Şarap Kâsesinde Kutsanan Yeni Ahlak: Yozlaşma – Berivan Kaya

Geçenlerde Çağan Irmak?ın son filmi Dedemin İnsanları?nı izleyince o kitap aklıma geldi. Büyük siyasi-ekonomik sarsıntılar sonrası toplumlarda ortaya çıkan ahlaki çöküş karşısında bireysel bir başkaldırı olarak intiharı konu eden John Steinbeck?in Kaygılarımızın Kışı adlı romanı… Filmdeki Cumhuriyet sonrası yaşanan mübadele ve ekonomik eksenli göçler nedeniyle toplumda ortaya çıkan ırkçılıktan başlayarak 12 Eylül faşizminin getirdiği yağma, çalma, çırpma düzenine yöneltilen eleştiriler ile kitaptaki 1930 dünya ekonomik krizi arifesinde Amerikan toplum değerlerindeki hızlı çürümeye yöneltilen eleştiriler ve başkaldırı olarak intihar olgusu bu benzerliğin temelini oluşturuyor.

Steinbeck, kitapta, yoksul süpermarket işçisi Ethan?ın zengin olma hayalleri kuran ailesi üzerinden, Amerikan toplumunda, iliklere kadar işleyen yozlaşmayı anlatır. Dünya ekonomik burhanının hemen arifesinde, pazarın daraldığı, şirketlerin ve bankların tatlı kârlarının azaldığı, tarımda topraklarını kaybeden milyonlarca yoksul köylünün kapitalist büyük çiftliklere, şehirdeki fabrikalara akın ettiği; işsizliğin, yoksulluğun, hastalıkların, açlığın, sömürünün tavan yaptığı yıllardır. Böyle dönemlerde uçurumun kenarındaki çaresiz yığınlar için iyi nitelikleri terk etme, bireysel kurtuluş için erdemlerden vazgeçme; örgütsüzlüğün ve mücadelesizliğin zorunlu bir sonucuna dönüşür.
ABD?de yozlaşma kültürü çok daha köklü ve hızlıdır. Kızılderilileri katlederek topraklarını gasp etme; madenlere, petrole el koyma, Afrika halklarını dört yüz yıl köleleştirerek sömürme; koloni toplumundan kapitalizme hızlı geçiş; yıllar içinde oluşan Amerikan siyasetine, toplumsal bilincine ve ahlakına damgasını vurmuştur. Gasp, açgözlülük, hırs, emek vermeden zenginleşme geleneği; toplumdaki ahlaki erdemlerin, iyi özelliklerin gerilemesini sağlayacak; yozlaşmayı elbette yapısallaştıracaktır.
Steinbeck?in, Hawley ailesinden yola çıkarak anlattığı yozlaşma aslında tüm Amerikan toplumunun aynasıdır. Yazar, kitabın başındaki notunda bunu açıkça belirtir. Kolonici ve sömürgeci geleneklere dayanan burjuvazinin her şeyi yutma, sınırsız şişme, tüm insani değerleri para ve zenginleşme üzerinden tarif etme siyaseti, bugün salt kendi toplumunun hücrelerine işlememiştir; Türkiye gibi küçük Amerikan toplumları, bu yozlaşma siyaseti üzerinden en fazla pay alan ülkelerdir. Başta siyasal otorite olmak üzere yediden yetmişe her sınıf ve kesimde yozlaşma had safhadadır ülkemizde; işin kötüsü gelip geçici değil yapısaldır. Siyasi partiler, hükümetler değişse de; talan, yağma, yolsuzluk, rüşvet düzeni değişmez. Gelen gideni aratır.
Kapitalizm; ekonomik kriz, faşist yönetimler, savaş gibi kırılma süreçlerinde umutsuzluğu, çaresizliği katmerleştirerek arttırır, bu durumda ortaya çıkabilecek herhangi bir örgütlülüğü ve direnişi kırmak için de, bireysel kurtuluş modası başka bir deyimle kısa yoldan köşeyi dönme kandırmacası yaratır. Liberalizmin ipini koparmış özgürlük anlayışından yola çıkarak oluşan köşe dönmecilik; piyasa yani kâr için her yol mubahtır zihniyeti, zaman içinde toplumun tüm nüvelerini sonu gelmeyecek bir çürümenin eşiğine taşır.
Ekonomideki karşılığı liberalizm olan, toplum katmanlarına köşe dönmecilik olarak yansıyan bu yapısallık, 12 Eylül Faşist düzeni ile ülkemizde gerçekleştirilmiş ve kalıcılaştırılmıştır. Liberalizmin ya da bugün daha vahşi haliyle neo-liberalizmin, toplum ahlakındaki karşılığı yapısal yozlaşmadır.
Amerikan?ın bugünkü yapısındaki yozlaşma ise Amerikan kongresini, siyasetini, ekonomisini, savaş politikasını tümüyle doğrudan yöneten küresel şirketler sayesinde meşru ve hukuksal statüye kavuşmuştur. Küresel şirketler, her türlü büyük gaspı, haksızlığı, sömürüyü hem kendi ülkelerinde hem de dünyada başarıyla yönetirler. Örneğin; tarım ürünlerinin genetiğini değiştirirler; kimyasal gıdalarla sağlığı tehdit ederler; uydurma virüsler üretip hükümetlere milyarlarca dolarlık aşı, ilaç satarlar; savaşlar çıkararak petrole, doğal kaynaklara el koyarlar; ülkelerin tarımını, hayvancılığını bitirirler; gelişmekte olan ülkelere gereksiz büyük yatırımlar yaptırıp üstüne kredi dağıtıp ekonomilerini borç batağına sokarlar; borsa ve diğer paradan para kazanma türevlerinden haksız, milyarlarca dolar kâr ederler; HES, termik, nükleer santrallerle doğa ve insan katliamı yaparlar. Bu yağmayı, vahşiliği; dünyada farkındalığı olan ülkeler ve kitleler dışında kimse yadırgamaz çünkü bu gayri meşruluk, doğru ve olağan gösterilmektedir. Yozlaşma, bilinçsiz ve örgütsüz yığınlar sayesinde normalleştirilmiştir. Yozlaşma artık yenidünya düzeninin şarap kâsesinde kutsanan yeni ahlakıdır.

Kaygılarımızın Kışı romanı, sözünü ettiğimiz yapısal yozlaşmayı çok net iki cümleyle ortaya koyar. Ethan?ın patronu, İtalyan iş adamı Alfio Marullo, bir konuşma sırasında Ethan?a şöyle der:
?Herkes çalıyor. Kimi az, kimi çok. Ama sen yapmıyorsun.
?Sen akıllısın ama çalmıyorsun??( Kaygılarımızın Kışı, Remzi Kitapevi, sf: 161)
Amerika?da, yirmili yıllarda toplumun kanıksadığı ahlak ölçüsü, son otuz yıldır ülkemizde de ne kadar tanıdıktır. Biz daha çok şöyle kullanırız: ?Çalıp çırpmıyorsan, kafanı kullanmıyorsan aptalsın; başta siyasettekiler olmak üzere herkes çalıyor çünkü.?
İşte haklılık buradadır; baştakilerin çalmasında. Balık baştan kokmuştur.
Marketlere ürün veren büyük bir perakende zinciri, Ethan?a ürünlerini kendisinden alması karşılığında yüzde beş komisyon teklif eder. Havadan gelen para! Bundan asla patronu Marullo?nun haberi olmayacaktır. Bugün son derece yaygın olan, olağan karşılanan bu bozulma, Ethan için vicdani bir yıkımın başlangıcıdır. Yoksulluğuna, ailesinin sonu gelmeyen isteklerine rağmen teklifi geri çevirir.
Durumu öğrendikten sonra şaşkına dönen patron Marullo ile Ethan arasında geçen diyalog ise ilginçtir:
??Sen iyi bir çocuksun??
? Heyecanla geri döndü. ?Senin o mangırı alman gerek?
?Hangi mangırı?
?O yüzde beşi.?
?Neden?
?Almak zorundasın. Benimle yavaş yavaş ortak olursun. Ancak yüzde altıda ısrar et.?
?Hayır?
?Ben evet diyorsam sen nasıl hayır diyeceksin?
?Buna ihtiyacım olmayacak Alfio. İsteseydim alırdım ama buna ihtiyacım yok.?
?Derin bir iç geçirdi.? (Sf:162)
İç geçiren patron Marullo?dur. Böyle bir dürüstlüğe inanmamaktadır.
Ethan?a ikinci hamle bankalardan gelecektir. Banka müdürü Bay Baker, tüm modern tefeciler gibi Ethan?ın elindeki tüm parayı alma gayretindedir. Ethan?ın parası yoktur, eşinin kendi ailesinden kalan az miktarda bir parası vardır; Baker ona göz dikmiştir, düzenbazca ikna turlarına çıkar. Akıllı adamın parası uykuda değil, bankalarının en cazip fırsatlarla donattığı yatırım çarkları içinde olmalıdır, böylece yerinde saymayacak çoğalacaktır. Ethan, yine direnir ve parayı vermez.
Günümüzde kredi kartı borcu veya kredi borcu yüzünden boğulan milyonlarca insanı düşündüğümüzde bugünkü zaferin bankaların olduğunu anlarız.
Ethan?a asıl darbeyi oğlu Allen vurur. On beş yaşındaki oğul, katıldığı ?Amerika?yı Neden Seviyorum? başlıklı kompozisyon yarışmasında, sahtekârlık yaparak ödülü kazanır. Daha o yaşta kolay yoldan para kazanmanın, emek vermeden gasp etmenin yollarını keşfetmiştir. Kazananları, çeşitli televizyon kanallarında söyleşiler, şöhret, yeni fırsatlar beklemektedir. Şöhretin getireceği programcılık, sunuculuk gibi hazır işlerden dolayı artık okumayı bile düşünmüyordur oğul Allen. Ödülü haksız yere aldığı ortaya çıktığında utancından yerin dibine geçen babasına şöyle der:
?Umurumda değil, herkes yapıyor, işler her zaman umduğun gibi gitmez.? ( Sf:308)
Yolunda gitmeyen, bir yanlışın içine düşmesi değil; yaptığı sahtekârlıkta yakayı ele vermesidir. Allen şöyle devam eder:
?Gazeteleri okumuyor musun? En tepedekilere kadar herkes böyle. Gazeteleri oku da gör. Bir okusan kendini aziz zannedeceksin…? ( Sf:308)
Bozguncular bir değil on değildir. Bir de Margie vardır. Toplumda kadın mağduriyetinin kanıksanan altın bileziğini elinde bulunduran; akıllı, işini bilen kadındır o; cinselliğini kullanarak erkeklerin sırtından geçinen bir asalak. Daha önce bir kocasını mezara göndermiş, diğerinden yüklüce nafaka koparmayı başarmış, sayesinde rahat yaşamını bedavadan sürdüreceği bir başka erkeği, zekâ parıltıları gördüğü Ethan?ı kollamaya başlamıştır. Onun yakın zamanda zengin olacağı sezgisine kapılmış, Ethan?ın karısını sevdiğini bildiği halde onu oltaya düşürmek için haddi hesabı olmayan hilelere, kurnazlıklara başvurmuştur. Üstelik Ethan?ın eşiyle yakın arkadaştır.
Margie, Ethan?a şöyle bir itirafta bulunur:
?Âşık oğlan geçen hafta felç geçirdi. Nalları dikerse, çeklerin sonu gelir. Ben yaşlıyım, tembelim ve korkuyorum. Sırtımı sana dayamayı planlamıştım ama sana güvenmiyorum. Sen kuralları bozabilirsin. Dürüst çıkabilirsin. Dedim ya korkuyorum.?(Sf:301)
Nalları dikecek olan eski kocadır, öldüğü takdirde para kaynağı ortadan kalkacaktır. Fakat Margie?nin korkuları boşa değildir; Ethan dürüst çıkmış, onu reddetmiştir.
Romanda dürüstlük, sürekli kahramanını izleyen bir ses, direniş gibidir, Steinbeck, burjuva yozlaşmasında, insanlığın sırtını döndüğü bu erdemi özellikle Ethan?ın kişiliği üzerinden idealize etmiş; korumuş, kollamış ve romanın sonuna kadar götürmeyi başarabilmiştir. Bu direnişin bedeli bir başkaldırı çığlığı olarak intihara doğru sürüklense de, son ana kadar başka bir ışığı; farklı bir kurtulma çabasını göz ardı etmez Steinbeck.

Not: Bu yazı Berfin&Bahar Dergisi Şubat 2012 sayısında yayınlandı.

Kitabın Künyesi
Kaygılarımızın Kışı
John Steinbeck
Remzi Kitabevi / Roman Dizisi
Çeviri : Leyla Özcengiz
İstanbul, 2009, 1. Basım
311 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Dil Sevgisi? – Faiz Cebiroğlu

?Cep telefon?. Bu nereden çıktı? Cebin telefonu nasıl oluyor, bilmiyorum. Görmedim. Duymadım. Bilmiyorum. Tek bildiğim, mobil telefonun Türkçeye ?cep telefonu?...

Kapat