Levi-Strauss İle Dünden Yarına – M. Şehmus Güzel

30 Ekim 2009?da aramızdan ayrılan Claude Levi-Strauss 28 Kasım 1908?de doğdu, 20. yüzyılı bir ucundan öbürüne birçok kalıcı eser bırakarak geçti ve 21. yüzyılın insanoğlunu ne hale getirdiğini görerek üzüldü. Çünkü « Dünyanın eskisi gibi olamayacağını », « Bizden sonra gelenlerin bizim mutluluğumuza sahip olamayacağını » biliyordu. « Düşüncemizin solfejini » çözmek için ugraşan adamdı. O gitti melodilerimizi nasıl çalacağız ? Toplumsal görüntülerin sakladığı sırları, kültürün gizli mekanizmalarını bize kim açıklayacak ?

Özgeçmişi konusunda ketum, sır vermekte oldukça cimri Claude Levi-Strauss?un (Bundan böyle sadece CLS biçiminde) yaşamı ve yapıtları konusunda kendisini çok iyi tanıyan Didier Eribon ile yaptığı uzun söyleşilerden oluşan ve her ikisinin imzasıyla De Près et De Loin (Yakından ve Uzaktan) adıyla Odile Jacob Yayınları tarafından Ağustos 1988’de yayımlanan kitaba göz atmak lazım. Nehir söyleşide CLS entelektüel gelişim çizgisini, yolculuklarını, dostlarını, hoşuna giden ve gitmeyen şeyleri anlatıyor.

Büyük babasının viyolonist ve Berlioz ile Offenbach’ın çalışma arkadaşı olduğunu, annesinin haham kızı olup ne olur ne olmaz diye steno-daktilo öğrendiğini, babasının ressam, fakat sergi sayısı azalınca ve fotoğraf sanatının portrecilerin pabuçunu dama atmasıyla « işinin bittiğini » ama muhteşem bir « bricoleur » (yap-takçı) ustası olduğunu ve çocuk CLS’nin böyle bir ortam içinde herkesten bir şeyler kapıp her işe bulaştığını öğreniyoruz. Çocukken daha herşeyin farkına varıyor. Yapısalcı olacağı çocukken belli oluyor.

CLS, gençliğinde Marksizme dört elle nasıl sarıldığını, nasıl “Sosyalist Parti’nin filozofu” olmaya özendiğini, ama değişik deneyimler ve yaşanılanlar sonrasında politikadan, günlük politikadan ve politikacılıktan nasıl uzaklaştığını da anlatıyor. Marksizmin politik biçimlenmesinden uzaklaşmasına karşın, felsefi bağlamda hep Marksist kaldığını bir kaç kez vurgulayıp, Marx’tan neler kazandığını açıklıyor. Ama bir yerde “Aslında ben sıradan, basit bir Kantçıyım ve aynı zamanda, belki doğuştan yapısalcıyım” deyip, annesinin anlattığına göre daha çocukken ve okuması yokken beşiğinden “boucher” (kasap) ve “boulanger” (ekmekçi) tabelalarındaki ortak ilk üç harfin “bou” anlamına geldiğini çünkü her ikisinde de aynı şey olduğunu haykırmış olduğunu aktarıp, “daha o yaşta değişmezleri arıyordum” esprisini yapıyor. İlahi hoca! Kitap bu tür ince tebessümlerle dolu. CLS?da araştırma sırasında ciddiyet, insan ilişkilerinde içtenlik söz konusudur. Cahillerin yaptığı gibi insan ilişkilerinde somurtkanlık, bilimcilikte laubalilik burada yürümez.

Büyük bir bilim adamı, üslup ve edebi açılardan da büyük bir yazar olan ve her yapıtı en çok satan kitaplar arasına giren CLS, “Joseph Conrad’ın yazdığı kitapları yazmak isterdim” diyebiliyor.

Çok çalışkan ve alabildiğine üretken olan CLS, çok çalışmasını çalışmadığında duyduğu “kaygılı sıkıntıya” bağlıyor; “Çalışmadığımda içim kemiriliyor, içim eziliyor.”

CLS, 1930’lu yılların başında politik kariyerden vazgeçip kendini bilime adıyor. Şubat 1935’te Brezilya’ya yolculuk, 1939’a dek kalacağı bu ülkede birçok inceleme ve çalışma gerçekleştiren CLS, o yıllarda etnolog olmak istiyordu. Etnolojinin her şeyden önce “psikoloji” olduğunu belirten CLS, “Şeyler, sanki katı hale getirilmiş düşüncedir. İnsan zekâsının nasıl çalıştığını anlamak için yeni araçlar elde etmek amacıyla yakındaki veya binlerce km ötedeki şeyleri arıyoruz. Bir tür psikoloji yapıyoruz. Şeyler için söylediğim inançlar, töreler ve kurumlar için de geçerli.”

Sao Paulo Üniversitesi’nde kendisinden bir yıl sonra oraya gelen ve kendisi gibi orada öğretim üyeliği yapan ünlü tarihçi Fernand Braudel ile dostluk kuruyor. CLS ilk alan çalışmalarını Brezilya?da gerçekleştiriyor. Bilim ve başkalarını tanımak konusunda herkesin işine yarayacak yöntemler geliştiriyor. Kavramlar öneriyor. Brezilya, « Yerliler »in ve ?primitif? uygarlıkların keşfedildiği dev ülkedir. Caduveolar, Bororolan ziyaret eder, gözlemler yapar… « O yıllarda Güney Amerika insanlardan çok doğaydı, alabildiğine doğa. » diyor.

1939 başında döndüğü Fransa’nın savaşın ilk aylarında hezimete ugraması ve Haziran 1940?da nazilerce işgali, Vichy hükümetinin Fransız vatandaşı Yahudilere karşı ayrımcı, baskıcı ve ırkçı politika uygulaması üzerine görevinden alınan CLS, ABD’ye sığınmak zorunda kalıyor. 1941 ve 1942 yılları için CLS, “O sırada saf yürek bir strüktüralist (yapısalcı) idim. Bilmeden yapısalcılık yapıyordum. Jakobson bana dilbilimin varlığını açıkladı. Ve bu benim için gerçek bir keşif oldu” diyor. Jakobson ile tanışması, yakınlığı, birlikte yol almaları yeni ufuklar açıyor.

ABD?deki sürgün yıllarında sürrealistlerden André Breton ve Max Ernest ile tanışıyor. « Sürrealistler ussal olmayan her şeye son derece özenle yaklaşıyor ve bunu estetik anlamda kullanma yolunu arıyorlar. Ben de aynı malzemeyi kullanıyorum, ancak ben onu estetik anlamda kullanmak yerine ussal olmayanı ussal olana indirgemeye çalışıyorum. »

Sartre?ı hiç beğenmediğini, onun felsefesini « sahte » bulduğunu bu söyleşiler sayesinde öğreniyoruz. CLS Aron, Dumezil, Vernant?ı tercih ettiğini açıklıyor.

Yapısalcılığn kurucusu ve ustası « 1960?lı yılların Fransız felsefesinin bir üyesi olduğu » söylentisini « yakıştırma » olarak niteliyor ve kibarca redediyor. CLS garip bir adamdı vesselam. Nitekim ailece görüştükleri Lacan?ın eserlerini de pek okumadığını ve « bir kez sırf dostluk olsun » diye bir atıfta bulunduğunu açıklıyor.

1959?dan 1982?de emekliliğine kadar Fransa?nın en büyük bilim kurumlarından Collège de France?da görev yaptı. Bu arada binbir başka yerde de.

Tristes Tropiques isimli yapıtının 20. yüzyılın hem bilimsel hem edebi açılardan en önemli eserlerinden biri olduğunu herkes kabul ediyor. Bu kitabının başarısı üzerine Gallimard Yayınevi sahibi ve sorumlularının kendisini baştan çıkarmak için epey yol denediklerini ama onlara kanmadığını ve ilk yayınevi Plon?da kalmayı tercih etttiğini anlatıyor. Vefalı adam.

Ustanın öğretim eylemine ilişkin notları için Plon tarafından okuyucuya sunulan Paroles Données isimli yapıtını anımsatmak isterim. Bir de Magazine Littéraire?in Ekim 1985 tarihli özel sayısını. Vefatından itibaren ise Fransa?daki bütün gazeteler ve bütün dergiler CLS hakkında « dosya »lar yayınladılar. Özel ekler verdiler. Büyük ihtimalle bu ilgi artarak sürecek.

« İçkiyi kaldıramıyorum, geç yatmayı sevmiyorum » diyen CLS böylece uzun yaşamının sırrını da mı veriyor acaba ? Bilinmez. Ama aklınızda bulunsun.

Yazan: M. Şehmus Güzel

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Bahar Birgün Yeniden Gelir? – Canan Koçak

Yıllar önce gittiğim tek kişilik bir gösteride, Fransa?nın işgal edilişi ile ilgili oldukça etkileyici bir anlatı dinlemiştim. Anlatıyı anlatanında kattığı...

Kapat