Bir Varoluş Felsefesi Olarak Delilik: Doğmayacak Çocuk İçin Dua

Edebiyat eserlerinin psikanalitik yorumlarına ilginin artmasıyla delilik, edebiyatta hem bir motif hem de yazarı yazmaya sürükleyen bir itki olarak ele alınmaya başlandı. Daha önceleri toplumda öteki olmanın belirtilerinden biri olarak yadsınan delilik durumu, Camus, Kafka, Dostoyevski gibi yazarların eserleriyle edebiyatta bir söylem buldu; ancak deliliğin bir söyleme kavuşması sadece modern edebiyatta görülen bir durum değildir: Cervantes?in Don Kişot?u, Shakespeare?in Hamlet ve Ophelia?sı edebiyatın erken dönem deli karakterleri arasında gösterilmektedir. Batı edebiyatının temeli sayılan antik Yunan trajedilerinde de deli karakterlerin yanı sıra Dionysus ve Lyssa gibi deliliğin tanrıçaları vardır. Deli olarak nitelendirilen karakterlerin edebi eserlerde sıklıkla görünmesi, edebiyat tarihinde, edebiyat ve psikanaliz arasındaki disiplinler arası ilişkiyi her zaman canlı tutmuştur.

Deli karakter, yaşadığı dünyaya uyum sağlayamayan birey, deli yazar ise susturulan kitleler adına söyleyecek sözü olan kişidir. Bu sebeple deli artık kliniklere kapatılan hasta değil, sözcüklerin içinden geçerek sesini bulan kişidir.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Imre Kertesz, Türkçe?ye Doğmayacak Çocuk İçin Dua olarak çevrilen Kaddish For an Unborn Child kitabında deliliği bir varoluş şekli olarak ele alır. Kitap, birinci tekil kişi anlatımı ve sürekli tekrarlardan oluşan diliyle Holokost sonrasını anlatır. Kitapta delilik olarak nitelendirilen durum bireyin ailesine, dünyaya ve nihayet kendisine yabancılaşmasıdır. Macar Yahudi bir adamın düşünceleri ve kendisiyle konuşmaları etrafında dönen anlatım varlık ve varoluş gibi epistemolojik kavramları sorgular. Imre Kertesz kitabında anlatıcı olarak bir yazarı kullanarak Holokost?un önlenemez sonuçlarını dile getirir. Delilik, anlatıcının çaresizliğinin bir yansıması olarak kitaptaki diyalog ve monologlara hakimdir.

Kaddish, Yahudilikte iyimser ve umut dolu dua anlamına gelen bir sözcüktür. Ancak, Doğmayacak Çocuk İçin Dua?nın ilk sözcüğü ?hayır?dır. Hayır, kitabın henüz başında anlatıya negatif bir ton yükler ve hiç dolaylı olmadan gerçeği reddetmeyi anlatır. Anlatım sürekli olarak bu ?hayır? ifadesine döner ve anlatıcı bu reddedişi defalarca tekrarlar, üstelik sebebini bilmeyerek. Orta yaşlı bir yazar olarak anlatıcı sürekli olarak geçmişi üzerine düşüncelere dalar. Hayatla ve geçmişiyle uzlaşma çabaları onu yazıya iter. Bireysel bir eylem olarak yazmak, kişinin hayatı hakkında konuşabilmesi ve hayatını söze dökerek tekrar yaşayabilmesidir bir bakıma. Kitapta anlatıcı geçmişinden sadece iki durumda bahseder. İlki, psikolojik destek almak için gittiği klinikte Doktor Oblath?la olan görüşmesinde, diğeri ise kendi geçmişini yazıya dökmesi sırasındadır. Yaşanmışlıklarını reddetmeden, bastırıp saklamayan biri olarak yazıya başvurmasının sebebi konuşma/söz bulma isteğidir. Bu bağlamda karakterin deliliği konuşma arzusunun aşırılığının ve hiç susmayan ?hayır?ın tutsaklığından kurtulma isteğinin dışa vurumudur.

Geçmiş ve bugün arasındaki kaçınılmaz devamlılık, geçmişin bugün tarafından tanınmasını gerekli kılar ki bu zorunluluk acılı ve travmatik bir süreci de beraberinde getirir. Anılar ne kadar acı verici olsa da anlatıcı, geçmişi kendine ait bir yaşanmışlık olarak kabul etmeye hazırdır çünkü kabul etmek acılı bir geçmişin tutsaklığından kurtulmanın ön koşuludur. Anlatımın içerisine yerleşmiş monologlar, anlatıcıyı içerisine gömüldüğü karanlıktan dışarı çıkarır. Sessizliğin yükü ağırdır, bireyi karşı konulamaz bir konuşma arzusuyla baş başa bırakır. Sonuç hiçbir zaman tam bir rahatlama ya da bir kurtuluş değildir ancak anlatıcı konuşarak karanlığın içine gömülmekten kurtarmıştır kendini.

Anlatıcı, hayatı tek bir sözcük ? hayır ? etrafında dönen bir kişidir. Hayatın ona getirdiklerinden hayal kırıklığına uğramış ve hiçbir gelecek beklentisi kalmamış biri olarak eşinin hamilelikten bahsetmesine bile haykırarak karşı çıkar. İçinde sürekli ?hayır? diye bağıran ses onu geçmişin onur kırıcı günlerine götürür. Temel soru artık Auschwitz?in kendisi gibi insanların hayatında nerede durduğudur. Auschwitz tüm dünyayı kendilerine itaatkar kılan suçlu çılgınların mekânıdır. Kertesz?in romanında Auschwitz açıklanması gereken bir gerçeklik halini alır ve anlatıcı kendisini bu rolü üstlenmiş bulur. Auschwitz?in açıklanması gerekir, Auschwitz konuşulmalıdır çünkü Auschwitz karanlığı hâlâ yadsınamaz bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmektedir.

Bir iç ses haline gelen ?hayır?, anlatıcının kendi varoluşunu bir çocuğun var olmaması üzerinden açıklamasına sebep olur. Doğacak çocuğunun varlığı kendi varlığına bağlıdır. Ne var ki anlatıcının varoluşu artık sancılı bir varoluştur. Varlık örselenmiş, yok sayılmış, hor görülmüştür. Bu tür bir varoluş sancısı aynı zamanda gelecekle olan bağlantının ne kadar tahrip olduğunun da bir göstergesidir. Zamanın alışıldık doğrusal algılanışı geçmişin sık sık bugüne nüfuz etmesiyle sorgulanmaya başlar. Bireyin varoluşunu geçmişiyle olan ilişkisi tanımlar.

Benliği sürekli sorgulanan kişinin bir diğer kaybı ise mekan algısıdır. Bir tür evsizlik ve bir yere ait olamama duygusu kendine yabancılaşma hissini daha da derinleştirir. Yaşam artık gerçekliğini ve anlamını yitirmiş olarak bir boşluğa dönüşür. Mekan ve zaman geçerliliğini yitirir. Toplama kampları yazma eyleminin odaklandığı mekanlardır ve mekan algısı kampların sınırlarıyla çizilmiştir. Bu sebeple anlatıcı için aranan tek yer ölümdür ve bu arayış anlatımda sürekli kullanılan mezar imgesiyle verilmektedir.

Benliği aşağılanan, varlığı yok sayılan bireyin bilinci ise deliliği kendine mekan edinir. Karakterin deliliği aklındaki tüm rahatsız edici düşüncelerin dile gelmesidir. Yazmak, susarak bağırmaktır bir bakıma. Yazıyorum çünkü yazmak zorundayım der anlatıcı. Delilik, sessizliğin sorumluluğunu üstlenmektir. Bir katledilişin öyküsünü tek bir sözcükle yazabilmektir delilik. Delilik, sorumluluk üstlenmek, ağır bir yükü almaktır omuzlara. Delilik, varlığını tek bir sözcükten alır:

Hayır.

Görsel: Judit Kele

Yasemin Yılmaz
12/09/2014, http://www.yalnizlarmektebi.com/

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı, Makaleler
Nekropolis Gezgini: Halil Turhanlı

Tuhaf adamların tuhaf yaşam öyküleri, belki unutulmasın diye, yeraltından işte böylesine deli dolu adamlar geldi geçti demek için belki de...

Kapat