Başkaldırıyorum! – Gülsünay Uysal

?Bugün dünyada mücadele aynı düşmana karşı verilmektedir. Vietnam?da, Angola?da, Şili?de, Türkiye?de aynı düşmana karşı savaş verilmiştir ve verilmektedir. Yerli faşizmler ise emperyalizmin ortaklarıdır. Faşizm ve emperyalizm bir madalyonun dışa ve içe dönük iki yüzü gibidir. Tüm dünyada emperyalizm tek ve bir bütündür. Faşizm de tek ve bütündür.?
Behice Boran(*)
Umut en büyük silahtır. Umudu dört duvar arasına koyarsan cansız duvarlar dillenir. Umudu bir yüreğe koyarsan yerleri, gökleri inletir. Ve başkaldırmayı öğretir umut kimin içine salınırsa.
Duyduk duymadık demeyin diyemeyeceğim; duymayan, görmeyen yok elbette artık. Sadece malumun ilanı bu. İnsanlık büyük bir değişimin eşiğindedir. Kapitalist sistemin hastalıkları her geçen gün hızla ve usulca doğurmaktadır. Uyanın! İlacınızı alın. Üstünde ilaç yazanlardan sakınarak başlayın. Günümüz hastalığı, hastalık hastalığı olmalı, ki öyle. Şüphe edin arkadaşlar. Yaşadığınızdan şüphe edin. Yattığınız yataktan. Kendinizin saydıklarınızdan. Kandırıldıklarınızdan. Takım çalışmasından, Conference Call?lardan, Audit Day?lerden, Happy Hour?lardan, Free Friday?lerden, Casual Giyim?lerden, Break Time?lardan, nokta atışlarından, sosyal ağlardan, sağ gözünüzden, sol elinizden?

Sürdürülemez kapitalist uygar(sız)lık, her şeyi yerle yeksan edip, çürütüyor? Çürümenin karşısına dikilmek, insanı tekrar isyana çağırmak atılacak ilk adım; bunun için de güçlü bir bellek tazelemesine muhtacız? Çünkü ?Çürüme, belleksizlikle başlar??
Temel Demirer

?Çürüme?nin ardından geriye kalanlar şimdi ?Durağanlık? ile yüzyüzeler. Çoğu farkında değiller. Şu anda çoğumuzun bizzat dahil olduğu bu hastalığın en önemli özelliği bu. Farkındasızlığımız. Bir kokain sarhoşluğu gibi mutlu hayallerden acı ölümlere yürüyüşümüz. Gerçeğin sinsice ilerlemesi. Hastalığa yakalanmış insanlar ölümlerine yakın fark edecekler zincire vurulmuş hayatlarını. Üç kuruşa sattıkları vakitlerini, beş kuruşa aldıkları dostluklarını, kuruş kuruş yaşadıkları bir karışlık özgürlüklerini?
Başkaldırmayı unuttuk. Hayır deme iradesini gösterecek bedenlerimiz çoktan kuma kafasını gömdü. Başkaldırıyı belleğinde diri diri tutup her gün sulayanlar ise büyük buhranda. Gellerde gitlerde, kimbilir nerelerde. Bir gün uzak bir hayalde, öbür gün karısıyla çocuklarında vicdanıyla. Bir gün fatura ödemelerinde öbür gün büyük idealarla gömülerde. Yollarda kayıp umutlarda, rüyalarda arayışlarda, düzen ve düzensizlik aşımlarında çoktan yenilmiş edilgen bağışıklıklarda.

?Bizi kurtaracak şey hayır demesini bilmiş olan insanlarımızın, yarın aynı sarsılmazlıkla ve çıkarını düşünmeden evet demesini bilmeleridir.?
Camus, Denemeler

İnsan, toplumda, doğayı düşünsel ve pratik etkinliğiyle kavrama ve değiştirme becerisine ilişkin düşüncelerden oluşan sistemler geliştirmekle yükümlüdür. Varoluş mücadelesi budur. İnsan, bu potansiyel ve bilinç ile yaratılmıştır. Ancak gün be gün insanlar edilgenleşmektedir. Bireyden çok boynundan çekilen öküzü andıran yaşam biçimleri, hürriyetten çok esarete benzeyen paraya bağımlılıklarıyla ?başkaldırma?nın erdemini çoktan masallara konu ettiler. İşte aslında bunu yapan kendileri değildi, peki ya kimdi? Biri miydi? Hangi kurumdu? Yine mi Amerika? Bu yazıda bunu aramayacağız. Kimseye giydirmeyeceğiz çirkin kıyafetler. Hastalığımızı tespitteyiz. Ve sonunda yine çare içimizde varolacak inancındayız.

?İnsanlar böyle uyudukça, insanlar böyle zulüm altında inlemeyi kabul ettikçe insanlığın bir sinekten ne farkı olur. İnsanlar, eğer en küçük bir haksızlığa, bir zulme başkaldırmayı akıl etmezlerse, insanlık bundan böyle daha da beter hale düşecektir. Allah, başkaldır ya kulum demiş ve insan onun cennetine başkaldırmış. İnsan soyu başkaldırmayı yemek, içmek, yaşamak, uyumak, çocuk yapmak gibi bir yaşama biçimi yapmazsa bugünden de bin beter olacak, içi boşalacak, duymayı, düşünmeyi, sevmeyi, sevişmeyi, dostluğu, arkadaşlığı, göğün, yerin, kurdun, kuşun, akarsuyun, tanyerindeki ışığın, yürekteki sıcaklığını unutacak. Eeey insanoğlu başkaldır! diye bağırıyordu? Korkma! İçindeki o yüz bin yıllık ağanın, korkunun üstüne yürü! Ona başkaldır. Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır! İyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır! Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana. Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.?
Yaşar Kemal, İnce Memed(**)

Camus, yaşadığımız dünyanın absürd bir dünya olduğunu söylüyor. Dünya gibi, insan da absürd bir varlıktır. Absürd insan, yaşamın saçmalığının bilincine varan insandır. Absürdden kurtulmanın tek yolu başkaldırmadır. Ama bu, her şeyi yok sayan bir başkaldırma değildir. Başkaldırmanın temeli yıkma değil; yaratmaktır. Başkaldırmanın temelinde adalet duygusu vardır. Başkaldırı, bireyin temel hakkı olan, yaşama hakkını savunur. Başkaldırı insanın varlık nedenidir. Küreselleşme olgusunda da insanın temel yaşama hakları kısıtlanmaktadır, insanlar arasındaki eşitsizlikler artmaktadır. Küreselleşme olgusu çerçevesinde güçlü devletler, şirketler gücü elde etmek istemektedirler. Haklarının bilincinde olan insanlar ise, bu duruma, karşı tavır geliştirmektedirler.

Nedir Günahkar Başkaldırı?
Sadece düşünce olarak, zihinsel bir karşı olmak başkaldırı değildir. Başkaldırı karşı olmanın eyleme dönüşmüş halidir. Sanat bir başkaldırıdır, spor insanın kendi sınırlarına baş kaldırışıdır. Edebiyat bir başkaldırıdır. Demokrasinin kendisi, insan hakları, sosyal devlet ilkesi doğanın ?büyük balık küçüğü yer? dengesine başkaldırıdır. Ancak bu silah ve şiddetle yapılırsa teröre dönüşür. Şiddet insani değildir. Şiddet devreye girdiğinde ise amaç artık değişim olmaktan çıkmış demektir. Çünkü terörün kendisi onun egemenlerinin çıkarları için bir amaçtır. Başkaldırmamak nasıl bir zayıflık ise bunu şiddete dönüştürmek de bir zayıflıktır.

?Realist olamayacak kadar kaotik bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum? Dünya büyük bir akıl hastanesi, tüm insanlık da hasta. Doktor kimliğinde, toplumu hasta eden politikacılara ise asla güvenilmemeli.?

Tadashi Suzuki

Başkaldırı kelimesine bu coğrafyada olumsuz anlamlar yüklenmiştir. Toplum belleğine bu kelimeler kötü ekilmiştir. Her başkaldırı hemen cezalandırılması gereken, asla taviz vermemek gereken durum olarak görülmektedir. Başkaldıran işçiyi işten atmak, memuru polise dövdürmek, şairi ve yazarı hapse atmak gelenek haline gelmiştir. Başkaldırı kurulu düzende egemen olan insanların çıkarları için bir risktir. Onlar için egemeni oldukları düzenin ve çıkarlarının devamı esastır. Bu nedenle düzende egemen olan insanların başkaldırıya tahammülleri yoktur.
Evet, ?başkaldırmak? kurulu düzene karşı olmaktır. Ama bu sadece rejime karşı olmak anlamına gelmez. Sosyal düzene karşı olmak, ekonomik sisteme karşı olmak, savaşa karşı olmak, zulme karşı olmak, kanunsuzluğa karşı olmak, mafyaya karşı olmak gibi bir çok duruşu içerebilir.
Kültürden, birikimden, ruhtan, tarihsel izlerden uzak, salt ve sunni, naylon bir hayat sundu bize her ne ?izm? ise.
Başkaldırı amatör ruhların birleşmesidir, kaygısızca, hesapsızca, bensiz, beklentisiz altın bir kupaya uzanmasıdır binlerce elin ve yüzbinlerin sokaklarda kutlamasıdır huzuru. Başkaldırı, genetik bir mucize gibi somonların büyük okyanus turundan sonra dalgalara, fırtınalara, buzlara, sıcağa rağmen binlerce ölüler vererek ulaşmasıdır tatlı suya, yeniden milyonlarca yarınları için.
Ve başkaldırı aborjinlerin bir baştan bir başa toprak analarını bir mevsim boyunca düşe kalka, binbir cefa ile geçmeleridir yüzyıllar boyu.
Başkaldırı, inançları uğruna ölümü göze alabilmenin keyfini yaşamaktır dirhem dirhem.
Başkaldırı akıntıya karşı yüzmektir, suyun sana hükmetmesi değil senin suya hükmetmendir. Başkaldırı, varlığı değil yokluğu paylaşmaktır.
Başkaldırı doğadır, tabiattır, dağdır, güneştir, ayçiçeklerinin güneşi takip etmesidir başkaldırı. Sebebi yaradılıştır!
Gündöndü çiçekleri gibi olmalı gençlik, insanlık, iyiye ve hakka doğru güneşe dönercesine gizil bir güçle başkaldırmalı küreselleşmeye, global sömürüye.
Bu emperyalizmin, bu hızar dişli kanlı canavarın önünde çelik gibi, elmas gibi dikilmeli yürekler. Ta ki dişleri tek tek kırılıp, tükeninceye dek! Tek tip, tek model, mekanik bir insan formatına dönüştürülmeye çalışılan dünya kendi zenginliğinin, kendi derinliğinin farkına bir an önce varmalı ve uyanmalı.
El frenini çekmenin tam zamanıdır. Mekanik kültür, elektronik müzik, sanal alem, sanal aşklar, sanal dostlukların önüne kültür değerlerimize sahip çıkarak duvar örmenin vakti geçiyor. Bugün tek dili konuşan bir dünya mı, yoksa binlerce zengin dil ile gözgöze bakışabilen bir dünya mı tahayyül ediyorsunuz? Ben ikincisi uğruna başkaldırıyorum!
Güney kutupta da aynı marka şort kuzey kutupta da ekvatorda da? İnsanlığın en büyük düşmanı insanlığı resmen esir almış yutuyor. Tarih bitiyor, anılar bitiyor, miras yağma ediliyor? Başkaldırıyorum! Kargalar gibi yaşamaya varım ben. Koloniler halinde ama çıkarsız beklentisiz. Palaz bir yavrunun uçamadığı an, çırpınabilen kargalar gibi yaşama varım.

?İnsanlara dürüstçe söylemek istediğim tek şey: ?Şöyle bir kendinize bakın ve hayatlarınızın ne kadar kötü ve yavan olduğunu görün.? Asıl önemli olan insanların bunu fark etmesi, çünkü fark ettiklerinde, büyük olasılıkla kendileri için başka ve daha iyi bir hayat yaratacaklar. Bunu görecek kadar yaşamayacağım ama, biliyorum ki çok daha farklı olacak, şu anki hayatlarımızdan daha farklı. Bu farklı hayat gerçekleşmediği sürece ben de insanlara söylemeye devam edeceğim: ?Lütfen, hayatlarınızın ne kadar kötü ve yavan olduğunu anlayın!???
Çehov

Yeniden bir tufan olmalı, yeniden toplanmalı bütün canlı mahlukat. Ve sil baştan ve yeniden dilinle, dininle, kültürünle, genlerinle, duygularının, becerilerinin götürdüğü kadar, gölge etmeden, gölgede kalmadan yeni bir dünyada yeni bir nesli yeniden türetmeliyiz. Başkaldırmalı, başkaldırmalıyız somon yavruları gibi binlerce ölümleri göze alarak! Başkaldırmalıyız ayçiçekleri gibi kesileceklerini bile bile kafalarımızın! Umut çiçeklerimizin yeşermesi için başkaldırmalıyız!
Seviyorsak Eflatun?u, Shakespeare?ı, Nietzsche?yi. Eğer kıymeti varsa Van Gogh?un, Mandela?nın, Picasso?nun, Camus?nun, Çehov?un başkaldırmalıyız! Başkaldırmalıyız Mevlana için, Yunus için, Piri Reis için! Hak için, hukuk için, özgürlük için, insanlık için!

?Yine söylüyorum;
Gözü bağlanmış korkulardan
Yasaklardan baskılardan
Asla irkilmiyorum
Çünkü kan emici yarasadan çıldırdım
Başkaldırıyorum.?

Yusuf Hayaloğlu

Gülsünay Uysal 

Kaynaklar:
( * ) Behice Boran, 14 Mayıs 1976, İstanbul Sergi Sarayı, Şili Halkıyla Dayanışma Gecesi
( ** ) Yaşar Kemal, İnce Memed, Cilt 4, Sayfa 348-349
İsmet Şahin, ?Başkaldırı Pedagojisi?, Ağustos 2006, Şehiriçi Dergisi

Esinlendiklerim:
Anton Çehov
Albert Camus
Temel Demirer
Halil İbrahim Uysal

Başkaldırıyorum! – Gülsünay Uysal” üzerine bir yorum

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Dersim’iz: Gece Kelebeği – Müslüm Kabadayı

Güzel ülkemizde, çelişkilerle yüklenen bu topraklarda, her şey yangından mal kaçırılırcasına yapılıyor, ne acı. Bu zulümdür, ayıptır. Utanmazlar ve aymazlara...

Kapat