Bir kedinin ardından tüm insanlara – Seza Özdemir

?Çok satan?ların, reklam dünyasının ve romanın hâkimiyetinin arasında onun öykülerine kavuşmak, kısa süren ama susuzluğunuzu gideren bir seraba kavuşmak gibi. Usta yazar Ferit Edgü yine tam tadında bırakıyor!

?… her kişinin bir başka yolu, bir başka yöntemi olmak gerektir.
Denizde de, karada da hep buna inandım. Ve öyle yaşadım.
Benim burada sana sunduğum harita ve pusula binlercesinden, yüzbinlercesinden biri.?

Ferit Edgü, böyle diyordu ?Hakkâri?de Bir Mevsim?de ve biz O?nun bir mevsimini okumuştuk. Edgü yine ve hala insanın türlü ?hal?lerini ve ?gerçeklik?lerini anlatmaya devam ediyor. Ancak bu kez ustanın sağlam yapılı öyküleri hüzünle sarıyor içinizi. En çok da kitaba adını veren ?Giden Bir Kedinin Ardından?da söylediği ve söylemek istediklerini ayrı ayrı sorgularsanız…

Fazlalıklardan kurtulmanın dayanılmaz hafifliği
?Çok satan?ların, reklam dünyasının ve romanın hâkimiyetinin arasında onun öykülerine kavuşmak, kısa süren ama susuzluğunuzu gideren bir seraba kavuşmak gibi. Notos Kitap?tan çıkan ?Giden Bir Kedinin Ardından? adlı yeni öykü kitabı, tam da bu anların ne bir eksik ne de bir fazlası. Usta yazar yine tam tadında bırakıyor!

Edgü, kitaptaki öykülerini dört bölümde toplamış. Barok Öyküler?i deyim yerindeyse bir solukta tamamlayıp, sonra ?olmadı baştan? deyip, ilk öykü ?Denizde? ile yeniden çıkabilirsiniz o Barok yolculuğa. Belli bir ritmi ve uyumu barındıran, birbirine kılcal damarlarla eklemlenen bu küçük anlatılar; yazarın imge gücünü en kısa, en etkili, en yoğun kullandığı öyküler. Edgü insan hallerini ve gerçekliklerini; artık onunla bütünleşen minimalist öykü tarzında, fazlalıklarından arınmış kurgu ve anlatımla sunuyor.

Çifte gerçeklikten ironiye
Bu öykülerde yabancılaşma, terk ediş, iletişimsizlik, pes ediş, toplumdan uzaklaşma gibi ana izlekler kullanılmış. Bunlara ölüm-yaşam, düş-gerçek, geçmiş(hatıra)-bugün, inanmak-inanmamak, tekil-çoğul (birey-toplum) gibi karşıtlıklar da eşlik ediyor. Edgü böylece çift taraflı bir gerçeklik sunuyor okura. ?Denizde? ile başlayan bu çift bakışa, ?Firari?de evi terk eden oğulla babanın arasındaki son sözler ve ?Tartışma?daki hoca ile öğrencisinin diyalogları örnek verilebilir. ?İn? ve ?Çadır? öykülerinde ise bu kez tekil halleri, biraz da eleştirel ironiyle gözler önüne seriyor. Kendine her türlü yaşamadan, tehditten, korkudan uzakta bir ?in? ya da ?çadır? yaratanların gerçeklikleri de belli bir ironi barındırıyor elbette.

Gerçekle düş birarada
?Onları Tanıyordum?, ?Garip Hayvan ve İnsan Öyküleri?, ?Urfalı Mateos?un Yazgısı? ve kitaba adını veren ?Giden Bir Kedinin Ardından? adlı bölümlerdeki öykülerde ise bu temel karşıtlıkların yerini daha çok koşul ve insana bağlı haller alıyor. Bunlara kimi zaman ?Baba? ve ?Dostoyevski?nin Oğlu Osman?daki gibi fantastik diyebileceğimiz düşsel unsurlar da katılıyor. Garip Hayvan Öyküleri ise yazarın yerleşmiş yargıları nasıl farklı ele aldığını görmek için birebir. (Edgü; antik hikayeleri ters yüz edip yeniden anlatma ya da onlardan farklı unsurları öne çıkarmayı daha önce de yapmıştı.)

Gidenin ardındaki ince sızı
Ferit Edgü?nün çoğu öyküsü hallere ya da olgulara odaklanır. Çoğu kez zaman ve mekan unsurunu açıktan vermez. Bu unsurları bazen bir deneyimin dile getirilmesinden (?? Paris işgal altında? / Ressam Dayı) çıkarırsınız. Kuşkusuz bunlar, öykü üzerine kafa yormanızı sağlar. Yazar bu tutumunu burada da sürdürüyor. Ancak kitabın son öyküsü ?Giden Kedinin Ardından?da bu unsurlar daha belirgin. 1980 Haziran?ının Bodrum?unda başlayan bir kedi ve yalnız bir adam arasındaki hikaye, darbe sonrası Almanya?ya gidişle yoğunluk kazanıyor. Bu arada 12 Eylül?ü de, Berlin Duvarı?nın varlığını da son derece açık duyumsatıyor okura. Adamın kaldığı evde daha önce Tezer Özlü?nün kaldığı gibi bilgiler ve bazı kişisel paylaşımlar öyküyü biyografik kılıyor okurun gözünde. Bu yüzden de özellikle ?Giden Kedinin Ardından? öyküsüyle Edgü?nün ne anlattığı ve ne anlatmak istediği ayrı ayrı sorgulanabilir.

Kediyi mi soruyorsunuz? Kedi, bu ?gitmek? eyleminin yarı gerçek yarı düşsel tanığı gibi. Her ne kadar öykünün ana karakteri gibi dursa da, adamın ve hatta yazarın yerine bile geçebilir.

Okurunu çalıştıran yazar
1950?lerde öykünün dünyasına giren Ferit Edgü, insanın iç dünyasına dair öykülerden sonra Doğu anlatılarına geçti. Yeni bir dil, yeni bir gerçeklik aradı hep. Hakkâri?de Bir Mevsim (?O?) yazarın en bilinen yapıtı oldu. Okurken dağ başındaki bir köydeki öğretmen ve oranın insanları arasındaki gerçeklik uçurumundan düşmüştük. (Çince ve Japonca dâhil çeşitli dillere çevrilen bu yapıt, beyazperdeye de taşınmış ve Berlin Film Festivali?nde Gümüş Ayı?yı almıştı.) Ardından Doğu Öyküleri ve diğerleri geldi.. Deneyselliği seven yazarın denemelerinin tadı da başka. ?Yazmak Eylemi? adlı ünlü çeşitlemesi yazar adayları ve dil öğrencilerinin başucu kitaplarından biridir sanıyorum.

Edgü, tıpkı yazımızın başına alıntıladığımız gibi, ??her kişinin bir başka yolu, bir başka yöntemi olmak gerektir? diyerek uyarmıştı okuru hep. Ondan mı okura bu kadar açık uçlu anlam dizgeleri sunması? Sanki ?Siz seçin, siz tamamlayın asıl öyküyü? demesi bundan.

Gitmek ve hüzün
Usta yazar, yeni öyküleriyle yine gerçekliğe, varoluşa, insanın hallerine odaklanıyor. Ancak bu kez ?yeni?nin heyecanını değil, daha çok ustanın ?hüznü?nü bırakıyor okura. Ondan mı ?Giden Bir Kedinin Ardından??

Türkçesi, yalın, duru ve çokanlamlılığa kapı açan öykü dünyasına bir de usta bir ?hâl ve gerçeklik anlatıcısı’nı ekleyin, karşınızda nitelikli edebiyatın yaşayan kalemini bulacaksınız. Daha uzun yıllar bizimle olması dileğiyle?

NOT: İçerik kadar sunuşa da çok önem verdiğini bildiğimiz, Notos Kitap?ın yaratıcısı Semih Gümüş ?Giden Bir Kedinin Ardından? için acaba neden böyle bir kapak tasarımı seçti? Bu bizim için samimi bir merak. Edgü okurlarından gelebilecek yorumları ya da bizzat Gümüş?ün yanıtını duyabilmeyi çok isterdik.

Seza Özdemir
(Bu yazı 15 Şubat 2013 tarihli Aydınlık Kitap Eki’nde yayımlanmıştır.)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Karanlığa Mektuplar / Çağımızın Klasiği, Ölümle Baş Başa? – Dağhan Dönmez

Çehov, ?bakılan her şey yazmaya konu olabilir? der. Hayatın her anında bizimle beraber yürüyen, baktığımız her şeyde görebileceğimiz duyarlıkları, halleri,...

Kapat