Avrupa’da ve Türkiye’de Sağlık Politikaları: Reformlar, Sorunlar, Tartışmalar.

*Bir bütün olarak bu kitap, yalnızca sağlık alanındakilere değil, günümüzde Avrupa’da ve Türkiye’de sağlık politikaları konusunda gerçekten ne olup bittiğini öğrenmek isteyen herkese kapı açıyor.
Kitap, 17-18 Haziran 2005 tarihlerinde Türkiye’den ve yurtdışından çeşitli uzmanların katılımıyla Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen çalıştayda sunulan tebliğler ve Sosyal Politika Forumu tarafından daha önce gerçekleştirilen saha çalışmasına dayanan makalelerden oluşuyor. Çağlar Keyder, giriş makalesinde, bütün dünyada sürmekte olan sağlık reformu tartışmalarının Türkiye’deki durumunu özetliyor; sağlık alanında gerçekleştirilmeye çalışılan ‘reform’ paketinin bileşenlerini ‘vatandaşlık’ temelinde tartışmaya açıyor. Bir ‘yurttaşlık hakkı’ olarak kurumsallaşamayan programların ‘kapsayıcı’lığının daima sorunlu olacağını belirten Keyder, ‘sol’un sosyal politikayı daha önce öncelemesi ve gündemde tutması gerektiğinin altını çizerek taraflar açısından önemli bir durum tespiti yapıyor.
Kitabın tamamında tartışılan önerlerin de özeti olabilecek en önemli değişiklik, ‘Türkiye’nin koşullarına uymayan prim sisteminden vazgeçilmesi ve dünyada gözlemlenen eğilimi de uygun olarak sağlık hizmetlerinin genel bütçeden, yani vergi gelirlerinden karşılanmasıdır.’ (s.35)
Kitabın ‘Sağlıkta Reform Salgını’ başlıklı ilk makalesinde Tuba Ağartan, özellikle 1980’lerin sonları ve 1990’ların başlarından itibaren refah rejimlerinin dönüşümü çerçevesinde ortaya çıkan ve Klein’ın deyişiyle bir ‘salgın’ halinde yayılan ‘sağlık reformları’nın tarihsel/ideolojik arka planını inceliyor.

Sosyal Politika Forumu 2004 yılında, Türkiye’deki sağlık hizmetlerini kullanıcılar açısından incelemeyi, mevcut sorunları saptamayı ve sistemde yapılacak değişiklikleri değerlendirmeyi amaç edinen, Adıyaman, Diyarbakır, Van, Kars illerinde, bağlı ilçe ve beldelerdeki sağlık ocakları, hastaneler ve muhtarlıklar ve hizmetlerden faydalanan kişilerle bire bir görüşmelerden oluşan bir proje gerçekleştirmişti. Nazan Üstündağ ve Çağrı Yoltar, ‘Türkiye’de Sağlık Sistemi’nin Dönüşümü: Bir Devlet Etnografisi’ başlıklı makalede, bu projenin sonuçlarını tartışıyor. Projenin en ilginç sonuçlarından biri, düzenli bir sağlık güvencesine sahip olmayan kesimlerin sağlık sistemine dahil olma mekanizmaları ve stratejileri.
‘Piyasa İle Politika Arasında Sağlık Hizmetlerinin Konumu’ başlıklı makalesinde Colin Leys, dünyaca ünlü İngiliz Sağlık Hizmetlerinin son çeyrek yüzyıldaki dönüşümünün perde arkasını piyasa mekanizması sürecinde ele alıyor. ‘Yeni Sistem’in dinamiklerinden en önemlisi, bir kamu hizmeti olarak sağlığın ‘metalaştırılması’ sürecidir.
Ayşe Bulut ise makalesinde ‘Türkiye’de Sağlık Reformunun Tarihçesi’ni ele alıyor. Osmanlı’dan devralınan sağlık kurum ve işleyişlerin, Cumhuriyet döneminde sağlık alanında atılan adımların özetlendiği makalede, bir insan hakkı olarak sağlığın anayasal konum kazandığı, 1961 tarihli, ‘sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi’ne yönelik 224 sayılı kanunun uygulanmasında yaşanan aksaklıklar ve nedenleri üzerinde duruyor.
Ana Marta Guillen ise Portekiz, ispanya, İtalya ve Yunanistan’ı içine alan Güney Avrupa’daki sağlık reformlarını inceliyor.
İoannis Yfantopoulos ise Yunanistan’da sağlık reformunu ele alıyor; Avrupa sağlık reformları ile Yunanistan’da uygulanan benzer sağlık reformlerı arasında karşılaştırmalı bir analiz yapıyor.
Kitabın bir diğer makalesi, sağlık reformlarında bir ‘Akdeniz Paradigması’ oluşturulabilir mi sorusunu tartışıyor. “

*Fatih Artvinli, Virgül Aylık Kitap ve Eleştiri Dergisi, Mart 2008, 116. sayı, ‘Sağlık Olsun’ yazısının bir bölümüdür. Daha fazla bilgiye dergiden ulaşabilirsiniz.

Sağlık hizmetleri, devletin vatandaşlarına karşı taşıdığı sorumlulukların daima başında gelir. Ama bu hizmetler, nüfusun kaçta kaçını kapsar, kimleri ?görmezden gelir?? Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde, sağlık bir vatandaşlık hakkına dönüşürken, dünyanın öteki bölgeleri de bu reform ?rüzgârlarına? kapılıyorlar. IMF ile Dünya Bankası?nın da desteklediği bu ?insanî? tutumun gerçek nedeniyse, insanları küresel piyasa oyununda tutmak. Elbette her yeni reform paketiyle, özel sektörün sağlık alanındaki işgali genişliyor ve devletin tek başına hizmet vermesinin etkin olmadığı ileri sürülerek, maaşlı sağlık personeli istihdamının daraltılması öneriliyor. Gelişmekte olan ülkeler, reformları kendi koşullarına göre eğip bükerek, vaat edilen eşitlik ve hakkaniyet koşullarını en başta ortadan kaldırıyorlar. Peki ya Türkiye? Nüfusun tamamını kapsamaktan uzak ?Genel Sağlık Sigortası? tasarısı, primlerini ödemeyenlerin sağlık hizmetinden mahrum bırakılmasını esas alıyor. Prim sistemi üzerine kurulan bir sağlık sigortasının, Türkiye gibi ekonomik istikrarsızlıkların hüküm sürdüğü bir ülkede yol açabileceği felaketleri düşünmek bile korkutucu. Avrupa?nın farklı ülkelerinden akademisyenlerin, Avrupa?daki ?sağlık hizmetleri? kavramını ve uygulamaların tarihini ele aldıkları, sorunlarını ulusal ölçeklerde tartıştıkları ve reform önerilerini değerlendirdikleri bu kitap, sağlık hizmetinin devletin vatandaşa karşı asli görevi olduğunu ve yaratılmaya çalışılan ?müşteri-satıcı? ilişkisinin çarpıklığını bir kez daha tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. (Kitabın tanıtım yazısı)

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Cemal Süreya’nın Haydarpaşa Lisesi’ndeki Anıları

Kapat