Orhan Kemal 100 yaşında

Türkiye edebiyatının büyük yazarlarından ?Mehmet Raşit Öğütçü? yani ?Orhan Kemal?i doğumunun yüzüncü yılında saygıyla anıyoruz?

Tam yüz yıl önce, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi. Asıl adı “Mehmet Raşit Öğütçü”. Babası İttihat Terakki Cemiyeti üyesi sonrasında da milletvekilliği ve bakanlık yapmış Abdülkadir Kemali Bey siyasal nedenlerle 1931’de Suriye’ye kaçınca, orta öğrenimini yarıda bıraktı ve Suriye’ye giderek bulaşıkçılık ve matbaa işçiliği yaptı.

Sınıfın İçinden

“Hayatımın eserlerime tesir ettiğine şüphe yok. Zaman zaman düşünürüm: 16 yaşımdan itibaren ekmeğimi kazanmak zorunda kalmasaydım ne olurdum? Okulda roman, hikaye, umumiyetle edebiyattan nefret ederdim. Varsa futbol, yoksa futbol. Edebiyat sevgisi bende çok sonra, hayata atılıp Hanyayı Konyayı anladıktan sonra başladı” diyen Orhan Kemal bir yıl sonra tek başına Türkiye’ye dönerek Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik ve katiplik yaptı. Bu yıllarda sabırla biriktirdiği gözlemleri, ilerde insanı ve ona inancını hiç unutmadan yazdığı kişileri için “Bütün tiplerimin gerçeğe uygun olduğunu temin edebilirim” demesini sağlamıştır. Tabi bir de Türkiye Komünist Partili İsmail Usta?sının kitaplarıyla dolan hayatı… “Yirmi yaşındaydım… Kafam bir türlü çözemediğim sorunlarla yara olmuştu. Ve bir gün bir kahve köşesinde tanıdığım işçi dostum İsmail Usta… Sonra kitaplar… Birçoğu İsmail Usta’nın hediye ettiği kitaplar…” Bu sayede mücadeleyle tanışmış ve edebi çizgisini toplumcu gerçekçi noktada derinleştirmiştir.

Sanatçının sorumluluğunu şu sözleriyle vurgular: “Sosyal endişe, sanatçının insan olması haysiyetiyle yurdu ve düşmanı hakkında verdiği kanaatlerin neticesidir. Her şeyden önce bir fikir adamı olması lazım gelen sanatçı, sosyal endişelerini sanat yoluyla belirten insandır. Demek oluyor ki, peşin sosyal endişe. Fakat bu, sanatın ikinci plana itilmesi demek değildir. İkisi birbirinden ayrılmaz bir bütündür.” 1937’de çırçır fabrikasında (Milli Mensucat) bir işçi olan Nuriye ile evlenir, tıpkı “Avare Yıllar? (1950) romanında evden ayrılan oğul gibi?

Cezaevinde Nazım Hikmet okulunu okumak

1938’de Niğde’de askerliğini yaparken, “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1940’ta, Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in toplumcu görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felsefe, siyaset dersleri aldı. Orhan Kemal’i şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım Hikmet oldu. İlk öykülerini Orhan Raşit takma adıyla yayımladı. İlk kez 1943’te İkdam gazetesinde “Asma Çubuğu” öyküsünde “Orhan Kemal” adını kullandı. 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Amelelik, hamallık gibi işlerde çalıştı. 1944’te doğan oğluna Nazım adını verdi. 1958’de “Kardeş Payı” adlı öyküsü ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldı. 1966’da bir ihbar üzerine “hücre çalışması ve komünizm propagandası yaptıkları gerekçesi ile iki arkadaşı ile birlikte tutuklandı; “suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı” yolundaki bilirkişi raporu üzerine bir ay sonra serbest bırakıldı. 1967’de “72. Koğuş” oyunu ile Ankara Sanatseverler Derneği tarafından en iyi oyun yazarı seçildi. 1969’da Türk Dil Kurumu Ödülü’nü ve Sait Faik Hikâye Armağanı’nı “Önce Ekmek” adlı kitabı ile aldı.

Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi görmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.

Orhan Kemal bakışı

“Kendi kendimle barışıksam, yani moralim düzgünse, çalışırken yanımda top atsalar vız gelir. Çoğu sefer kahvede, bir masaya oturur, başlarım yazmaya. İnsanlarla beraber, onların gürültülü havası içinde yazmak ne güzeldir!” diyen yazarın varoluş amacıdır yazmak.

“Orhan Kemal insanlara hep umutla ve iyimserlikle bakar. Türk romanında bir ‘Orhan Kemal bakışı’ vardır. O, her insanda, her şeye rağmen aydınlık bir yan, temiz, insani bir yan bulabileceğine inanır. “*

Yüzüncü yaşını kutlarken görüyoruz ki değişen üretim ilişkilerini, zanaatkarlığın bitişini, traktörün gelişiyle tarımın geçirdiği başkalaşımı, fabrika işçiliğinin tek geçerli geçim kapısı olduğunu, birbirlerini gammazlayan, birbirinin kuyusunu kazan, yalancı, bencil insanları iğrenerek değil, içinde bulundukları koşullarda başka türlü davranamayacaklarını kendine özgü ve eşsiz bir biçimde anlatmış; yazın gücünü, sömürünün yok olacağı bir dünyaya doğru güçlü bir ışığa dönüştürmeyi başarmıştır.

*Yüz Yılın Yüz Romanı, Fethi Naci, s.300

(Yazarın konuşmaları 20 Şubat 1954 tarihli Yeni İnci Dergisi’nden alınmıştır.)

Deniz Dalyan
(http://ilerihaber.org/, 15-09-2014)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Edebiyat Haberleri, Makaleler
Bir Varoluş Felsefesi Olarak Delilik: Doğmayacak Çocuk İçin Dua

Edebiyat eserlerinin psikanalitik yorumlarına ilginin artmasıyla delilik, edebiyatta hem bir motif hem de yazarı yazmaya sürükleyen bir itki olarak ele...

Kapat