Bilinçakışını en iyi kullanan yazarlar

Bilinçakışı, özellikle modernist romancıların değişen hayata ve edebiyata karşılık bulmak için geliştirdikleri, çok uzun zamandır vazgeçilmeden kullanılagelen ve okurları büyüleyen, onların aklını karıştıran bir anlatım tekniği. Mrs. Dalloway ve Stephen Dedalus gibi birçok roman karakterini kusursuz biçimlerde anlatarak hayatımıza sokan yazarlar, bu tekniğin en parlak örneklerini verdi.

Bilinçakışı nedir?

Psikolog William James’in çalışmaları sonunda ortaya çıkan bilinçakışı yöntemi, düşüncelerin hiç durmadan, bir sıraya konmadan belirtilmesi, sıralanmasıdır. Bu nedenle cümleler daha uzun ve daha karmaşıktır. Sözdizimi ve cümle kuralları yok sayılır. Anlamın kişiden kişiye değişmesi bir düzensizlik yaratmaz. Okurun dahiyane fikirlerini de daha derinlere inerek ortaya çıkarır. Yazarın rüya, kendinden geçme, halüsinasyon görme durumları, farklı bilinç canlandırmalarına imkân tanır.

Bilinç akışı yöntemini çok başarılı kullanan yazarlardan ve eserlerinden bazı örnekler:

Dorothy Richardson

Bilinç akışı tekniğinin 20. yüzyıldaki öncüsü olan Dorothy Richardson, Pointed Roofs adlı uzun soluklu romanında bilinç akışını kullandı.

“On one side was the little grey river, on the other long wet grass repelling and depressing. Not far ahead was the roadway which led, she supposed to the farm where they were to drink new milk. She would have to walk with someone when they came to the road, and talk. She wondered whether this early morning walk would come, now, every day. Her heart sank at the thought.”

William Faulkner

Nobel ve Pulitzer ödüllü William Faulkner, Ses ve Öfke ve Döşeğimde Ölürken romanlarında bilinçakışını etkili biçimde kullandı.

Farklı karakterlerin içsel karmaşalarını yazım kurallarını yok sayan bir anlatımla vurguladı. Kitabın kısa bir bölümünde okur, farklı seslere, kokulara ve hareketlere maruz kalır.

“Söyle babana olmaz olur ben babamın yaratıcısıyım ben icat ettim onu ben yarattım onu kendim için söyle ona o iş olmayacak çünkü ben öyle değildim diyecek ve sonra sen ve ben çünkü bu yaratıkları seviyoruz” – Ses ve Öfke (çev. Rasih Güran, YKY)

James Joyce

Dublinli James Joyce’un bütün eserlerinde bilinç akışı tekniği kendini belli eder. Finnegans Wake, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portesi ve 1000 sayfa, 265.000 sözcükten oluşan Ulysses, bilinçakışının en önemli örnekleri arasındadır. Ulysses’te, herhangi bir paragrafta kaybolmak çok kolaydır. Stephen Dedalus, düşünceleriyle okuru allak bullak eder. Kendi kendine “Tekrar dönecek misin?” diye sorarken kafasındaki çok farklı düşüncelerle Grafton caddesinde bulur kendisini. Sonra bir anda sorusunu yanıtlar ve şu sonuca varır: “Geri dönmek çok anlamsız.” Başka bir adımda Duke caddesine varır ve okuru hem kendinin hem de onun neden oraya gittiğini anlayamaz.

“genç kızken ben de bir Dağ çiçeğiydim orada evet saçıma gülü Endülüslü kızların taktığı gibi takınca ya da kırmızı mı taksam evet ve nasıl öpmüştü beni Mağribi surunun altında ben de dedim kibu da olur bir başkası daha iyi olacakdeğil ya sonra gözlerimle tekrar sormasını istedim evet sonra ister misin diye sordu evet ne olur evet de dağ çiçeğim dedi önce sarıldım ona evet ve onu kendime çektim göğüslerime dokunsun diye safi parfüm evet kalbi deliler gibi çarpıyordu evet dedim evet isterim Evet.” – Ulysses (çev. Armağan Ekici, Norgunk)

Virginia Woolf

Bütün zamanların en önemli feminist yazarı ve en önemli yazarlarından Virginia Woolf’un eserlerinde bilinçakışı tekniği önemli bir yer tutar. Woolf, “çay takımını”, “bir uşağın ellerini”, “bir şemsiyeyi”, “bir kâseye konulan çorbayı” betimlerken ayrıntılara fazlaca önem vermiş ve bilinç akışının en güzel örneklerini böylece sergilemiştir.

Mrs. Dalloway’de okuyuculara farklı bakış açıları ve fikirler sunmaktadır. Okuyucu kimin konuştuğunu ve ne hakkında konuştuğunu merak eder.

“Ama diyordu Rezia,çocuk doğurmalıyım. Beş yıldır evliydiler.

Birlikte Tower’a gittiler; Victoria ve Albert Müzesi’ne; Kral’ın Parlamento’yu açışını izlemek üzere kalabalığın arasında beklemişti Rezia. Ve mağazalar vardı- şapkacılar, elbise mağazaları, vitrininde deri çantalar sergilenen mağazalar, durup gözlerini dikerdi onlara. Ama bir erkek çocuk doğurmalıydı.” – Mrs. Dalloway (çev. İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi)

Marcel Proust

Kayıp Zamanın İzinde romanında dikkate değer ölçüde bilinç akışını kullanan Proust, bir madlen çikolatayı yerken o çikolatanın kokusundan çocukluğuna gider ve bütün Paris’i bu kokuyla dolaşır. Okur bu koku ve tatta “Vivonne nilüferlerini” ve “Combray’deki pazar sabahlarını” bulur.

“Ardından da, önceki hayatta var olan düşüncelerin ruh göçünden sonra bilinmez olması gibi, benim için anlaşılmaz bir hâle gelmeye başlardı; kitabın konusu benden kopardı, onu düşünüp düşünmemekte serbest olurdum; aynı anda görme duyuma kavuşur, etrafımda, gözlerimi, belki daha çok da zihnimi dinlendiren, hoş bir karanlık bulunca çok şaşırırdım; zihnim bu karanlığı sebepsiz, anlaşılmaz, gerçekten karanlıkbir şey olarak algılardı.” – Swann’ların Tarafı (çev. Roza Hakmen, YKY)

Jack Kerouac

Yolda ve Yalnız Gezgin eserlerinde bilinçakışı tekniğine sıkça başvuran Jack Kerouac, Beat Kuşağının önemli temsilcilerinden. Orijinali üç haftada bir rulo kâğıda yazılan Yolda, Kerouac’ın Amerika yolculuklarına dayanır. Bu yolculuklarda bilinçakışının en canlı örneklerine rastlanır.

“Carlo Marx’la karşılıklı iki iskemleye oturmuştuk, diz dize, ona bir rüyamı anlatmıştım, çölde garip bir Arap beni takip ediyordu, kaçmaya çalışıyordum, ama Kotuyucu Şehre ulaşamadan beni yakalıyordu. “Kim o?” demişti Carlo. Birlikte kafa yormuştuk. Ben, benim, diyordum. Ama değildi. Bir şey, birisi, bir ruh, hayat çölünden geçen herkesi izliyordu, cennete ulaşmadan yakalayacaktı bizi.” – Yolda (çev. Can Kantarcı, Ayrıntı)

Jose Saramago

Nobel ödüllü Jose Saramago, Portekiz edebiyatının önde gelen isimlerindendir. O da Woolf gibi eserlerinde bilinçakışını çeşitlendirmeyi sever. Körlük’te uzun cümleleri ve tırnak işaretini sık sık kullanması eserinin en belirgin özelliği hâline gelmiştir. Bilinçakışı tekniği, eserlerine özgür yorumlama gücü katmıştır.

“Daha şimdiden arabalarından fırlayan birçok sürücü, arızalı arabayı trafiği aksatmayacak bir yere kadar itmeye hazır, arabanın kapalı camlarına vuruyorlar, içerideki adam başını onlara çeviriyor, önce bir yana, sonra öteki yana, bağırarak bir şeyler söylediğini görüyorlar ve ağız hareketlerinden, bir sözcüğü durmadan yinelediği anlaşılıyor, hayır, bir değil, iki sözcüğü, evet, bunu zaten, bunu zaten içlerinden biri kapıyı açmayı başardığında anlayacaklar, Kör oldum.” – Körlük (çev. Aykut Derman, Can)

Samuel Beckett

Bu listedeki ikinci Fransız yazar olan Samuel Beckett, Türkçeye Üçleme olarak çevrilen, içinde Malloy, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan isimli üç ayrı roman bulunan eserinde bilinçakışını kullanmıştır.

“What shall I do? What shall I do? now low, a murmur, now precise as the headwaiter’s And to follow? and often rising to a scream. And in the end, or almost, to be abroad alone, by unknown ways, in the gathering night, with a stick.” – Molloy

Fyodor Dostoyevski

Suç ve Ceza romanıyla bütün edebiyat dünyasında adını duyuran Dostoyevski’nin 1864′te yazdığı Yeraltından Notlar, Rus edebiyatının en büyük eserlerindendir. Roman boyunca engin düşüncelerini uzun ve sıralı cümlelerle ifade eder. Parantez içindeki cümlelerde bile…

“İşte ben, içi dışı bir insanı, onu özene bezene yaratan, sevecen doğa ananın görmek istediği gibi, gerçek normal insan sayarım. Böyle bir adamı kıskanmaktan kendimi yer bitiririm. Aptal olmaya aptaldır, böyle değildir diye sizinle tartışmayacağım, ama ne bileceksiniz, belki de normal adamın aptal olması kaçınılmazdır. Belki de böyle olmasının ayrı bir güzelliği vardır. Bu düşüncemin doğruluğuna inanmam için başka bir neden de, normal insanın karşıtının, yani herhâlde doğanın kucağından değil de imbikten geçirilmiş, derin anlayışlı adamın (Bunda da gizemli bir hava var, ama pek emin değilim.) normal insan karşısında bazen birden duralaması, bütün üstünlüğüne karşın kendisini seve seve sıçan gibi görmesidir.” – Yeraltından Notlar

Toni Morrison

Kölelik üzerine pek çok roman yazan Toni Morrison’ın en ilgi uyandıran romanı hiç kuşkusuz Sevilen’dir. Yetişkin bir kadın olarak ailesine dönen hayalet bebek hikâyesi olan Sevilen, köleliğin ürkütücü yanlarını, bir ailenin çok katmanlı öyküsünü, çektiği acıları geri dönüşlerle anlatarak okuyucuya yansıtır. Romanda sona doğru bilinçakışı yöntemi kullanılarak, iç içe geçmiş üç karakterin düşünceleri anlatılır.

“Sevilen

Sen benim ablamsın

Sen benim kızımsın

Yüzün benim yüzüm; sen bensin

Seni yeniden buldum; bana geri döndün

Sen benim Sevilen’imsin

Sen benimsin

Bana aitsin

Benimsin

Senin sütün bende

Senin gülümsemen bende

Sana bakacağım

Sen benim yüzümsün; ben senim. Ben senken;

beni neden terk ettin?” – Sevilen (çev. Püren Özgören, Can)

(qwiklit.com) • Ceren Çalıcı

(http://www.notosoloji.com/,02 Ekim 2014)

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat Haberleri
“Çehov, oyunlarını hiç beğenmiyorum. Shakespeare kötü bir yazardı, ama sen ondan da kötüsün.” – Tolstoy

Tolstoy’un “Oyun yazarlığın Shakespeare’den de kötü” dediği Çehov’un daha önce çevrilmemiş mektup ve günlükleri bir kitapta toplandı. Kitapta Tolstoy ve...

Kapat