Qiu Xiaolong: ABD?de Yazarı Çinli Polisin, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

Polisiye romanı kim yazar ?
Herkes diye yanıt vermek olası. Ama bu kadarı yanıt olarak yetmez.
Herkes ? Ama hangi herkes ?
Yazmayı bilen herkes?
Birçok kişi için polisiye roman yazmak en kolay yazın eylemi gibi geliyor. Oysa hiç te öyle değil.

Hele son yıllarda birçok eski polisin, emekli polisin de bu işi üstlenmesini dikkate alırsak. Evet son zamanlarda polislikten ayrılan, emekliliğini alan okuma ve yazması olan birçok kişi polisiye roman yazmaya başladı. Fransa?da örneğin şimdi elli yaşındaki ve polislikten « sevdiği erkek için ayrılan » bayan Catherine Fradier birbiri ardına yazdığı polisiye romanlarla ismini duyurdu. Kendi ismini. Eşininkini değil. Bayan Fradier siyasi, dini-siyasi ve toplumsal meselelerin altını çizmekten korkmayan yapıtları ve kendisi de siyasi açıdan solda, cesur bir yazar olarak gündemde. Yine eski polislerden Olivier Marchal önce senaryo yazarı olarak girdiği sinema dünyasında birkaç televizyon filminden sonra artık en ilginç polisiye filmleri yönetiyor. Son filmlerinde Gerard Depardieu ve Daniel Auteuil?e en iyi rollerini sundu?

Bunların hepsi çok iyi ve çok güzel. Ama henüz şairlikten gelip polisiye romanda başarılı olana rastlanmamıştı. Bu işi bir Çinli daha doğrusu Şangaylı gerçekleştirdi : Qiu Xianolong isimli şair, yazar ve öğretim üyesi. İsmini sık sık anacağım için bundan böyle QX biçiminde kısaltacağım. Afola. QX Çinli ama 1988?de 35 yaşında ayak bastığı ABD?de yaşıyor. Bugün artık 55 yaşında, şairliğinin ve yazarlığının en olgun döneminde.

Evet QX hem şair, hem sahici ve sıkı polisiye yazarı, hem de fena halde bir tai chi meraklısı. Her sabah milyonlarca Çinlinin sokak, cadde ve meydanlarda yaptığını QX ABD?de evinin bahçesinde gerçekleştiriyor. Ve bütün gün rahat ediyor :Yazmak ve ders vermek için?

QX 1953?te, bir « Dragon Yılı »nda doğdu. O nedenle anne ve babası ona « Küçük Dragon » ismini uygun gördüler. Her çocuk gibi büyüdü. Ve kimi çocuk gibi büyürken bronşit oldu. Sabah, akşam, gece, sabah, akşam, gece yatağa çakılı kalınca can sıkıntısından patlamak üzereyken imdadına ingiliz edebiyatı ve bilhassa ingiliz şiiri yetişti. Hızır gibi. Şair olacak çocuk şiir okuyuşundan belli olur derler bizde. Bilirsiniz.

1966?da Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Mao?nun « Küçük Kızıl Kitabı »nın izinde ve « Devrim?de yeni bir dönemeçe » girerek « Kültür Devrimi »ni başlattı. QX?in babası kendi halinde bir profösörken aniden ve birçok meslektaşı gibi « burjuva değerlerin temsilcisi olduğu ve kapitalist yönelişleri keşfedildiği » için teşhir edildi. Ve Üniversitedeki görevine son verildi. Çocuk Qiu?ya ise okula gitmek yasaklandı?Okula gidemedi bir süre küçük çocuk. Ama sonra kaldığı yerden eğitimini sürdürdü.

1976?da, Qiu Üniversite?de artık İngiliz ve Ameriken edebiyatı üzerine yoğunlaşan bir öğrenci olarak karşımıza çıktı. ABD?li şair T. S. Eliot üzerine araştırmalara başladı. Varsa yoksa şiir, T. S. Elot ile İngiliz ve ABD?li şairler. Kendisi de şiir yazmaya başladı. « Üzüm üzüme baka baka olgunlaşır/kararır » derler. Bilirsiniz.

1980?lerin başında QX Şangay Toplum Bilimler Enstitüsü?nde çalışıyor. Ama bütün dünyası şiir ve yazındır. Elbette Şangay?daki ve ÇHC?deki siyasi ve toplumsal gelişmeleri çok yakından izleyerek.

1988?de The Ford Foundation?dan bir bursla ABD?de Missuri?nin Saint-Louis kentindeki Washinton Üniversitesi?nde « davetli araştırmacı » olarak buluyor kendini. Ve T. S. Eliot üzerine araştırmalarını burada derinleştiriyor. O günlerde ve öncesinde ÇHC?de başlayan « Demokratik Hareketi » destekleyen şiirleri, denemeleri ve yazıları nedeniyle ülkesinde öğrencilerce « kendilerinden biri » olarak benimseniyor, iktidardan ise « uslanmaz muhalif » damgası yiyor. 1989?da Tienanmen Meydanı?ndaki öğrenci eylemleri bilinen dramatik boylutlarıyla sonuçlandırılınca QX « başıma bir şey gelebilir korkusundan » Çin?e dönmüyor. ABD?ye yerleşme kararı alıyor. Eşini ve kızını da ÇHC?den çıkardıktan sonra ABD?ye yerleştiğini açıklıyor. Saint-Louis?deki Washington Üniversitesi?nde öğretim üyeliğine başlıyor ve halen bu görevini « Edebiyat Dersi» vererek sürdürüyor.

Yazar ülkesinden tümüyle « kopmuş » da değil : Nitekim bakın bu konuda neler anlatıyor : « Çin?e yılda bir veya iki kez gidiyorum, enaz bir ay veya kimi kez iki ay kadar kalıyorum. ÇHC?de olup-bitenleri anlamak ve kavrayabilmek için hem içinde hem de dışında olmak önemli bir avantaj. Bir kazanç. Ülkemde olup-bitenleri gazeteler, televizyonlar, internet ve diğer medyalar aracılığıyla çok yakından izliyorum. Çin?in dışında olmak ve ÇHC üzerine yazmak son derece ilginç ve iyi bir şey. Orada yaşayanlardan farklı bir görüşüm var. Ve yazmak tutkum da buradan kaynaklanıyor, Proust gibi. »

ABD?de kalınca Çince yazmasının yersiz ve gereksiz olduğunun (Madem ki ÇHC?de eserleri yayınlanamıyor) ayrımına varan ve ABD?de Çince yazması anlamsızlaşan yazar İngilizce yazmaya başlıyor. Daha sonra Dead of a Red Heroine isimli ilk polisiye romanı Çinceye çevrildi ve Şangay?da yayınlandı : Ancak « sıcak siyasi içerikten arındırmak » için birçok önemli değişiklikler ve çıkarmalarla?Hatta Şangay ismi bile çıkarıldı çevirisinde?

QX 1996?da nihayet T. S. Eliot üzerine doktora tezini savunuyor ve « doktor » ünvanını alıyor. Ve aynı yıl yazın dünyasındaki konumuna yeni bir boyut kazandırıyor : Polisiye roman yazarı olmaya karar veriyor.

Şiirden polisiye romana geçişinin nedenini şöyle açıklıyor : « 1996?da Çin?in gerçeklerini aktarmak istiyordum. Büyük bir rapor yazmaktansa polisiye romanın daha iyi bir araç olacağına karar verdim. Ben de bizzat sıkı bir polisiye roman meraklısı olduğum için seçimim kolaylaştı. »

QX 1990?ların ÇHC?nin kültürel, siyasi, toplumsal ve ekonomik portresini/panoramasını yansıtmaya çabalıyor. Epey mizahla ve son derece doğru saptamalarıyla. Parti?ye saygılı. Ülkesini asla karşıdan karşıya, doğrudan doğruya eleştirmeden. QX böylece « güleryüzlü eleştiri » adını koyabileceğimiz yeni tür bir eleştiri biçemi yaratıyor.

Yazar, son yıllardaki ekonomik « reformların » doğurduğu sorunları/parçalanmışlıkları/hastalıkları/darmadağınıklıkları anlatıyor. Avrupalı ve Amerikalı dev şirketlerin istilasını, ucuz işgücünün akıl almaz biçimde sömürülmesini de. İdari mekanizmalarda ve Parti bünyesinde rüşvetin aldığı boyutları ve bunun yarattığı yozlaşmaları da. Kapitalizmle eşleşmek isteyen ve bundan bugünkü koşullarda bir hilkat garibesi doğuran düzenin dertlerini de. Kent nüfusunun toplumsal ve ekonomik çalkanlamlarını da. Alt-üst oluşunu da. Günümüz Çin?inin doğum sancılarını da. Kırlardan , sık sık çoluk çocuğunu bile bırakıp kentlere koşanları da. Konut sorununu da : Eski Kızıl Muhafız bir bayan üç metrakarelik bir « dolapta » yatıp kalkıyor örneğin : « Evi » dir bu. Bir aile yedi sekiz metrakarelik tek odada. ( When Red is Black?ta). Onbeş metrekarede sekiz kişinin altaltaüstüste « yaşamasını » da anlatıyor yazar. Hele « ortak mutfak » ve orada olup-bitenler : Herkesin neyi, neden ve nasıl yediğini ayrıntılarıyla aktarması çok ilginç : Böylece yemekle kültür arasında, yemekle kişilikler arasında bağlar örebiliyor/uz. Yerden mantar biter gibi birkaç ayda topraktan çıkıveren acaip gökdelenleriyle, binbir otoyolu, birbirine girip-çıkan raylarıyla ve akıl almaz sokaklarıyla şaşırtıcı taşra kentlerini, ulaşım sorununu (Çin?de bir trene binmek için kimi kez sekiz on kişiyi dirsek, kol ve bacak ve belki yumruk darbeleriyle bir seksen yere sermeniz gerekli olabilir, her şey mümkün, tekme ve tokatları saymıyorum), insanların Parti ile ilişkilerini de. Parti her yerde « nazır ». Herkes Parti?nin gözünü üstünde hissediyor. Parti denetim ve vesayeti inanılmaz ölçüde « içselleştirilmiş ». Bütün bunların yanında, QX, Çin?in tarihini de anlatıyor, okuyucuya hiç çaktırmadan. Polise de pardon şaire de bu yakışır dedirten cinsinden. Evet bütün bunları polisiye roman(ların)da aktarıyor. İşin en çarpıcı yanı burada zaten. Okuyucu polislerle birlikte, hatta bazen onlara rağmen, katilin peşinde koşarken, iz sürerken, Çin üzerine dünya kadar şey öğreniyor.

Okuyucu, QX?in dizi romanlarında yazarın yarattığı aynı tiplerle/« kahramanlarla » katili bulmaya çabalıyor. Polisiye romanlara özgü olarak elbettte cinayet, araştırma, soruşturma var. Hatta Red Mandarin Dress?de Şangay tarihinin ilk dizi katilinin peşinde koşuyoruz. Ama kitaplarının hiç birinde beleş şiddet veya şiddet yok.

Okuyucu kahramanlarla birlikte dolaşsa bile, katili bulmak görevi elbette « inspecteur principal » , baş müfettiş diye çevirelim mi , Chen Cao ve « Şangay Emniyeti Özel İşler Masası » « takımının » görevi. Takımda kimler yok ki ?:

Önce huzurlarınızda Chen Cao, tamam baş müfettiş, biraz önce yazdım. Ama bu kadar değil. Parti üyesi. Yani hem polis, hem de ÇHC Komünist Partisi üyesi. Şair, evet evet şair. Ve şiire tutkun. Ve doğal olarak « Yazarlar Birliği »nin de üyesi.

Yardımcısı değil, meslektaşı Yu Guangming. Bu nokta önemli, çünkü QX, « Klasik polisiye romanlarda olduğu gibi bir şef ve yardımcısından oluşan alışılmış ikili yerine Chen ve Yu?dan oluşan ikisi de aynı yetkilere sahip ve ikisi de birbirinden farklı ve kendilerine özgü ve birkaç boyutlu kahramanlar yaratmak istedim » diyor.

Yu?nun eşi Peiqin karakteri de çok önemli. Peiqin lokantalarda muhasebe işlerine bakıyor : Bunun da önemi var : Lokontalar komiserlikten daha çok ziyaret edilen bir mekan çünkü. Neden mi ? Birazdan anlaşılacak. Henüz araştırıyoruz çünkü ! Yu?nun babası, emekli polis ve Çin?de çok rastlanılan bir tip olarak « mahalle bekçisi » görevi yapıyor, yani bütün bitmiş ve bitmemiş işlerden kendini sorumlu sayan « kaldırım mühendisi », bir tür bakımsız ve teknik donatımsız « Big Brother » !!!

Sonra Li Guohua var : Chen?in amiri, Şangay Cihayet Masası şefi ve Komünist Partisi sekreteri.

Yeni yetme, kendini çok beğenmiş, görmemişin bir oğlu olmuş çekmiş çükünü koparmış türünden hem yerel mafyalarla, hem polisle ve hem de Parti yetkilileriyle (kimi kez bu son iki takımın yetkilileri aynı insanlar olabiliyor : Bakınız Li Guohua?nın durumuna) dirsek temasından kaçınmayan, « Hanedan » isimli karaoke Klübü sahibi « Bay Gu » (Fransızca çevirilerde « Gros-Sou », yani nasıl demeli « Para-Babası » mı, adıyla anılan mahluklardan biri). Ki zaman zaman Chen Cao?nun yardımına koşmaktan çekinmiyor.

Ve Chen?in aftosu, « manitası » veya « nana »sı Ling : Partili üst düzey yöneticilerindenn birinin iki dirhem bir çekirdek, nazik yetiştirilmiş, kültürlü ve fena halde entellektüel kızı. Chen?le dalgalı aşk macerası yaşıyor. Nedeni « Güzel »in Pekin?de oturması. İki büyük kent arasındaki « aşk » ta bu kadar olur ancak?Ve kimi zaman okuduğu bir romandan elde ettiği bilgiyle « Sevgili Baş Müfettişinin » katili pat diye bulması için ip uçu veriyor/verebiliyor.

Evet Baş Müfettişimiz bekar. Ve bu işe en çok annesi üzülüyor elbette. Nasıl üzülmessin ! Bütün annneler gibi o da oğlunun « mürüvvetini görmek » istiyor. Ve hatta bunun için Konfüçyüs?e, Budaların tümüne ve Mao?ya dualar ediyor : « Ne olur evladım da artık bir yuva kursun, aile hayatına karışsın. Çouk çocuk sahibi olsun. Ey Mao sen ki bir milyar Çinlinin karnını doyurdun, sen ki dünyanının en büyük aşçı başısı ünvanını hak ettin, ne olur oğlumun mürüvvettini göster bana ! Kapına kapandım ! Yap bişey ! Ocağına düştüm ! Evlendir oğlumu !»

Tamam böyle bir dua yok. Bunu ben uyduruyorum. Bu kadarcık bir kopya/katkı da sunalım artık. Bu arada Mao için kullandığım sıfatların Jean-Luc Godard?a ait olduğunu da burada belirtmek zorundayım. Bu bir alıntıdır çalıntı değildir. Herkesin hakkını herkese. Yoksa Godard, eski maoculardandır bildiğiniz gibi, çok alınır ( !)

NE DER PARTİ

Godard hiç umursamaz aslında. Ama bu işe Parti ne dere acaba ? Çünkü anımsatmakta yarar var : Şangay Cinayet Masası ve « Özel İşler Masası » takımlarındaki hemen hemen herkes Parti?li. Biraz önce yazdım Chen Cao?nu amiri ayrıca Çin Komünist Partisi?nin sekreteri. Elbette bunu yorumlamak lazım : Nasıl oluyor da bir polis, kendi biriminin amiri bile olsa, Parti içinde bu kadar yüksek bir makama tırmanabiliyor ? Elbette bu değişik biçimlerde yorumlanabilir artık. Bunu yazarın birkaç romanını okuduktan sonra her okuyucu bizzat yapabilir. Yapmalı. Veya yapmaz. Artık keyfinize kalmış bir mesele.

Ama şu kesin : QX?in kitaplarını sadece bir polis anketi gibi okumak na-mümkün. İşte Chen Cao?nun diline pelesenk olmuş sözünü hemen aktarayım : « Çin?de her şey siyasidir. » Arif olan anlar artık. Kitaplarında sadece anket, siyaset ve tarih değil daha birçok konu var : İçiçe geçmiş bir biçimde.

Yapıtlarındaki her kahraman kendi içinde binbir yüzlü. « Kötülük » ve « iyilik » aynı kahramanda, birlikte birarada yaşıyor. Debeleniyor. Kendini ele vermiyor. Qiu?nun sormak istediği, aklımıza bir kança gibi taktığı soru şudur : « Bunca kapsamlı alt-üst oluş içindeki Mao sonrası ÇHC?de iyiyi kötüden, kötüyü iyiden kesin bir biçimde ayırabilir miyiz ? Ayırmak mümkün müdür ? İyiyle kötüyü birbirinden bıçakla keser gibi kesebilir miyiz ? » Aslında yanıtını da kendisi veriyor. Ve yanıtını şöyle özetlemek olası : İyi kötü içinde, kötü iyi içinde. Herkes katil olabilir. Veya herkes küçük bir vidanın araya girmesiyle, bir civatanın akışından çıkmasıyla cinayet işleyebilir. Polisler, şairler, düşünürler, öğretim üyeleri ve öğretmenler hariç. Kültürlüler hariç demek bile olası. Ama neyse buna okuyucu kendisi karar versin. Çünkü taşlar civatalar, vidalar ve bujiler yerlerinden oyna(tıl)mışlar.

Yazar romanlarında giysilere özel bir önem veriyor/yüklüyor. Red Mandarin Dress?de öldürülen kadının sırtındaki kızıl (bu renk boşuna seçilmiş değil, her kitabında mutlaka baş rolde) qipao 1930?ların burjuva giyim tarzının, şıklığının sembolü. Ve belki o kadın bu nedenle öldürüldü : Madem ki burjuva belirtilerinin tümü ortadan kaldırılmalıymış ( !) Cite de La Poussiere Rouge?da (Kızıl Toz Sitesi. Kızıl sözçüğü/rengi yeniden karşımızda) giysi meselesine yeniden dönüyor ylazar ve bir yerde aynen şunları yazıyor : « Giysiler belki bizi neysek o yapıyor ama bunun tersi geçerli değil, ister boyalı bir giysi olsun ister bir uniforma. » Yani giysi insanı/kadın ve erkeği kendisinden başkası biçimine sokamaz. Hangi renkte veya biçimde olursa olsun. Vesaire vesaire?

Yazarın romanları Çin özdeyişleriyle dolu. Tıka basa. Ve elbette her okuyucu anlayamaz diye açıklamalarıyla/notlarıyla. Yoksa şakası yok bu kocaman özdeyiş yükünün altında ezilebiliriz.

Ve hele yemek reçeteleri. QX?in polisiyelerini okuyarak binbir tür yemek öğrenmek olası. Ama dikkat dikkat ! Her reçete her tada ve mideye hitap etmeyebilir. O nedenle kimi reçeteleri burnunuzu kapayarak okumanız gerekebilir. Ama böylece Çin mutfağının zenğinliğini bir kez daha hayranlıkla seyretmek mümkün. Bu kadar yemek ve yemek reçetesi Chen Cao?nun gerçek bir « gourmet » ve « raffine » yemek meraklısı olmasıyla ilgili. Ki böylesi bırakın Çin mutfağı gibi çok zengin ve çok çeşitli bir kültürde başka yerde bile zor bulunur. QX de yarattığı kahramanı gibi gourmet ve yemek yapmaya meraklı. « Kitaplarınızda neden bu kadar reçete veriyorsunuz ? » diye sorulunca yanıtı şudur : « ABD?de sevdiğim Çin yemeklerini yapmak için gerekli malzemeyi bulmakta zorlanıyorum. Dolayısıyla bunları yazarak ve/veya reçetelerini vererek görüntü/yazım yoluyla bir tür doyuma ulaşıyorum. »

QX belki bu nedenle reçetelerini peş peşe sıralıyor. Kahramanlarının tek tek yemek tercihlerini anlatıyor. Gittikleri lokantaları ve yediklerini aktarıyor. Ama polisiye romanlarda yemek tarifi verilmesi bir yenilik ve bir ilk değil. Daha önce değişik örneklerini gördük. 1970?lerde Manuel Vasquez Montalban, Pepe Carvalho?nun maceralarında Katalonya?yı, Barselona?yı, yemekleriyle, cadde sokak ve meydanlarıyla, Akdeniz?i ile, dili ve kimliğiyle anlattı. Montalban bu açıdan bu konudaki ilktir. Simenon?da örneğin yemek reçetesi verilmez. Tamam Komiser Maigret de iyi yemeğe meraklıdır, arada sırada bir yemeğin nasıl yapıldığını sorduğu olur ama uzun boylu değil. Montalban?ı izleyenlerden yine bir Akdeniz çocuğu Jean-Claude izzo Marsilya?yı ve acılı ve açısız yemeklerini polisiye romanlarıyla bize anlatıyor. Bugün İzzo denince hemen Marsilya?nın veya Marsilya denince İzzo?nun akla gelmesi bir rastlantı değildir. Çünkü İzzo yapıtlarında, Marsilya?yı, güneşi, Akdeniz?i ve binbir mahallesiyle ölümsüzleştirmiştir?. Bu yapıtların kısa zaman içinde senaryolaştırılması (bazen bizzat yazarlarınca) ve televizyon ve/veya sinema filmlerine konu olması da şaşırtıcı değildir. Daha önce birçok örneğini gördük. Bu arada Fatih Akın?ın o güzelim « Duvara Karşı » filminde dolma tarifini, ne tarifi kardeşim nasıl yapıldığını görüntüler eşliğinde sunmasını da burada anımsatmama lütfen izin veriniz. O kadar ki birçok bay ve bayan ve iyi (y)emek yaratan dostumuz o gün sinema çıkışında ve daha sonraki günlerde dolma aşağı dolma yukarı günleri yaşadı. Yoksa dolma krizi mi demeli ?

Dolma deyince aklım karıştı ve az daha unutuyordum : Baş Müfettişimiz Chen Cao aynı zamanda ŞAİR ! Evet « Polisten şair olmaz » diyenlere nanik. Ama bunun anlaşılır bir tarafı da var : Madem ki yazarımız da bizzat şair. Bildiğiniz gibi. Eh yazar şair, baş kahraman şair olunca kitabın orta yerinde birden bire bir şiirin yolunuzu kesmesine şaşıramazsınız artık.

Peki öyle olsun. « Bu kadar kültürlü, bu kadar gourmet bir polis tipini niye yarattınız ? » sorusuna QX şu yanıtı veriyor : « ABD?de Amerikalılar hala Çinliyi yoksulluktan perişan, açlıktan kırılan, uygarlıktan nasibini alamamış, basit ve bilhassa fena halde cahil bir tip olarak görmeyi sürdürüyorlar. Bu karika-turistik (Yazar « caricaturale » diyor. Bu sözçüğü bu biçimde ikiye bölen benim.MŞG) görüntünün yanlış ve Çinlilerin de epey karmaşık tipler olduğunu anlatabilmek ve nihayet Amerikalıların Çinliler hakkında yeni bir yaklaşıma/düşünceye sahip olmalarını sağlayabilmek arzusuyla Chen?i böyle entellektüel bir kahraman olarak yarattım. Ayrıca Chen?in tek boyutlu bir tip olmamasını da istedim. Çünkü polislik mesleği icra ediyor ama onun aynı zamanda bir insan olduğunu da unutmamak lazım. Yani birçok boyutu ve kişiliği bir arada yaşayan bir insandır. Öyle alışılmış bir kahraman (« heros ») olarak da yaratmak istemedim. Chen aslında birçok boyutu olan bir « anti-heros »dur. » Yazarın katillerini ve maktüllerini de epey karmaşık tipler olarak yansıttığını burada anımsamak gerekiyor. Her kahramanın kendine özgü gizemli bir boyutu hep varolsun istiyor çünkü yazar. Kimi kez isimleriyle (örneğin « Beyaz Bulut » veya « Erik Çiçeği » gibi) bazı ipuçlarını vermekle birlikte birçok ipuçlarını hatta ip tomarlarını saklayan kahramanlardır bunlar?Ve herhalde bu nedenle veya bu nedenin de katkısıyla « katil » çok iyi « saklanabiliyor » ve genel olarak « katil » en akla gelmeyen biri olarak karşımıza çıkabiliyor. Kimi kez okuyucu katili Baş Müfettişten önce bulabilir. Dikkatli okuyucu. Çünkü Baş Müfettişin başı Parti ile her an belaya girebileceğinden aklı başka yönlerde gezinebiliyor. Birde aftosu var elbette taaa Pekin?lerde?Elbette herkes Komiser kolombo olamaz( !)

« En çok tuttuğunuz yazarlar kimlerdir ? » sorusuna Chen Cao yok canım pardon Qiu Xiaolong şu yanıtı veriyor : « Simenon, kitaplarında yarattığı ambiyans nedeniyle ve İsveçli Maj Sjöwall ile Per Wahlöö. »

Simenon bazen bir saatte, bir günde, hadi bilemediniz en fazla bir haftada bir polisiye roman yazmasıyla da ünlüdür. Acaba QX de bu çok sevdiği yazar kadar verimli olacak mı ? Bu soruyu sormaya hakımız var : On yıl kadar bir zaman süresinde bir dizi polisiye roman yazınca. Başka tür yapıtlarını saymazsak?

ESERLERİ

Qiu Xiaolong?un Chen Cao?nun baş rolünü oynadığı dizi polisiye romanlarını İngilizce orijinal ve parantez içinde Fransızca çevirilerinin başlıklarıyla sunuyorum :

DEATH OF RED HEROİNE (MORT D?UNE HEROİNE ROUGE)

A LOYAL CHARACTER DANCER (VİSA POUR SHANGAİ)

WHEN RED İS BLACK (ENCRES DE CHİNE)

RED RATS, A CASE OF TWO CİTİES (LE TRES CORRUPTİBLE MANDARİN)

RED MANDARİN DRESS (DE SOİE ET DE SANG)

LA DANSEUSE DE MAO (İngilizce başlığı şimdilik yok çünkü kitap önce Fransızca çevirisiyle Fransa?da Mayıs 2008?de yayınlandı. 2008 sonunda ABD?de İngilizcesi yayınlanacak. Resmi belgelere dayalı ve uzun soluklu çalışmalar sonucunda Mao?nun özel hayatını gün yüzüne çıkarmaya çalışan kitapta Mao?nun yaşamının bir döneminde iki eşli olması ve bunun etrafındaki gelişmeler aktarılıyor. Bu arada yazar « Kültür Devrimi » ile uzun zamandır başlattığı hesaplaşmasını sürdürüyor. Mao?nun şair olduğunu anımsamayı ihmal etmiyor yine de yazar.)

Fransızca yapıtlarının tümü Liana Levi Yayınevi tarafından okuyucuya sunuldu.

Qiu Xiaolong Fransa?da bu sıralarda yeniden güçlü bir biçimde gündemde. Nitekim Le Monde gazetesi Temmuz sonundan 2 Ağustosa kadar 25 Ağustos 2008?de piyasaya çıkacak olan CİTE DE LA POUSSİERE ROUGE isimli yapıtından parçalar sundu : Özgeçmişinden kimi parçalarla oluşturduğu bu anlatı/günlük yaşam türü yapıtında, yazar, Şangay?daki « La Cite de la Poussiere Rouge »dan Pekin?e « Yabancı Diller Enstitüsü »ne öğrenciliğe ( Yurtta « onbeş metrekarelik bir odada dört öğrenci ter içinde ve nefessiz » yaşamak, çalışmak ve uyumak zorunda), oradan ABD?ye yaşantılar dizisini sergiliyor. ABD faslında Çinlilerden oralara kadar gidip tuz buz olanlara/ »tutunamayanlar »a ve onlardan Çin?e dönenlerin nasıl devre dışı bırakılmalarına kadar binbir şey aktarılıyor? Aynı uslubla : Yani şiirsel bir dil. Ve elbette özdeyişler defilede. Arada pat diye bir şiir evet evet aynen bir şiir çıkıyor karşımıza, anlatılanla mutlaka ilgili : Wei Zhuang?dan. Kendisinden. W. B. Yeats?dan?Cümlelerini şiir yazar gibi kuruyor?Ve alay etmeyi asla unutmuyor. Arka planda ÇHC?nin « Kültür Devrimi »nden çıkışına, « Kültür Devrimi »nin doğurduğu ızdıraplara, dramlara ve « Dört Modernliğin Gerçekleştirilmesi » çabalarına yer veriyor. Dönemin en sıcak siyasi gelişmeleri ve CHC?nin « başarılarıyla ». Örneğin CHC?nin İMF?ye ve Dünya Bankası?na üye olmasının iktidar tarafından « başarı » olarak sunulmasına alaycı bir atıfta bulunuyor. Bu anlaşılabilir : Çünkü CHC?nin oldum olası, ve hele o günlerde, en büyük derdi/sıkıntısı tecrit edilmek ve/veya dünyanın kenarında kalmaktı. Dolayısıyla her türlü « üyelik » bu yalnızlığın kırılması olarak algılanıyordu?Yazar bunları aktarıyor ve o döneme tanıklık ediyor?

Bir ülkeyi, kültürlerini, kimliklerini, halklarını, geleneklerini tanımanın en iyi yollarından biri iyi bir polisiye roman olabilir. Ve bu anlamda böyle bir « okuma » başlı başına bir « seyahat? « biçimini bile alabilir. Hareketsiz gezinti. Voyage immobile. Fransızcası sanki demek istediğimi daha iyi yansıtıyor : Evet siz yerinizde kalıyorsunuz ama aklınız-fikriniz geziniyor. İşte Qiu Xiaolong?un polisiye romanları bunu en iyi şekilde sağlıyor : Çin Halk Cumhuriyeti gibi bir milyar üç milyon nüfuslu bir DEV-ÜLKENİN/BİR DÜNYANIN değişik kültürlerini (yemek, içmek, yatmak dahil) siyaseti, günlük yaşamı ve tarihi ile tanımak için, tanımaya başlamak için. Hele21. Yüzyılın « Çin Yüzyılı olması ihtimalinin artık sık sık vurgulandığı zaman dilimlerinde. Dahası 2008 Yaz Olimpiyatları ile ÇHC?nin « kendi yüzyılına » çok iyi bir « giriş » başlattığını da kabul etmek gerekiyor. Hiç bir olimpiyat veya sportif gösteri bu kadar « VİTRİN » boyutunu almamıştı. İyi bir polisiye roman kendine özgü toplumsal çerçevesi, tarihi ve cografyasıyla bellli olur. Qiu?nun yapıtlarında bunların tümü var : Fazlasıyla. Çok az tanınan veya hiç tanınmayan veya dahası yanlış ve eksik bilinen ÇHC?ini gerçekleri, sürekli gel-git içindeki alt-üst oluşumlarda dalğalanan bir toplumlarıyla tanımak için en güzel fırsat. Ve bunları bize kendileri de karmançorman kahramanlar aracılığıyla aktarması da cabası.

Almanca ve Fransızca yanında birçok dile çevrilen bugün 700.000 kadar yapıtının satıldığı bilinen Qiu Xiaolong?un Türkçeye kazandırılmasının da zamanı gel(me)di (mi ?)

MER-AK(IL)LISINA NOT :

QİU XİAOLONG?UN ELBETTE KENDİ ÖZEL SİTESİ BULUNUYOR :
www.qiuxiaolong.com?dan ulaşmak mümkün.
Yazarın ilginç bir söyleşisi için şu siteyi de öneririm :
www.ours-polar.com
LA DANSEUSE DE MAO üzerine tanıtıcı bir makale ve bu kitaba ilişkin olarak yazarıyla, büyük olasılıkla Mayıs 2008?de yapılan ve 7 Haziran 2008?de yayınlanan söyleşi için Fransa?daki en iyi haber sitelerinden biri olan şu siteyi tavsiye ederim :
www.Rue89.com
Ve elbette ve kaçınılmaz olarak wikipedia.org?u da öneriyorum.

Yazarın Yazıları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Filistin halkının şairi Mahmud Derviş’ in Hayatı.

Filistin'in bağımsızlık mücadelesini konu alan şiirleriyle tüm dünyada tanınan ve yaşamı siyasi mücadeleyle geçen Mahmud Derviş'i 9 Ağustos 2008 tarihinde...

Kapat