Bir Roman Okudum ve Hayatım Değişmedi (Livaneli – Kardeşimin Hikayesi) ? Selma Sayar

Yaşamda her insanın hayranlık duyduğu, bağlandığı önemli kişilikler mutlaka vardır.
Şair, yazar, sanatçı, politikacı?
Bu kişiliklerin ünlü olması, onlara duyulan hayranlığı hep zirvelere taşır.
O, mutlaka yüreğimizin kendisine ayrılan özel yerinde varlığını sürdürür.

? ?Bu satırların amatör yazarı, Livaneli gibi evrensel bir sanatçıyla aynı gök kubbe altında olmaktan dolayı mutlu saymaktadır kendisini. Bugüne kadar yazarın basılmış öykülerini, romanlarını, çekilmiş filmlerini ve gazetelerde çıkmış yazılarını büyük bir keyifle takip etmektedir. Çünkü şunu biliyor ki bu entelektüel yazardan öğreneceği çok şey var daha. En büyük arzusu da onunla tanışma onuruna kavuşmaktır bir gün?
?Edebiyat Mutluluktur? başlıklı köşe yazımın bir bölümünde, böyle yazmıştım.

Serenad romanıyla ona hayranlığım en yüksek noktadaydı. Tarifsiz duygular içinde önüme gelene kitabı öneriyordum. O kitaba dair bir yazı yazmaksa ne haddime! Hatta bir süre başka romanlara elim gitmedi. Korktum, o tadı bulamam diye.

Derken son romanı: Kardeşimin Hikayesi. Raflarda yerini alırken, kendime bir tane edinmiştim bile. Alışkanlık işte; okumaya arka kapak sayfasından başlarım. O tanıtımda şu satırlar yer alıyordu:

? Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalının kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.

Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.?

?Livaneli?ye yakışan bir tanıtım? dedim kendi kendime. Ve okumaya başladım. Ama ne okuyuş! Kitap bir türlü ilerlemiyor. Ara verdim. Bir daha döndüm. Nihayet hayal kırıklığı içinde ? son bölümler hariç- kitabı bitirdim. Dayanamadım kitaba dair yorumları okudum. Sayıca az da olsa benim gibi hissedenler vardı. Büyük çoğunluk muhteşem bir kitap olduğu yönünde hemfikirdi.

Yazarın diline laf yok. Diğer romanlarındaki dil hakimiyeti bu kitapta da var. Çünkü edebiyatı bir oyun gibi görmez. Ona göre edebiyat bir mesele anlatmalı, bir mesaj vermeli. Katılmamak elde değil. Diline de bu yüzden şapka çıkarmak lazım.

Romanın kurgusu; iç içe girmiş hikayeler şeklinde tasarlanmış, çoğunluğun iddia ettiği gibi polisiye bir heyecan yok. Kişilikler sağlam. Her an yanı başımızda bitiverecekmiş gibi duruyor.

Kendimce eksik bulduğum diğer nokta ise kitabın edebi zevkten, tattan yoksun oluşu.

İnsanlıkla birlikte var olagelen aşk duygusu giriftliğiyle, mutluluğun doruğu oluşuyla anlatılmış ama sarsıcı, etkileyici bir üslupla değil.

Kitapta en etkileyici bölüm anlatıcının kim olduğuyla ilgili kısım. Zira kitap boyunca olayların Ahmet Arslan diye birinin başından geçtiğini sanırken, aslında olayları yaşayanın ikiz kardeşi Mehmet Arslan olduğunu öğrenmemiz.

Öte yandan kitapta dikkat çeken bir iki noktayı irdelemek gerekir. Yazar okuru bir hesaplaşmanın içine çekiyor. Kaybedilmiş değerlerin sorgulanması üzerine bir beyin fırtınası yaşatıyor. Bu bağlamda başarılı.

Şöyle ki: Anlatıcı Mehmet Arslan?ın Borisov?da yaşadığı derin aşkın ve sonrasında bir yanlışlık sonucunda Çeçenistan?da tutuklanmasıyla sevdiği kadını şoka uğrayacak biçimde kaybetmiş olmasının yarattığı ağır duygusal travmanın, Moskova?daki bir meydanda at tepmesi sonucunda yaşadığı fiziki travma ile birleştiği ve tıp dilinde ? Blunted Affect? diye tabir edilen bir beyin anamolisinin ortaya çıkması ve söz konusu durumun hastanın beş duyusunda günlük yaşamında ve zekasında bir değişiklik yapmamakla beraber duygularını eksik bırakması, yani bu durumdaki hasta her insanda bulunan ego, dostluk, aşk, nefret, kıskanma, öfke, pişmanlık gibi duygulardan yoksun kalmasına, buna ek olarak dokunma fobisinin de gelişmiş olması gibi olumsuzlukları dillendirmesi bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

İnsanlığın bu duygulardan yoksun kalışında yaşanacak travmalara bir göndermede bulunuyor. Mesaj verme anlamında anlamlı bir tavır.

Onun dışında kitapta ? Sevgili? diye geçen ve anlatıcının mühendislik becerilerini kullanarak imal ettiği anlaşılan aygıt; dünyada daha çok otistikleri ya da insanlara dokunma fobisi yaşayanları tedavi etmek, rahatlatmak amacıyla kullanılan ve adına ? Hug Machine?, kucaklama makinesi denilen bir tıbbi icattan söz etmesi bir diğer sorgulama konusu. Ders verircesine yazılmış bir pasaj. Kendimize dönme, kendimizi yargılama, yaşamın güzelliklerinin farkındalığına dikkat çekme bağlamında etkileyici.

Son olarak yazının başlığı bir başka yazara göndermedir aslında. O yazar ki bir kitabın giriş cümlesiyle hayatının değiştiğini söylemişti yıllar önce. Gerçekten de öyle oldu. Nobel de dahil aldığı ödüller ve yaşadığı hayatla bambaşka bir kulvarda şimdi.

Z. Livaneli son kitabıyla benim gibi hayranlığı en üst noktada olan bir okurunu hayal kırıklığına uğratmakla kalmadı, acaba bir inişe mi geçiyor? kaygısını da yaşattı. Dileğim Livaneli?nin Serenad ötesi eserlerle bizi buluşturmaya devam etmesidir.

Selma Sayar

Kitabın Künyesi
Kardeşimin Hikayesi
Zülfü Livaneli
Doğan Kitap / Türk Edebiyatı / Roman
İstanbul, 2013, 1. Basım
330 s.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar, Yazarlarımızın son çalışmaları
Tencerenin Dibi – Gülazer Akın

Gülazer? Bir ağır mahpus? Ve bir yeni roman Gülazer Akın. 1975 Bitlis ili Ahlat ilçesi doğumlu bir ağır mahpus. Çocuk...

Kapat