İşçi Yazını Olur mu? Olursa Okunur mu? ? Celal İlhan

Konunun tartışıldığı uzamlarda, birbirine zıt savlar ortaya atıldığını görüyoruz.
Bir bölüm yazar; işçi sınıfının, daha özelleştirerek söylemek gerekirse işçinin, emekçinin yaşadıklarına eğilmeyen, onları dert edinmeyen bir yazınsalın, evrensel anlamda değerinin sınırlı olacağından söz ederken, karşıtları ki hayli kalabalık bir küme, ?İşçi yazını da ne demek? Yazın yazındır, bunun işçisi, patronu olmaz arkadaş? diyebilmektedir. ?Bu kümede yer alanların sıkça dile getirdiği, ?Kim yapacak bu işi, işçiler mi işçiyi ekranlarda ya da gazete sayfalarında görüp, başına gelenlerden sanatçı duyarlılığı ile etkilenen, onlarla ilgilenmeyi, yazarlık sorumluluğu sayanlar mı??
Bence tüm yazarlar yapabilir bu işi. Ancak, ?Her yazar kendini yazarsa ki -bu çok yaygın bir görüştür- işçiyi en doğru yazacak olanın da işçilerden biri olmasını neden doğal karşılamayalım?
Zıtlaşmayı daha ileri götürmek isteyenlerse, ?İşçinin yazılacak neyi var Allah aşkına; önüne konulanı, kendisine öğretilen yöntemle işleyen ya da kotaran sıradan biridir o. Yaptığı, ürettiği her ne ise başkalarının hizmetine sunduktan sonra, emeğine yabancılaşarak uzaktan bakmayı yeğler hep. Çalışırken uğradığı yıkımı ?kazayı? Allahın emri, alın yazısı diye benimseyip şükreden, kabuğuna çekilmiş, örgütlülüğü öcü gibi gören insanların neyini yazacağız?? diyebilmektedir.
Bu konudaki düşüncemi şöyle ifade edebilirim:
Yazarın, kalem oynatacağı alanı seçme hakkı vardır kuşkusuz. Saraylarda değilse bile denizaşırı varsıl ülkelerde yetiş(tiril)miş yazarlardan beklentilerimiz gerçekçi olmak zorundadır. Her yazar kendini yazar ilkesi en çok onlar için geçerlidir çünkü. Geçmiş dönemlerin saray içi renkli/acı-tatlı yaşantıları, günümüz dünyasının ?mahrem?, en dokunulmaz ikili ilişkileri, tümüyle onların alanına girmektedir. Bu yazarlar; aynı padişah gözdesi, bilmem ne sultanın çevirdiği dolaplarla ilgili birden çok kitap yayımlamaktan da çekinmemişlerdir. Değil mi ki bu yazılanlara okur bulunabiliyor ve kitabın pazarlanma olasılığı güçlü.
Öte yandan, emekçilerin dünyadan habersiz, kabuğuna çekilip katlanmayı erdem sayan, özgüvenden yoksun, şükürcü bir sınıf olduğunu varsaymak gerçekçi olmasa gerek. Geçmişte yarattığı patlamalarla insanlığa büyük çığırlar açtığını unutsak bile; günümüzde yeniden emeğin değerini kavramaya, onsuz hiçbir şeyin olamayacağını görmeye, üretimde olduğu gibi siyasette, sanatta da söyleyecek sözünün olduğunu düşünmeye başlamıştır emekçiler. Son yıllarda işçilerin uyanmaları, ayağa kalkmaları için öyle vahşi dayatmalar söz konusu edilmektedir ki bu zorlamalara kimsenin direnmesi, duyarsız kalması olası değildir. Yaşadıklarının ya da yaşamak zorunda bırakıldıklarının bilincine eren insanın, süreç içinde yazması, yazdıklarını çevresiyle paylaşmaya yönelmesi kaçınılmazdır.
İşçi yazınının temelinde yatan güç de filiz vermek için küçük bir aralık bulur bulmaz boy gösteren, çiçeğe-meyveye duran soylu ağacı besleyen kaynak da budur bence.
Tüm bunlar bilinirken, işçi yazınının varlığını tartışmanın ne denli tutarsız, iyi niyetten yoksun bir tutum olduğunu yüksek sesle söylememiz gerekiyor.
Yazmak, dahası bir yolunu bulup yayımlamak, kabuğunu kırmak güzel de okura ulaşmak, ona sesini duyurmak inanılmaz güçlükleri aşmanızı gerektiriyor.
Yaptığınız işin niteliği nedeniyle, TV?lerin, gazetelerin, dergilerin büyük çoğunluğunu baştan karşınıza almış oluyorsunuz. Onlar güncel, düşsel, anlaşılmaz, karmaşık çalışmalar istiyor. Siz, yaşadığınız gerçekleri yansıtan ağır, iç karartıcı toplumsal sorunlar ekseninde yazıyor, kafa yoruyorsunuz. Onlar, önlerine gelen metinlerde söz oyunları, tümce cambazlıkları, müthiş buluşlar(!) arıyor. Siz yalınlığı, açıklığı ve gerçekliği yazıyor söylüyorsunuz. Onlar, Okyanus ötesi esintilerle dolduruyor yelkenlerini. Siz daha çok, ülkenizin kuzeyinden, güneyinden, ortalarından kopup gelen yakıcı esintilerle yol almaya çalışıyorsunuz.
Kimin, hangi tarafın okurunun daha istekli daha kararlı ve sayısal üstünlüğe sahip olması gerekir dersiniz?

Celal İlhan

İşçi Yazını Olur mu? Olursa Okunur mu? ? Celal İlhan” üzerine bir yorum

  1. İnsan, emeğine ve doğaya yabancılamasını aşıp sosyalist aydınlanmanın içinden geçerek, bu “yalan dünya”dan kurtulacaktır. O zaman, emeğin edebiyatı üreten insanın güzelleğini dokuyacaktır. Kalıcı olan odur, gerisi lafü güzaftır.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Şarap Kâsesinde Kutsanan Yeni Ahlak: Yozlaşma – Berivan Kaya

Geçenlerde Çağan Irmak?ın son filmi Dedemin İnsanları?nı izleyince o kitap aklıma geldi. Büyük siyasi-ekonomik sarsıntılar sonrası toplumlarda ortaya çıkan ahlaki...

Kapat