“Bitmeyen Kavga” – Miralem Gür

Bazen hayatın kendisinin, içine karışmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bir kavgaya dönüştüğüne tanık oluruz. Başlar, biter; yeniden başlar ve yeniden biter. Kendi kavgamızda bile söz hakkımız yoktur bazen. Kontrol edemediğimizi fark edince de mış gibi davranırız. İnsan en iyi çocukken mış gibi davrandığını sanır oysaki büyüdükçe daha fazla oyun oynarız. Tek fark, bu sefer oynadığımız oyunların kuralları başkaları tarafından belirlenmiş ve sonunda bütün oyuncuların oyun alanını terk ettiği, kendimizle baş başa kaldığımız çirkin oyunlar olmasıdır. İşte Bitmeyen Kavga tam da bunu anlatıyor. Biz büyüdükçe oyunlarımızın kavgaya dönüşünün hikâyesi kulaklarımıza çalınıyor. Jim?in tutunacak bir şeyler ararken kendini partide bulması, Mac?le beraber elma toplama işinde çalışan işçileri greve hazırlamak üzere onların aralarına karışmaları ve sonrasında gelişen olaylar. Hakları görmezden gelinen insanlara sahip olmaları gereken şeyi iade etmek dışında bir amaçları olmadığını söylerler. Öyledir de aslında. İçlerinde kopan fırtınaları saymazsak eğer. Grev süresince gördüğümüz tablo ise bize hiç de yabancı olmayan, hatta fazla tanıdık olmasının kanıksanmasına yol açtığı olayları anımsatıyor. Birey olarak kitlelerin içerisinde kayboluyor ve sonra yeniden Jim?le ya da Mac?le sahiplendiğimiz o rolden sıyrılıp diğer bir role bürünüyoruz.

Bireyin bir hiçe dönüştüğü bu kavgada ne duygularınıza yer var ne de onların dolaylı yansımalarına. Bireylerin hakları için çabalarken bireyi yok etmek ne kadar doğru diye sorgulatıyor insana. Eğer ki kitlelerde hareket yaratacaksa o kitleden birkaç kişinin ölümünün bir şey ifade etmediğini anlıyoruz. Sonra tekrar hatırlatıyoruz kendimize, amaç ne olursa olsun, hangi tarafta olursanız olun insan hayatının aslında hiç de önemi yok. Rakamlarla anılmaktan kaçmanın yolu yok. İnsanların birbirine itimadı yok. Olsaydı şayet London?ın çadırında konserve sakladığını söyler miydi diğer işçiler? Ya da inanırlar mıydı bu haberlere? Oyun içinde oyun, kafamız karışıyor. Herkes kendi kavgasının kazananı olmak isteyince kendisi dışında kalanlar onlar?dan o?ya göçemiyor ne yazık ki. Ve birilerinin kavgası daha bitmeden bir diğerininki başlıyor. Başladığı yerin çok uzaklarında bitiyor gibi gözükse de aslında hiçbiri kendi çemberinin dışına çıkamıyor. Büyüdükçe kavgalara dönüşen oyunlarımız hangi mızıkçılığın nasır tutmuş hâli acaba?

İşte Bitmeyen Kavga biz okuru hem gerçeklerle yüzleştiren hem de soru işaretleriyle bir başımıza bırakan, günümüzden, bugünümüzden büyük bir kesit sunuyor.

Miralem Gür

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kore Nire – Fahri Erdinç

Hikâye 1960 Mayısı?nda Ankara?da başlıyor. Öğrenci olayları, genç subayların hoşnutsuzluğu, iktidar yanlısı generaller, başta Menderes olmak üzere iktidar sahipleri, tutuklu...

Kapat