9 Ağustos 2026

Yazar: Özgür Atlas

Sevgi mi, Sadakat mi?

“Ailenin İçindeki Sessiz Pazarlıklar Üzerine Psikoanalitik Bir Bakış “Ben seni olduğun gibi sevdim”…Gerçekten mi? Her ailenin içinde söylenmemiş cümleler, görünmeyen sözleşmeler ve koşullu duygular vardır.Dışarıdan bakıldığında bu ilişkiler sevgi dolu gibi görünür…Ama içlerinde çoğu zaman bir sadakat pazarlığı döner: “Benim istediğim gibi davranırsan seni kabul ederim.”“Beni utandırmazsan seni severim.”“Benim yolumu seçersen var olursun.” Tıpkı Tennessee

devamını oku

Ev: Bastırılmışların Mekânı mı, Kolektif Bilinçdışının Sahnesi mi?

(Kızgın Damdaki Kedi filminden yola çıkarak, evin psikanalitik ve arketipsel anlamları) 🔑 Ev: Güvende Olunan Yer mi, Bastırılmış Olanın Yankısı mı? Jungiyen psikolojide “ev”, yalnızca fiziksel bir yapı değil, aynı zamanda psişenin mimarisidir. Filmdeki ev, sıcak bir aile yuvası değil, bastırılmış duyguların yankılandığı bir labirenttir.Brick’in odası, Big Daddy’nin koridorları, Maggie’nin aynaları… Hepsi birer içsel temsil

devamını oku

Koşulsuz Sevgiye Duyulan Açlık: “Kızgın Damdaki Kedi”den “Az Seçilen Yol”a Psikoanalitik Bir Yolculuk

Son zamanlarda etkilendiğim filmlerden biri olan “Kızgın Damdaki Kedi” filmi nde Brick babasından koşulsuz sevgi beklentisi içindeki yoğun yaaşdığı acılar oldukça tanıdık geldi. Burayı yine benim için etkileyici başucu kitaplarımdan biri olan Scott Peck’in “Az Seçilen Yol” kitabındaki sevgi temasıyla ilişkili bir yerden anlamaya çalıştım. Psikoterapi pratiğimde ve araştırmalarımda sıkça karşılaştığım, bireyin yaşam yolculuğunda köşe

devamını oku

Brick’in Sessizliği: Konuşmayan Erkek, Bireyleşemeyen Benlik

1958 yapımı Kızgın Damdaki Kedi filminde Paul Newman’ın canlandırdığı Brick karakteri, görünürde güçlü ama içsel olarak çöküşte bir erkek figürüdür. Jungiyen psikolojide bu figür, bireyleşme süreci sekteye uğramış ve persona ile gölge arasında sıkışmış bir “yaralı eril” arketipidir. 🧊 1. Sessizlik = Duygusal Donma Brick’in suskunluğu sadece pişmanlıkla ya da kayıpla açıklanamaz. O, sadece geçmişe

devamını oku

Sadakati En Çok Kim Bekler ? Anne mi ? Baba mı ?

Sadakat… İnsan ilişkilerinin temel taşlarından biri, çoğu zaman sorgulamadan beklenen, bazen ise en derin yaraların kaynağı. Peki, bir çocuğun hayatında bu beklentiyi en yoğun kim taşır: Anne mi, yoksa Baba mı? Bu soru, bireysel ve kültürel farklılıklarla şekillenen, psikolojinin derinliklerine uzanan karmaşık bir alanı işaret eder. 🧠 Psikodinamik Açıdan: Figür Sadakati neden ister? Altındaki ihtiyaç

devamını oku

Baba’yı Öldürmeden Adam Olunur mu?

“Baba’yı öldürmek” metaforu, sadece psikanalizin temelini oluşturan değil, aynı zamanda bireysel gelişim ve toplumsal evrimin anahtarını barındıran güçlü bir kavramdır. Freud, Lacan ve Jung’un bu konudaki yaklaşımları, bireyin olgunlaşma ve kendi öz benliğini inşa etme sürecindeki evreleri ve zorunlulukları farklı derinliklerde açıklasa da, hepsinin ortak paydası sembolik bir ölümü işaret etmeleridir. Burada kastedilen, biyolojik babanın

devamını oku

Girişimcilik: 1950’lerin Miras Obsesyonundan 2020’lerin Kişisel Marka Takıntısına

Kızgın Damdaki Kedi (1958) filmindeki “Girişimci Baba” ile Günümüzün Girişimcilik Tutkusu Arasındaki Farklar Geçen gün izlediğim Kızgın Damdaki Kedi filminde Big Dady sürekli girişimci oluşuyla ve sıfırdan yarattığı mal varlığının hikayesiyle ödediği bedelleri görmeden anlattığında bir büyük başarı olarak günümüz dünyasındaki bir karşılaştırmaya yöneldim ister istemez. Bu yazıda böyle bir karşılaşmanın özetidir. Görüş ve önerilerinizi

devamını oku

Kiralık Dairelere Sıkıştırılan İnsan: Modern Yersizliğin Psikodinamiği Bölüm 1

Kiralık bir evde yaşıyorum. Babamın gençliğinde alabildiği – sahip olduğu bir eve karşılık henüz bir artı bir dairede yaşamanın bir anlamını düşünürken bu yazıyı toparlamaya çalıştım. “Kiralık dairelere sıkıştırılan günümüz insanı” bendim, arkadaşlarım ve aslında hepimiz olduğunu gördüm ve bunun bir sistem sorunu olduğunu yalnızca bir konut krizine değil, aynı zamanda benliğin, aidiyetin, kimliğin ve

devamını oku

Yedi Ölümcül Günah ile Savaşlar

1. Gurur (Superbia) ve Milliyetçilik-Yüksekten Bakış 2. Açgözlülük (Avaritia) ve Kaynak İstila Hırsı 3. Öfke (Ira) ve İntikam Döngüsü 4. Kıskançlık (Invidia) ve Jeopolitik Rekabet 5. Şehvet (Luxuria) ve Sömürgeci Sömürü 6. Tembellik (Acedia) ve Sivil Toplumun Çöküşü 7. Oburluk (Gula) ve Savaş Ekonomisi 🔄 Psikopolitik Sarmal Bu yedi günah, sadece bireysel ahlak hatası değil;

devamını oku

Şiboletler: Kimliğin Şifresi, Dışlanmanın Anahtarı

Şibolet kavramını Halk İçin Psikoterapi kitabında psikanalizin şiboletleri üzerinden duymuş ve merak etmiştim. Aslında kelime, hem etimolojik hem de politik-psikolojik olarak derin çağrışımlara sahip. Günümüz Türkiye’sinde ötekileştirme, kültürel ayrımcılık, sınıfsal semboller ve kimlik kontrolü bağlamında son zamanlarda düşündüğüm için ksıa bir deneme yazısı yazmak istedim. Bazı kelimeler sadece anlam taşımaz; bir halkın var olup olamayacağını,

devamını oku

Hislerin Gıdıklayarak Gelmeyeceğini Bilmek.

Ordinary People filminde terapist, hastasına ”Hissetmek hakkında bir nasihat sana Hislerinin seni gıdıklayarak geldiklerini haber vermeleri beklentisinde olma “ diyordu. Bazı insanlar duygularını bir melodi gibi bekler: Yumuşak, uyumlu, yavaşça yükselen bir notayla geleceğini zannederler. Oysa hisler, sandığımız kadar nazik değildir. Hele bastırılan, yok sayılan, bilinçdışında birikirken şekil değiştiren duygular… Onlar, kapıyı çalmadan gelen misafirler

devamını oku

Günlük Yaşamın Psikofarmakolojisi: Haplar Gerçekten Çözüm mü?

Hepimiz bir şekilde uyuşturucu kullanıyoruz, ancak Jamieson Webster’ın 2018 tarihli “Günlük Yaşamın Psikofarmakolojisi” adlı eserinde belirttiği gibi, bu “eski moda, yasadışı tür” değil, ilaç şirketleri tarafından üretilen haplar. Bir psikanalist olarak Webster, insanların “günlük dozlarının ekranından” veya onsuz dinlendiği zamanlarda, doğal ritimlerinin dramatik bir şekilde değiştiğini gözlemledi. Peki, duygu, ilgi, heyecan, savunma, ilişki kurma, hafıza

devamını oku

Gelin ve Damat İmgesi

Patmoslu Yahya’nın Görümü Vahiy Kitabı’nda Patmoslu Yahya’ya bahşedilen damat ve gelin imgesi, sadece bir düğün sahnesi değil, aynı zamanda Hristiyan teolojisinin ve kozmik tarihin doruk noktasını, Tanrı’nın halkıyla nihai birliğini simgeleyen en güçlü metaforlardan biridir. Bu imgeler, esas olarak iki ana kimliği temsil eder ve Vahiy Kitabı’nın sonunda (özellikle Vahiy 19 ve 21. bölümlerde) karşımıza

devamını oku

“Keşke Bizi Kendi Halimize Bıraksalardı”: Bir Bireysel ve Toplumsal Feryat

Otistik bireylerin ve ailelerinin iç dünyasından yükselen bu güçlü ve yürek burkan feryadı: “Keşke Bizi Kendi Halimize Bıraksalardı” derinlemesine ele almak istiyorum. Bu cümle, sadece bir isyan ifadesi değil, aynı zamanda yanlış yönlendirilmiş iyi niyetlerin, dayatmacı müdahalelerin ve anlaşılmamanın yarattığı derin bir yorgunluğun ve hayal kırıklığının da dışavurumudur. Bu cümle, otistik bireylerin ve onların bakım

devamını oku

“Hayatımın Tamamını Normal Olmaya Çalışarak Geçirdim”: Bir Otistik Yetişkinin Maskeleme İtirafları

Hatırlıyorum da, daha çok küçük bir çocukken bile bir şeyler farklıydı. Akranlarımın kolayca anladığı şakaları anlamazdım, gözlerinin içine bakmak garip gelirdi ve o ‘doğal’ akışta sohbetlere katılmak sanki bir yabancı dil konuşmak gibiydi. Kimse bana “otizm” kelimesini söylemedi o zamanlar. Sadece “tuhafsın”, “garipsin”, “niye böyle yapıyorsun?” derlerdi. Ben de tek bir şeyi anladım: Normal olmalıydım.

devamını oku

“Dünyayı Nörodiverjan Refahını Teşvik Edecek Şekilde Yeniden Tasarlamak”

“Dünyayı nörodiverjan refahını teşvik edecek şekilde yeniden tasarlamak”, nöroçeşitlilik hareketinin temel hedeflerinden biridir. Bu kavram, nörodiverjan bireylerin mevcut toplumsal sistemde karşılaştıkları engelleri ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak için çevrenin, politikaların ve kültürel normların yeniden şekillendirilmesini ifade eder. Bu yeniden tasarlama ihtiyacı, aşağıdaki temel eleştirilerden kaynaklanır: Özetle, dünyayı nörodiverjan refahını teşvik edecek şekilde yeniden tasarlamak, nöroçeşitlilik hareketinin

devamını oku

“Tüm Hayatım, Bana Uyan Etiketleri Bulma Süreciydi”: Kimlik Arayışı, Tanı ve Aidiyetin Psikanalizi

Otistik bir yetişkinin iç dünyasından yükselen bu sarsıcı ve bir o kadar da aydınlatıcı cümleyi ele almak istiyorum: “Tüm hayatım, bana uyan etiketleri bulma süreciydi.” Bu ifade, sadece bir kimlik arayışının değil, aynı zamanda kendini “farklı” hisseden bir bireyin, anlaşılma, ait olma ve kendi varoluşuna bir anlam verme çabasının da özeti niteliğindedir. Benim Hayatım… Daha

devamını oku

Tarihsel olarak “normallik” ve “sağlık” kavramları

İşte bu ilişkinin tarihsel gelişimi: 1. Antik Dünyada Sağlık: Uyum ve Denge Anlayışı 2. Kapitalizmin Yükselişi ve Mekanistik Vücut Anlayışı 3. Normalliğin İcadı: İstatistik ve Hiyerarşiler 4. Büyük Kapatma ve Öjenik Hareket 5. Savaş Sonrası Dönem ve Neoliberal Kapitalizmin Etkileri 6. Nörotipikliğin Geçici Bir Aşama Haline Gelmesi Sonuç olarak, “normallik” ve “sağlık” kavramları, tarihsel olarak

devamını oku