“Hrant’ın kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya, yanına yatmadım diye.” Rakel Dink

Sabah saat on buçukta evden ayrıldı diye hatırlıyorum. Her zamanki gibi az da olsa yaptı kahvaltısını. Ayrılırken biraz keyifsizdi. Bir şey takılmıştı kafasına. Öperek yolcu ettim. Üzülme, dedim, çok da önemli değil bu sıkıntılar. Akşama döndüğünde geçer, dedim. Önemli olan varlığımız, gibi bir şeyler söyledim. Böyle bir konuşma oldu aramızda.

Sonra o işine gitti. Benim de dua toplantım vardı, oraya gittim. Toplantı bitti, arkadaşlarla oturmuş dertleşiyorduk. Aramızdan genç bir arkadaş, Rakel Kuyrig, dedi, insan bağışlayamayacağı birini nasıl bağışlar, dedi. İnsanın katili bile olsa, bağışlamamız gerekiyor, Isa böyle söylüyor, dedim. Onun sözüne iman ediyorsak, onun ardınca gidiyorsak, koşulsuz bağışlamamız gerekiyor, çünkü O böyle söylüyor, dedim. Bu konuşmayı hiç unutmam.
Ve o meyanda, telefon çaldı. Oğlum, Mama nerdesin? Dua et, diyordu. Sesi titriyordu. Dedim oğlum, sen nerdesin, orada kal ki ben geleyim. Kendisine bir şey oldu sandım. Yok bir şey mama, sen dua et…

Onun telefonu kapandı, Sera aradı. Mama, babam, dedi. Ben Agos’a gidiyorum, dedi. Sesi ağlamaklıydı. O kapandı -bunların hepsi arka arkaya oluyor- bulunduğumuz evin telefonu çaldı. Ev sahibi açtı. Bembeyaz oldu.
Şimdi… Şöyle bir durum oluyor insanda. Olabilirlik içinde aklına geliyor bazı şeyler ama reddediyorsun. Acaba diye aklına gelen şeyi söylersen, kabul etmiş, doğruluğunu tasdik etmiş olacaksın. İstemiyorsun. Ama zihnine geliyor, yoksa diye, acaba diye bir şeyler…

Bunlar oradaki arkadaşlarımın da fikrinden geçiyor herhalde ki biri bayıldı. Elimle yüzüne çarptım bir tane. Kalk çabuk, sizin güçlü olmanız gereken gün bugün, dedim. Ağlıyorum tabii. Biz şimdi seninle mi uğraşacağız, güçlü olmakla mı? Bayılmamamız gerekir, yoksa gücümüz gider üstümüzden. İsa ne diyor: “Güçsüzlüğünüzde benim gücüm sizde kâmil işleyecek.” Şimdi o gün. Kalk ve ne yapmamız gerektiğini düşünelim. Ona kalk derken benim de dizbağlarım çözüldü. Kendimi bırakırsam yığılacağım. Ama o meyanda, o ayet, “Sizin güçsüzlüğünüzde, sizin yapacağınız bir şey kalmadığında, benim gücüm sizde görünecek,” diyen ayet kıvılcım gibi, şimşek gibi zihnime geldi. Ey İsa, dedim. Öyle diyorsan, şimdi bugündür. Başka nerde görünecek gücün? Hemen paltomu giydim, evden çıkmakla meşgulüm. Bir arkadaşım takıldı peşime, ille seninle geleceğim diye. Ben Agos’a gitmek istiyorum. Yok, eve gitmemiz gerekiyormuş, dedi. Söylene söylene eve doğru geliyoruz. Zihnimde dua ediyorum. Ama tam edemiyorum. Şoktayım. Eve kadar yürüyerek geldik. Şu köşede baktım eltilerim, saç baş bir yanda, bizim eve doğru geliyorlar. Halası, başka arkadaşları, hepsi eve doğru geliyor.

Kötü haber nasıl da belli oluyor. Herkes duyduğu yerden kalkmış geliyor. Kimsenin ne halde olduğu, nasıl göründüğü umurunda değil. Görüntü gösteriyor kötü olayı. Eve çıktık, çantamı attım. Telefona sarıldım. Kapı susmak bilmiyor. Ama kimse bir şey söylemiyor, televizyonu açan da yok. Adı konmuyor ama belli artık. Ben de daha telaffuz etmemişim ama olay belli. Taksi numarasını çevirdim ki hiç ezbere çevirmemişim o saate kadar. Taksi durağıyla konuşmaya çalışırken Belçika’dan kardeşim çıktı karşıma telefonda. Mikhail dedim, ben taksiyi aradım sen nereden çıktın? Kuyrig kendine iyi bak. Biz geliyoruz oraya, dedi. Aman Baydzar’a dikkat edin, onunla ilgilenin, dedim. Beraberiz, bilet aldık, beraber geleceğiz zaten, dedi. Telefonu kapattım. Şaşkınlığımdan yine onu çevirmişim. Artık ağlaşıyorduk karşılıklı… Nihayet taksiyi çağırabiliyorum. Evdekilere de bağırıyorum. Kimse bana engel olmasın. Agos’a gideceğim. Benimle gelmek isteyen varsa gelsin diye. İki arkadaşımla bindik taksiye. O yol da bir türlü bitmek bilmedi.

Gittimse Ararat’la Sera’yı orada gördüm. Orada sarıldım onlara. İnsanoğlu çok garip! O an çocuklarımın boynu bükük artık diye düşündüm. Eziklik, babasızlık, kanatlarının kırılmış olduğu… Böyle düşünceler üşüştü zihnime. Bu düşünceler içinde sarıldım onlara, Ben gittiğimde eşimi kaldırmışlardı. Kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya, yanına yatmadım diye. Sonra hep üzüldüm…

Çıkarken Agos’tan, baktım ki orayı sabunla suyla yıkıyorlar. Temizlemeye çalışıyorlar. Sanki temizlenirmiş gibi. Suyla sabunla temizlenir mi dökülmüş kan? Allah’ın sözü diyor ki: İnsanlar sussa, kan hakkını arar. Adalet yerine oturmadıkça kanın sesi susmaz. Hiçbir zaman susmaz. Ne şimdi, ne gelecekte, ne de geçmişteki kanlar. .. Hiçbiri susmaz.

Rakel Dink

Hrant, Tuba Çandar, Everest Yayınları,İstanbul, 2010, 14,15,16

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
Orhan Kemal ‘in mahkumiyetine sebep olan karar

"11 Ekim 1938 tarihinde yapılan duruşmada yabancı rejimler lehinde propaganda yapmak suretiyle eratı isyana tahrik teşebbüsünde bulunmaktan maznun 12. piyade...

Kapat