Ben Öykülere İnanırım – Habib Bektaş “alışkanlıklar çoğaldıkça, görmek güçleşmişti.”

ben öykülere inanırım

“Kadın pencereye sırtını döndü. Adamın oturduğu koltuğa baktı, adamı görmeye çalıştı, adamı aradı son bir umutla. Yok, ses koltuktan geliyordu ama kadın, adamı göremiyordu. Bunca yıldır ev, eşyalar bildikleştikçe, ikisi arasındaki alışkanlıklar çoğaldıkça, birbirlerini görmeleri güçleşmişti.
Çocuklara döndü kadın yine; ilk kez görüyormuş gibi baktı kızlarına. Sarıldı, öptü ikisini de, kendi çocukluğunu öper gibi; acıdı onlara, kendine acır gibi.”

Eskiyen Duygular
Önce küçük kız koştu pencereye, sonra büyük. Savrulan kar taneciklerine baktılar. Küçük kız çığlık çığlığa bağırdı: “Kar! Kar yağıyor!..” Büyük kız cama dayadı burnunu. Fısıldar gibi, kışkırtıcı konuştu: “Kardan adam yapalım!” Küçük kız takılmış bir plak gibi aynı sözcükleri yineliyordu: “Kardan adam yapalım, kardan adam yapalım…”

Koltukta uyuklayan adam, iki küçük kızın sevincini görmedi. Konuşulanları duymuştu ama:

“Hele kar tutsun bakalım,” dedi bezgin bir sesle.

Kadının elindeki örgü şişleri durdu. Gözlerini ovuşturan adama döndü. Adam bir sisin ardındaydı. Gözlerini kıstı kadın; özenle, inatla baktı. Yok, kesin çizgileriyle göremiyordu adamı. Gördüğü, koltuktan ayırt edilemeyen kirli, şekilsiz bir beyazlıktı. Beyaz bile denemezdi, renksiz bir görüntü. Çocuklara baktı bu kez, güldü yalancıktan.

Adam, aynı bezgin sesle, “Her gün bir ötekinin eşi,” dedi, kendi kendine konuşur gibi.

Kadın kalkıverdi ayağa. Sanki sırtından çok ağır bir yükü indirmişti:

“Ama kar yağıyor!”

Adam bakmadı kızlarıyla birlikte cama burnunu dayamış kadına. Kadının solgun yanaklarının pembeleştiğini görmedi.
“Kar, evet kar, yağıyor. Bir şey değişmez ki! Kar bu, bugün var, yarın yok.”

Adam oturduğu yerden kalktı sallanarak. Televizyonu açtıktan sonra gömüldü yine koltuğuna.

Kadın pencereye sırtını döndü. Adamın oturduğu koltuğa baktı, adamı görmeye çalıştı, adamı aradı son bir umutla. Yok, ses koltuktan geliyordu ama kadın, adamı göremiyordu. Bunca yıldır ev, eşyalar bildikleştikçe, ikisi arasındaki alışkanlıklar çoğaldıkça, birbirlerini görmeleri güçleşmişti.

Çocuklara döndü kadın yine; ilk kez görüyormuş gibi baktı kızlarına. Sarıldı, öptü ikisini de, kendi çocukluğunu öper gibi; acıdı onlara, kendine acır gibi.

Çocuklar sokağa bakıyorlardı, savrulan kar taneciklerine.

Kadın, koltukta kaybolan adamı aramadı o günden sonra. Sokağa baktı kızlarıyla. Ve yeni insanlar gördü, o güne kadar görmediği.

Tanıtım Bülteni
Zamana direnen öyküler!

“Uzaklara gitsek,” dedi kadın, “insanların bizi tanımadığı yerlere?”
“Neden?” dedi adam.
Umutlandı kadın:
“Her şeye yeniden başlayabiliriz, bizi tanımıyorlar ya!”
“Öyleyse burada da kalabiliriz,” dedi adam.

Usta yazar Habib Bektaş’tan kadın erkek ilişkilerini, yabancılaşma ve duyarsızlaşmayı ele alan bir öykü seçkisi: Ben Öykülere İnanırım.

Gölge Kokusu, Cennetin Arka Bahçesi, Kaybolmasınlar Diye, Dedemin Cenneti, Hamriyanım gibi yapıtlarıyla tanıdığımız ödüllü yazar Bektaş, uzunlu kısalı toplamda yirminin üzerinde öyküye yer veriyor Ben Öykülere İnanırım’da. Yeniden gözden geçirilmiş bu baskıda bazı öyküler dışarıda kalırken yenileri eklendi.

Bektaş’ın anlık, okuruna tokat gibi çarpan minimal öyküleri, gündelik yaşamın içinde duyarsızlaşmaya ve inceliklerini yitirmeye başlayan insanı ele alıyor. Hızla değişen bu çağda hem insancıl değerlerimizi yitiriyoruz hem de kendimiz dâhil yabancılaşıyoruz.

ÖNSÖZ
Habib Bektaş, yılların deneyimine sahip, usta bir yazar. Bugüne kadar roman, öykü, tiyatro oyunu gibi pek çok alanda ürünler vermiştir. Yersiz yurtsuzluk, göçmenlik, insan olmak, insanca yaşamak konuları üzerine epeyce kafa yormuş, roman ve öykülerinde sırtını bu konulara yaslamıştır. Özellikle de öykülerinde gündelik yaşam içinde duyarsızlaşan, inceliklerini, insancıl değerlerini kaybeden insanı ele almıştır.

Gölge Kokusu ile 1980 sonrası kültürel iklimi bir çocuğun gözünden, çocuk dilini ve dünyasını ustalıkla yansıtarak aktarmıştır Bektaş. Nitekim, kitap hak ettiği değeri bularak 1997’de inkılâp Kitabevi Roman Ödülü’nü almış, Atıf Yılmaz tarafından Eylül Fırtınası adıyla sinemaya da uyarlanmıştır. Cennetin Arka Bahçesi ile yerinden, yurdundan koparılmanın, rahmetli Sennur Sezer’in deyişiyle “insanca yaşamayı özlemenin romanı”nı yazmıştır. Romanlarının yanı sıra Bektaş, kısa öykü türünün de olanaklarını iyi değerlendiren bir yazar. Okurunu kısa sürede yakalamayı, minimal öykülerinin tokat gibi çarpan etkisiyle ansızın vurmayı başarır.

Yıllar önce öykülerini sınıfta öğrencilerimle okurken bir gün Habib Bektaş’la tanışıp editörü olacağım aklımın ucuna bile gelmezdi. Türkçe edebiyatta kısa öykünün iyi örnekleri olarak Bektaş’ın Ben Öykülere İnanırıni’dan birkaç öykü okuyup tartışmışızdır. Bu kitaptaki bazı öyküler yeni yetişen neslin öykü türünü sevmesine ne kadar büyük katkı sunabileceğini bana bizzat deneyimletmiştir.

Kitabın yayımlanma ve Bektaş’la çalışma sürecimizden söz etmek gerekirse ilk baskısını 2001’de yapan kitabı, yeniden yayıma hazırlarken birtakım değişiklikler yapmaya karar verdiğimizi ve bu amaçla kolları yeniden sıvadığımızı belirtmem gerekiyor. Yeniden gözden geçirilmiş bu baskıda bazı öyküleri dışarıda bırakma kararı aldık, bazı öyküleri revize ettik. Çıkan öykülerin yerine ise yedi yeni öykü girdi. “Aşkın Dili”, “Ben Öykülere İnanırım”, “Ak Saçlı Adam”, bende yıllar önce okuduğumda da yer etmiş, inceliği, insani olanı, yalnızlığı ve yabancılaşmayı ele alan öyküler. Okurunun kalbine dokunmayı ve sızlatmayı gerçekten de başarıyorlar. Kabaca iki bölüme ayrılabilecek kitabın ikinci kısmında ise göçmenlik, aile ilişkileri, varoluşsal hesaplaşmalar, geçmişle yüzleşme gibi temalara odaklanıyor Bektaş. Kitaba yeni giren öykülerden “Sara”, okurken kalbinizi sızlatacak biraz da incitecek belki. “Uzak”, “İyilik ve Kötülük”, “Ben” ve “Korku” öyküleri ise az sözle anlatılan, içeriği yoğun, incelikli ve derin öyküler. Bektaş, kısa öykülerinde şiir diline yaklaşıyor ve zihne kazınacak tümceler ve güçlü görsel imgeler sunuyor okuruna.

Ben Öykülere inanırım, Timuçin Özyürekli’nin deyişiyle, “Okuyanı taraf olmaya, kalplerini öykülerde yer alan kahramanların yanlarına koymaya zorluyor” ve okuruna şiirsel söylemi yakalamış, zengin bir dünya vadediyor.

Ayşegül Utku Günaydın
Şubat 2016

Kitabın Künyesi
Ben Öykülere İnanırım
Habib Bektaş
Tudem Yayınları / Delidolu
Basım Tarihi: Aralık 2015
Tür: Öykü
134 sayfa

İçindekiler
Önsöz 9
Eskiyen Duygular 11
Aşkın Dili 13
Aşk ve ölüm 15
Tanınmak 17
Ak Saçlı Adam 18
Ben Öykülere İnanırım 20
Balkon 23
Deniz Çağırınca 26
Kırmızıkız 28
Uzak 36
Bıçak 38
İyilik ve Kötülük 40
Nar Çiçeği 42
Güler 44
Ben 49
Ölümü Tanımak 50
Sanki Annesi 51
Leylak Renginde ve Hüzünlü 54
Gece 56
Korku 57
Suskunluğun Kokusu 59
Soru 62
Horoz 64
Sinekler 66
Kemer 70
Yakı 72
Şeytana Tapınma 78
Boncuk 84
Her Derde Deva, Masal 87
Rahman 89
Yüzyıldan Yüzyıla 96
Söz 100
Göçmen 101
Sara 105
Fotoğraf 118

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Erik Çekirdeği – Lev Nikolayeviç Tolstoy “kendinizi öykülerin içinde bulacaksınız”

Lev Tolstoy'u hepimiz daha çok büyükler için yazdığı unutulmaz yapıtlarıyla tanıyoruz. Tolstoy, aynı zamanda yarının büyükleri için de birbirinden güzel...

Kapat