Buda / Nirvana’nın ilk yolcusu

Siddharta Gauma, yüksek sınıftan Hintli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve hayatının 29 yılını bir sarayda geçirdikten sonra uzun bir yolculuğa çıktı. Neredeyse ömür boyu süren yolculuğu, ona hataları ve doğruları konusunda deneyimler kazandırdı. 80 yaşında ölürken verdiği son tavsiye, “Bütün canlılar çürümeye yazgılıdır, gecikmeksizin kendi kurtuluşunuzu kazanmak yolunda çok çalışın” oldu.

İnsanlar Buda’nın kim olduğunu tam olarak bilmiyor ve Batı dünyasındaki çoğu insanın düşündüğünün aksine, o bir Tanrı ya da bir efsanevi bir yaratık değildi. Buda, yaklaşık 2500 yıl önce Hindistan’da yaşayan gerçek bir insandı.

Kapilavastu kasabası yakınlarındaki (Nepal’de, Hint sınırının yakınlarında) Lumbini ormanında doğdu. Doğum adı Siddhartha Gautama idi. Yaklaşık seksen yıl yaşamasına rağmen doğum ve ölüm tarihleri ​​kesin olarak bilinmiyor. Tarihçilerin çoğu M.Ö. 563 yılında doğduğunu ve M.Ö. 486 yılında öldüğünü ifade ediyorlar.

Gautama’nın babası Suddhodana Gautama, savaşçı kast sınıfı Kapilavastu’nun lideriydi. Annesi Maya (Māyādevī) doğumundan kısa süre sonra öldü; Siddhartha, babası ve babasının yeni eşi tarafından lüks içerisinde büyütüldü.

Gautama, meditasyon, yansıtma ve kendini geliştirme konularında erken bir beceri gösterdi. Babasının beklentisi doğrultusunda genç yaşta evlendi ve kraliyet mahkemesinde çalışmaya başladı. Kısa süre sonra Rahula adında bir oğlu oldu.

DIŞARIDAKİ DÜNYA

Gautama, saray duvarlarının dışına çıkmaya başladığında yirmi dokuz yaşındaydı ve bir aydınlanma arayışına girmişti. O zamana kadarki tüm yaşamı, babası onu acı çekmekten ve dünyanın gerçeğinden korumak istediği için saray duvarlarının içinde sürmüştü. Sarayın dışına yaptığı ilk ziyarette, tamamen yeni bir gerçekliğe rastladı; karşısındaki, bilmediği bir dünyaydı. Yeni doğmuş bir bebeğin, hasta bir kişinin, yaşlı bir adamın ve çürüyen bir cesedin acılarına tanık oldu. Bir anda, acının tüm insanlık için ortak olduğunu idrak etti.

Bilge bir keşişle tanıştıktan sonra, sakin ve barışçıl bir yoldan Aydınlanma’ya ulaşmak için ailesini, servetini ve gücünü terk etmeye karar verdi. Budistler bu kararı “Büyük Vazgeçiş” olarak nitelendirir ve tarihteki önemli bir dönüm noktası olarak görürler.

Kararı vermesinin ardından Gautama bir gece devasa saraydan ayrılarak, aydınlanma arayışında dünyayı dolaşmak için eşini ve çocuğunu geride bıraktı. Kuzey Hindistan’da bir dilenci olarak dolaştı ve pek çok gurunun öğretilerini izledi; ancak kısa süre sonra kendisini rahatsız hissetti.

Sonunda Gaya yakınlarında bulunan Uruvela kasabasına yerleşerek ‘hakikat’ arayışına devam etti ve aynı hedefi paylaşan beş öğrencisiyle birlikte yaşamaya başladı. Birlikte, dünyevi ihtiyaçlardan arınmak, günlük 10 saat meditasyon, günde sadece bir avuç pirinçle beslenmek, hiç konuşmamak ve çok az uyumak gibi inanılmaz ciddi pratiklerle aydınlanmaya çalıştılar.

Bir gün yaşadığı açlık, ağır egzersizler ve aşırı zayıflamış olması nedeniyle, bedeni çöktü. Sağlığına kavuşması için kendisine süt ve pirinç lapası veren Sujata adlı bir köylü kızın yardımına muhtaç hale gelmişti. Bu olay, yaşadığı aşırı yaşam biçiminin çok dengesiz olduğunu ve aydınlanmayı sağlamadığını anlamasına vesile oldu.

Aşırı egzersizleri durdurarak sağlığına kavuştu; ancak beş öğrencisi onu “yolundan dönmekle” itham ederek suçladılar ve terk ettiler. Bu altı yıllık moral çöküş döneminde, aşırı sofuluğun bir işe yaramadığını ve her şeyde dengenin gerekli olduğunu anlamıştı.

Edindiği bu tecrübenin neticesinde, yaşamın her alanında aşırılıklardan uzaklaştığı bir anlayış olan ‘Orta Yol’ diye adlandırdığı bir uygulama ve yaşam şekli geliştirdi.

Aydınlanma sonrasında Buda, kuzey Hindistan’da yürüyerek dolaştı. Kırk beş yıl boyunca sürekli dersler verdi. Krallardan ev kadınlarına dek, bütün kast ve meslek mensupları ondan dersler aldı. İnsanların sorularını yanıtladı; her zaman gerçekleri anlatıyordu. Buda, yaşamı boyunca öğrencilerini öğretilerini sorgulamaya ve kendi deneyimlerini kullanarak gözden geçirmeye teşvik etti. Bu dogmatizm karşıtı tutumu bugün hâlâ Budizm’i karakterize eden özelliktir.

TUTUCULUK VE ŞÜPHECİLİĞİN AŞIRILIKLARI ÜZERİNE

Buda’nın ruhsal yolculuğa ilişkin görüşü, geleneksel olarak sonsuz hoşgörüyle aşırı şüpheciliğin uçları arasında, dengeli bir yol olarak tarif edilirken, Buda’nın bilgi felsefesi tutuculuğun ve şüpheciliğin aşırı uçları arasında, ortalarda bir nokta biçiminde yorumlanabilir.

Aşırı tutuculuk, öncelikle (Hintlilerin kutsal metinlerinden birisi olan) Pāli Nikāyas’ta aktarılan Brahmanizm öğretisi tarafından temsil edilir. Brahmanizm, Vedaların kutsal vahiylerine inanan, kasta (Hindistan’daki sınıfsal olarak ayrılan topluluk sistemi) aidiyetin doğum tarafından belirlendiğini ve fedakârlık seviyesine odaklandığı düşünülen bir dinsel öğretidir.

Şüpheciliğin aşırı derecesiyse, yine Pāli Nikāyas’ta, manevi aydınlanma arayan ve sürekli yürüyen filozoflardan oluşan Śraman tarikatı üyeleri tarafından temsil edilir. Sanskritçe ‘śramana’ kelimesi ‘çaba gösterenler’ anlamına gelir ve kabaca ‘yalnızca başkalarıyla birlikte gerçekleştirilen ritüelleri’ değil, bireysel çaba gerektiren bir manevi disiplini uygulayan kişileri ifade eder. Çoğu śramana, ormanda ya da gözlerden uzak yerlerde köyden köye dolaşan, vaaz verip karşılığında sadaka toplayarak yaşıyordu.

Bazı araştırmacılar, Buda’nın doğrudan tecrübeye ve Budist inancın doğrulanabilir niteliklerine bir radikal ampirizm (deneycilik) ve mantıksal ampirizm yoluyla vurgu yaptığını düşünürler. Deneyci yoruma göre, Budist inanç daima mevcut ampirik kanıtları eleştirel olarak doğrulamaktadır. Buda’nın aktardığı bütün öğretiler, olağanüstü anlamda bir deneyim olarak yorumlanır; daha yüksek veya doğrudan bilgi elde etmek için zaman ve çaba sarf edilirse ampirik olarak doğrulanabilir oldukları düşünülür.

Buda’nın bilgi felsefesinin ampirik olarak kabul edilip edilemeyeceği, ampirik ve tecrübe ile ne kastettiğimize göre değişmektedir. Akılcılık ve ampirizm arasındaki karşıtlık ve duyular ile mantık arasındaki keskin ayrım, Budizm’de ifade edilenden farklıdır. Bu anlamda, Buda bir ampirist (deneyselci) değildir.

EVREN VE KOZMOS ANLAYIŞI

Buda, Pāli Nikāya’ların kültürel bağlamının kozmolojik özelliklerini kabul eder: İnsanlar geçmiş eylemlerine (karma) bağlı olarak kurtuluşa (mokṣa) ulaşana kadar tekrar tekrar ölüp yeniden doğarken, birçok âlemin var olduğu bir evrensel anlayışı kabul eder. Bununla birlikte, Buda zamanının kozmolojisini önemli ölçüde değiştirir. Karmayı ritüel bir eylem olarak algılayan Brahmancı eğilime karşı, istemsiz eylemler de dahil olmak üzere tüm faaliyetlerin karmayı oluşturduğunu iddia eden Buda, karmayı düşünce, söz ve davranış yoluyla dile getirir veya özgür iradeyle ifade eder. Buda açısından yalnızca gönüllü hareketler karma üretir.

Yeniden doğuş, bir kişinin hayatı boyunca ve özellikle de ölüm anında bulunduğu zihinsel durumlara bağlıdır. Yani, zihinsel durumlar ile kozmoloji ve psikoloji bazlı yeniden doğuşun âlemleri arasında bir bağıntı mevcuttur. Örneğin nefret ve öfkenin hâkim olduğu bir zihin, cehennemde yeniden doğmuş gibi görünür; Kandırılmış ve ıslah edilmemiş zihinler hayvan krallığına doğru yönelir; seks ve yiyecek takıntılı biri muhtemelen bir hayalet olarak dünyaya bağlanacaktır; sevecen ve şefkatli insanlar cennette doğar; sık sık meditasyon esrimeleri içinde yaşayan bir kişi, maddi ve metafizik alanlarda tekrar doğar. İnsanların yeniden doğuşu, yukarıda sözü edilen zihinsel durumlardan herhangi birinin sonucu olabilir.

Belki de Buda’nın zamanının geleneksel kozmolojisine getirdiği en önemli değişiklik, (Budizm içindeki) Tanrılara ilişkin yeni bir görüştü. Pāli Nikāya’larda, tanrılar önemli bir kozmolojik rol oynamazlar. Buda için evren, evrenin efendisi ve varlıkların babası olan, her şeyi bilen, çok güçlü bir tanrı tarafından yaratılmamıştı. Bunun yerine, evren, belirli sıklıkta daralma ve genişleme modellerini takiben gelişiyordu.

Benzer şekilde, kozmik düzen ya da Dharma, tanrıların isteğine bağlı değildir ve tanrılara sunulan ritüel fedakârlıklardan daha etkili olan birçok iyi iş vardır. Buda, Tanrıları kurtuluşa erişmek için daha fazla öğrenme ve manevi uygulama bekleyen, sonsuz ve ölümsüz, aydınlanmamış varlıklar olarak tanımlar. İnsanlardan ve diğer canlılardan daha güçlüdürler ve manevi olarak daha gelişmişlerdir; ancak Buda manevi gelişme, bilgelik ve güç konularında onları her bakımdan üstün görür.

SON GÜNLERİ

Buda 80 yaşına geldiğinde ağır bir hastalık atlattıktan sonra 3 ay daha yaşamak ve ardından ölmek istediğini belirtmişti. Üç ay sonra tekrar bu hastalığa yakalandı.

Hayatının son gününde, Kusinara’daki evinde çok yüksek kozmik varlıklar etrafında toplanarak onu ziyarete geldiler. Buda o gün rahiplere son tavsiyelerini iletti:

“Ey rahipler, size son tavsiyem budur; (doğan, var olan) bütün canlılar çürümeye yazgılıdır, gecikmeksizin kendi kurtuluşunuzu kazanmak yolunda çok çalışın.”

Ardından Buda yavaş yavaş sekizinci meditasyon düzeyine ulaştı. Sonra bir süre “algı ve hissi yok etme” aşamasına girdi. Meditasyonun sekizinci düzeyine tekrar geldi. Sonrasındaysa Nirvana’ya geçerek sonsuzluğa ulaştı.

Bugün, Orta Asya çöllerinden Endonezya’nın en ücra adalarına dek yüz milyonlarca insana kılavuz olan Buda, dünyanın en büyük dinlerinden birinin yaratıcısı olmuştur. Tahminen 540 milyon takipçisi olan bu din, talihin bir cilvesi olarak, aslında dinsel tutuculukla mücadele ederek zihni dinin sınırları dışına çıkarmak isteyen bir filozof tarafından yaratıldı ve ‘karma’ya uygun olarak bir din haline geldi.

Kaynaklar:
http://www.aboutBuda.org/engli sh/who-is-Buda.htm/
http://www.iep.utm.edu/Buda/
https://tricycle.org/trikedail y/the-mindfulness-of-the-Buda/
https://plato.stanford.edu/ent ries/Buda/
https://www.quora.com/When-and -how-did-Gautama-Buddha-die

Tarkan Tufan
gazeteduvar.com.tr 12 Kas 2017

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
RAF / Kızıl Ordu Fraksiyonu

Kapat