizmalarındaki Nesne İlişkileri

Otistik çocuklardaki temel patolojinin ve savunma mekanizmalarının nesne ilişkileri üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ele alalım. Bu analiz, otizmin dinamiklerini ve tedavi zorluklarını anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Temel Patoloji ve Nesne İlişkilerine Etkisi: Kaynak metne göre, otizmin çekirdeğinde yatan sorun, normal gelişimdeki “primal kendilik”in sağlıklı bir şekilde “deentegre” olamayıp bunun yerine “parçalanmanın” (disintegration) baskın

okumak için tıklayınız

Otizm ve Travmanın Kesiştiği Nokta

Lauren Gravitz’in “Otizm ve Travmanın Kesiştiği Noktada” başlıklı makalesinin temel argümanları ve örnekleri özetlenmiştir. 1. Giriş: Otizm ve Travmanın Göz Ardı Edilen Bağlantısı Otizmli bireylerin, çocukluklarından itibaren travmatik olaylara maruz kalma ihtimali yüksektir. Ancak travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile otizm arasındaki ilişki, bilimsel literatürde uzun süre görmezden gelinmiştir. Bu durum hem tanı koymayı hem

okumak için tıklayınız

İçimizdeki Magma: Haset Adlı Kitabın Anlaşılması

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset adlı kitabı, haset duygusunun insan psikolojisi, gelişimi ve ilişkiler üzerindeki derin etkilerini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Kitabı anlamak için birkaç temel perspektifi ve yaklaşımı göz önünde bulundurmanız faydalı olacaktır: 1. Hasetin Temel Enerji Olarak Kavranışı Çalak, haseti yalnızca bir duygu olarak değil, insan yaşamının ve ruhsal gelişimin temel bir enerjisi

okumak için tıklayınız

Bilinçdışından Sızan Acılar: Görünürdeki İşlevselliğin Ardındaki Çatlaklar

“Bilinçdışı Acı Sızar” ifadesi, insanın iç dünyasında bastırılmış, fark edilmeyen ya da yüzleşmekten kaçınılan duyguların, travmaların ve çözülmemiş çatışmaların, beklenmedik şekillerde hayatın yüzeyine çıkmasını anlatır. Bu sızma, genellikle semptomlar aracılığıyla kendini gösterir: uyuyamama, yalnızlığa tahammülsüzlük, anlam kaybı, ilişkilerde tekrarlayan döngüler… Hasta, dışarıdan bakıldığında “işlevsel” görünebilir; düzenli bir hayatı, sosyal bir çevresi, akıcı bir iletişim tarzı

okumak için tıklayınız

“Evsizleşen Gençlik: Engelli Gençler NEET Kategorisine Neden Dahil Edilmiyor?” Bölüm 2

📌  Alt Başlık: Engelli Gençler NEET Kategorisine Neden Dahil Edilmiyor? Bölüm 1: NEET Nedir, Ama Kimi Dışlar? NEET: “Not in Education, Employment, or Training” — Yani, ne okuyan, ne çalışan ne de bir mesleki eğitimde olan gençler. Türkiye’de bu kavram “ev genci” olarak dolaşıma sokuldu. İstanbul’da 400 bin ev genci olduğu açıklandı. Ama burada kritik

okumak için tıklayınız

İstanbul’da 400 Bin “Ev Genci” Olduğu Belirlenmiş ; Engelli ya da Otistik Gençler” Dahil Mi Bu Sayıya ?

Bugün medyada şöyle bir haber okudum ve bunun üzerine düşündüm. “İstanbul’da 400 bin “ev genci” olduğu belirlendi. Ev genci: Ne okula giden ne de bir işte çalışan, günlerini evde geçiren genç nüfus. “ İstanbul’da 400 bin “ev genci” olduğuna dair açıklamalar yapıldığında, bu verinin kapsamı, yani kimlerin dahil edilip kimlerin edilmediği, sorunun toplumsal boyutunu anlamak

okumak için tıklayınız

Yabancılaşmanın Estetik Yankıları: Kafka, Marmara, Özlü ve Gürbüz’ün Edebi Evreninde Bir Keşif

Yabancılaşma, modern insanın kendi varoluşuna ve çevresine karşı hissettiği derin bir kopuşun ifadesidir. Franz Kafka’nın eserlerinde bu kavram, bireyin hem kendi benliğine hem de toplumsal yapılara karşı duyduğu çaresiz bir uzaklık olarak kristalleşir. Nilgün Marmara, Mine Söğüt Özlü ve Ayşe Gürbüz gibi Türk edebiyatının özgün sesleri ise bu evrensel temayı yerel bir duyarlılıkla yeniden şekillendirir.

okumak için tıklayınız

Bert Hellinger (1925–2019): Sistemik Aile Dizimi’nin Kurucusu

Bert Hellinger, 20. yüzyılın son çeyreğinde psikoterapi dünyasına damgasını vuran, alışılmış terapi yaklaşımlarının ötesine geçen Alman bir terapisttir. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren geliştirdiği Sistemik Aile Dizimi (Family Constellation) yöntemi, psikoterapötik alanlarda büyük ilgi görmüş ve zamanla dünya çapında uygulayıcılar ve danışanlar arasında yaygınlaşmıştır. Bu yöntem, yalnızca bireysel sorunları değil, aynı zamanda kuşaklar arası travmaları ve

okumak için tıklayınız

Oidipus Kompleksi ve Modern Kapitalist İdeolojinin Kültürel Aygıtı

Psişik Kökenlerin İdeolojik Yankıları Freud’un Oidipus kompleksi, bireyin çocukluk döneminde ebeveyn figürleriyle kurduğu karmaşık duygusal bağların psişik bir haritasıdır. Bu kompleks, yalnızca bireysel arzuların ve bastırmaların öyküsü değil, aynı zamanda otoriteye boyun eğmenin erken bir provasıdır. Çocuğun babayla rekabeti ve anneye duyduğu arzu, Freud’a göre, bireyin toplumsal normlara uyum sürecini başlatır. Ancak bu uyum, ideolojik

okumak için tıklayınız

Günümüz Dünyasında İnsanların Sosyal Medya Postlarına Verdikleri Tepkilerin Psikodinamiği

Günümüz Psikodinamiğinde Sosyal Medyada Paylaşılan Postlara (yaşı, resim, hikaye, reels ve.) İnsanların Verdikleri Tepkinin Belirleyicileri 1. Narsistik Yaralanmaların Yüzeye Vuruşu (Freud & Kohut) Modern birey, dışsal onayla içsel boşluğu doldurmaya çalışır. Sosyal medya bu boşluğu “beğeni” ile geçici olarak yatıştırır. 🧠 Ne olur? Bir post, başkasının başarı, mutluluk ya da estetik olarak “üstün” olduğu bir yansımaysa,

okumak için tıklayınız

Kitlelerin Pasifizasyonu ve Direnişin Sınırları

Kültür Endüstrisinin Gölgesinde Pasifizasyon Adorno’nun kültür endüstrisi, kitleleri standardize edilmiş hazlarla uyutan bir makine olarak işler. Medya, sanat ve eğlence, kapitalist düzenin birer aygıtı haline gelerek bireyleri eleştirel düşünceden uzaklaştırır, onları tüketim toplumunun itaatkâr öznelerine dönüştürür. Bu pasifizasyon, psişik bir uyuşma yaratır; birey, kendi arzularını sistemin sunduğu sahte seçeneklerle özdeşleştirir. Adorno’ya göre, bu endüstri, ideolojik

okumak için tıklayınız

Yetişkin Gibi Görünüp Çocuk Gibi İlişki Kurma Üzerine

Yetişkin Gibi Görünüp Çocuk Gibi İlişki Kurmak 1. Görünüş ve İçerik Arasındaki Çatışma Bu kişi dışarıdan bakıldığında düzenli bir yaşam süren, entelektüel kapasitesi yüksek, konuşkan, sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi görünür. Ancak ilişki kurma biçimlerine yakından bakıldığında, duygusal düzeyde henüz çocukluktaki bağımlı, onay arayan veya terk edilme korkusu taşıyan bir yapının aktif olduğu görülür. Bu çelişki,

okumak için tıklayınız

The Psychology of Being Türkiye: Kimlik, Belirsizlik ve Toplumsal Ruh Hali Üzerine Psikopolitik Bir İnceleme

Giriş: Türkiye’de İnsan Olmanın Psikolojisi Nedir? “Türkiye’de insan olmak” ifadesi, sadece bir coğrafyada yaşamak değil; sürekli değişen siyasi atmosfer, ekonomik belirsizlik, kültürel gerilimler ve tarihi yüklerle şekillenen çok katmanlı bir kimlik deneyimidir. Bu yazı, Türkiye’deki bireyin psikolojik yapısını ve toplumsal ruh halini anlamak için Jungcu psikoloji, mitopsikoloji ve kolektif bilinçdışı kavramlarından yararlanarak bir analiz sunar.

okumak için tıklayınız

Melanie Klein ve D.W. Winnicott Hakkında

Melanie Klein Melanie Klein, Michael Fordham’ın çalışmalarını etkileyen ve kaynaklarda sıkça bahsedilen önemli bir psikanalisttir. Fordham, Londra’da her iki okul (Jung ve psikanaliz) arasındaki ilişkinin aktif ve üretken olmasından dolayı kendisini şanslı hissettiğini belirtir. Fordham, psikanalistlerin çalışmalarını incelediğini ve onlardan çok şey öğrendiğini ifade eder, tıpkı Jung’un da yaptığı gibi. D.W. Winnicott D.W. Winnicott da

okumak için tıklayınız

Françoise Tustin’in Otizm’e Bakış

Françoise Tustin’in çalışmasının Melanie Klein ve W. R. Bion’dan güçlü bir şekilde etkilendiğini açıkça belirtmektedir. Tustin, Bettelheim ile benzer çizgide çalışmış, ancak otistik çocuklarla ilişkiler kurmanın mümkün olduğunu bulmuş ve müdahaleleriyle değişikliklerin meydana geldiğini göstermiştir. Kaynakta, Tustin’in kitabında (Autism and childhood psychosis, 1972) otistik çocuk vakalarında olumlu sonuçlar bildirdiği de belirtilir. Bion’ın Tustin üzerindeki spesifik

okumak için tıklayınız

Simüle Edilmiş Yakınlıklar

Bir zamanlar mektup bekleyen insanlar vardı. Beklemek, sabretmek, derinleşmekti. Şimdi ise anlık bildirimlerle dolu bir hayatın içindeyiz. Sosyal medya, iletişimi hızlandırdı belki ama ilişkileri derinleştirmedi; tersine, çoğunu yüzeyselleştirdi. Eskiden arkadaş olmak, birlikte susabilmekti. Şimdi birinin story’sine kalp bırakmak, ilgilendiğini göstermek için yeterli sanılıyor. Oysa kalpten çok, parmak hareketi bu. Gerçek bir ilişki yerine, algoritmanın onayladığı

okumak için tıklayınız

¿Cómo aborda el concepto junguiano de la “sombra” las imperfecciones de la naturaleza humana? ¿Por qué es importante aceptar la sombra en el proceso de individuación?

El concepto de “sombra” de Carl Gustav Jung es una piedra angular de la psicología analítica y proporciona un marco sólido para comprender los defectos, las debilidades y los aspectos reprimidos de la naturaleza humana. La sombra abarca todas las características, deseos, impulsos y emociones que el yo consciente (ego) de un individuo rechaza o

okumak için tıklayınız

Différance ve Popüler Kültür: Kimliklerin Yeniden İnşasında Ütopik Olanaklar

Jacques Derrida’nın différance kavramı, anlamın sabitlenemeyen, sürekli ertelenen ve farklılaşan doğasını ifade eder. Popüler kültürün kürasyon pratikleriyle birleştiğinde, bu kavram, bireylerin ve toplulukların kimliklerini yeniden inşa etme süreçlerini ütopik bir özgürlük ve yaratıcılık sahasına dönüştürme potansiyeli taşır. Anlamın Kaygan Zemini: Différance ve Kimlik Différance, anlamın sürekli olarak ertelenmesi ve farklılaşması yoluyla sabit bir merkeze demirlenemeyeceğini

okumak için tıklayınız