Bahçe(leri)miz – M. Şehmus Güzel

Temmuz?daydık, renkler karmaşası ve kuş sesleri içinde yitik bahçemiz bir şenlikti:

Dün, birikmiş birkaç emaile yanıt verirken, uzun zamandır habersiz ve yazısız bıraktığım sizlere de yazmak içimden geçti ama « Yok yahu bu iş ciddi iş, öyle birkaç dakikada yazılmaz » deyip vazgeçtim. Zaten günlerdir böyle oluyor. Bugün de böyle olabilirdi ama araya çok zaman girdi diyerek kesin kararımı verdim : Bugün mutlaka yazmalısın koçum dedim. Öyle de yaptım. Ama göreceksiniz epey uzunca bir mektup oldu. Doğal çünkü sabahtan beri düşündüm taşındım, nihayet makinanın başına oturdum. Oturdum evet. Başlayabilirim.

Bir defa yaz günlerinden bu yana hemen yazmamakla hata ettiğimi şimdi daha iyi anlıyorum : Hayat silindiri çünkü paldır küldür geçivermiş yine. Alacağı olsun. Hemen parantez açmalıyım çünkü kırkikindi yağmurlarından biri daha başladı : Yağmur burada hep böyle inceden inceye başlar, kuşları susturduktan sonra, ve hızlanarak sürer. Kimi kez durulur, kimi kez hızlanır/hazlanır. Biraz da nazlanır.

Yağmursuz günlerde çiftçiler burada yağmur duasına çıkmazlar, uzaktan acaip yersel yaratıklara aşık attıran, dev sulayıcılarla mısır ve buğday tarlalarını sularlar: Gün ve bilhassa gece boyunca… Ama ince yaz yağmurlarını da önemserler : Bu yağmur kaç dakika, kaç saat devam eder? Meçhul. Gününe, kümülüslerin keyfine kalmış bişey artık.

Gelelim konumuza: Muğla konusuna :

Muğla bayıldığım şirin ve keyifli bir Anadolu kenti olarak hep aklımdadır. Bilmem kaç yılında (büyük ihtimalle 1968?de otostopla Marmaris?e giderken o tarafları dolaştığım yaz aylarından birinde) Mugla?dan geçerken evlerin badanalarının tek tip (açık mavi miydi?), taptaze ve tertemiz olması şaşırtmıştı ve sorduğum kentliler şu yanıtı vermişti : « Muğla?da böyledir, kararlaştırılan günde bütün kadınlar biraya gelirler, birlikte (İMECE YÖNTEMİYLE YANİ) ve sırayla tek tek evlerini boyarlar. » Evet bu nedenle ve temizliğiyle Mugla?yı kalbime yazdım. Sonra ilk kadın valimizin Muğla?ya tayin edilmesi de ilginçti. Mesut Yılmaz SBF?li ve kendi dönem arkadaşı bayanların bile artık « Kaymakam olmak isteriz ! » demelerini duymuş olması sonucu bu kararı almış olan adam, Başbakan olarak anılabilir. Yıllardan beri kadınların kaymakam olması için yazılar yazan benim açımdan ise öğrencilerimin önemli arzularından birinin gerçekleşmesiydi bu. İyi hoş ta o günlerden bugünlere bu iş sürüyor mu ? Kaç kadın daha vali olarak atandı ? Kaç kadınımız valilikte olumlu ve iyi işler gerçekleştirdi ? Bir bilen yazmalı.

Mola vermek lazım. Yağmur da durdu zaten. Toparlamam gerek. Yeniden Muğla?ya mı dönmeli ? Orhan Suda?nın kitabına mı ?

Orhan Suda?nın epey yoğun, epey öğretici ve deneyim yüklü anılarını aktardığı Bir Ömrün Kıyılarında nam kitabını pek sevdim. Abidin Dino üzerine üç ciltlik kitabımın kaynakçasında var. Bildiğiniz gibi, bu çalışmanın kaynakçası, yayınevinin unutması sonucu üçüncü cildin sonunda yayınlanamadı. Bana yazdıklarına göre, ayrı bir kitapçık olarak sunuldu. Ama aradan geçen zamana rağmen bu kitapçığın rengini bile göremedim. İstanbul?da gören oldu mu acaba? Sizin gözünüze çarparsa bir yerde, lütfen benim için de bir adet alıp gönderebilirseniz bahtiyar olurum.

Yağmur duralı epey oldu. Ama güneş hala utanğaç. Çıkıp bir tur atmalı diyorum. Atmalı mı? Atmamalı mı? Bilemiyorum. Ama önce size bahçemizden son haberleri vermem gerekiyor : Evet yeniden başa dönüyoruz : Temmuz?daydık, Ağustos?daydık, Eylül?deydik ağaçlar yeşillerinde, kuşlar, arılar, kelebekler renkler içinde, bizler de onların :

Can eriklerimiz, yeşil eriklerimiz ağzınıza layık. Mevsiminde buralara gelebilirseniz bizzat tadına bakabilirsiniz, ağaçların serin gölgesinde. Gelemezseniz mutlaka reçelini ileteceğim. Bir kavanoz reçel kalkar gelir oralara. Sobe! der.

Mevsimlerin belirsiz olmasından mı, birbirine iyice karışmasından mı, yoksa başka nedenlerden mi bilinmez BU YIL FRANSA?DA MEYVE YILI oldu. Bilhassa elma yılı. Her türlüsü var. Erikler de fena sayılmaz : Eriklerin dallarını görseniz şaşarsınız : Dopdolu ve resmen çimlere kadar eğilmiş. Sanki sultanı selamlayan harem ağası. Yerlerde sürünen dallar. Bir erik tek başına ağır değil elbette ama bir dalda onlarcası olunca teslim bayrağını çekiyor dallar.

Şeftali ağacımız da öyle. Rüzgara bile direniyor şeftali dolu dallar.

Finduk ağaçlarımız da cömert. Birer birer değil beşer altışar finduklar. Ama bakalım bu yıl sincap ailesinden bir iki tane kalacak mı bize? Paylaşmaya razıyım, ama böyle silip süpürmeleri biraz üzüyor. Geçen yıl bir tane bile bırakmadılar keratalar. Yahu bu ağaçı ben ektim, ben suladım, ben taradım, ben kestim dallarını, büyütüp bu günlere ben getirdim, ben de tadına baksam ne olur? İyi olur. Tadı da pek güzel hani. Bir görseniz sincapların sabahın erken saatlerinde finduk çalışlarını hayran kalırsınız. Böyle hırsızlığı da her babayiğit, « babayer! » yapamaz hani. Hele sincap takımının finduklarımızı çaldıktan sonra kaçış taktiklerini görseniz bayılırsınız : Tam bahçenin ortasında aniden durup arkasına bakıyor, hani kovalayan var mı gibi, ama kimi zaman bu sevimli salak korku içinde iki minik eliyle tuttuğu findukları düşürünce tamamen panikliyor ve aniden kayboluyor, önce ilk ağaça tırmanıp izini kaybettirdikten veya kaybettirdiğini sandıktan sonra… Komşu bahçeden çaldıkları çevizleri getirip bizim bahçede (onlara kalırsa daha sakin) güya bildikleri yerlere gömmeleri ise başlıbaşına bir film. Oysa bir süre sonra nereye sakladıklarını unuttukları çevizleri çimleri keserken bizzat ben buluyorum ve sincap otoyolunun üstüne koyuyorum, gelip alsınlar diye…

Güllerimiz ise acaip. Birinin « markası » Catherine Deneuve. Oyuncu değil gül : Nazik ve ancak birkaç « sayfa », açık pembe, hafif bir parfüm ve ortalık mest. Catherine demek böyle kokuyor. Pes! Catherine daha birkaç gün önce yetmişine girdi ama hâlâ kızından genç. Kızı da Marcello?dan izler taşıyor : Bir zamanlar Dolce Vita !

Evet evet elma ağaçlarımız epey yüklü.

Zaman geçti.

Önce erikleri topladık. Reçel yapıldı. Kavanoz kavanoz. Sonra elmalardan sırası gelenler. En sonra şeftaliler. Elmalardan sırasını bekleyenler var hâlâ. Belki yarın toplanacak « belki yarından da yakın ». Bizde ilaç milaç kullanmak yok. Elmalarımızın üstünde belki sadece birazçık toz var. Havanın tozu. Ellerinizle elmanın tozunu alıp veya elmanızı suda yıkadıktan sonra ağzınıza atıp laplup yemek mümkün. İşte böyle.

Yaz aylarında Paris yanıyordu, o sıcaklardan canımızı kurtarmak için kendimizi köyevine attık. Ama ders çalışmaya devam ettim : Kimi kitabın yeniden okunması ve yeni kitapların yazımı. Bunun üzerine yeni bir kavram yarattım, size de öneriyorum : Vacances actives. Aktif tatil. Bize de bu yakışır hani. Yan gelip yatmanın saati gelmedi henüz çünkü. Bu yaz aylarında, bilhassa temmuz sonundan bugüne, pek makale yazamadım. Sizlerin de dikkatinizi çekmiştir. Bu ilk makalem gibi, aradaki bir iki istisnayı saymazsam. Yaz-ın yaz-dığım kitapları ise umarım yakında yayınlanır yayınlanmaz birlikte « koklamak » olanağı buluruz.

Ama bu arada yaz da gelip geçmiş, farkına bile varamadım. Kimi gün yaz-maktan bahçeye bile çıkamayan adam yazın geçtiğini nereden anlasın ? İyi hoş ta yaz manzaralarıyla bu sonbaharı ve kışı geçirebilecek miyiz ? Gelecek yaz bahçelerimiz hangi alemde olacak ? Biz nerelerde ? Yazın bildirin lütfen. Haberlerinizi almak umuduyla en içten sevgilerim, selamlarım ve başarı dileklerimle kolay gelsin.

« Haritada Bir Nokta », Pazar, 27 Ekim 2013, M. Şehmus Güzel

Yorum yapın

Daha fazla Yazarlarımızın son çalışmaları
“Türk Romanında Tarihin Gerçeklik Boyutu” ya da Türk Romanında Tarihselliğe Yaklaşım Türleri – Hikmet Temel Akarsu

Roman nedir; ne değildir? Roman sanatı nedir? Ne değildir? Böylesi bir sualin verilebilecek biricik, kapsayıcı ve net bir yanıtı olamaz....

Kapat