“Bulantı” – Tahir Ürper

?Yalnızdım, ama bir kente yürüyen ordu gibiydim.?*

Bazı eleştirmenler Sartre?nin Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin?in hastalıklı bir karakter olduğunu belirtirler. Değerlerin altüst olduğu o dönemin Avrupası?nda Nazi faşizminin karabulutlarının altında düşünme yetisini kaybetmemek elde değildir. Milyonlarca insanın gözünü kırpmadan ölüme gitmesi karşısında hangi vicdan sağlam durur, hangi kişilik bu durum karşısında benliğini koruyarak durur ki. Yıkım, kaosla birlikte gelir, sonrasında yalnızlık. Hayallerin süslü gecelerine dalmak; başta umut getirir. Benim ırkım dünyaya üstün gelsin, benim devletim cihana egemen olsun ihtirasların sonu hep virane olmuştur. Yaratılan bir şey de yoktur.
Sartre 1938 yılında Bulantı?yı yazar. 1.Dünya Savaşı?ndan sonra Nazi faşizminin Avrupa?ya hakim olma çabası ve her yerde karamsar bir hava vardır. Roquentin, dolaştığı her kentin her uğradığı mekânın kendine dair bir şeyler bulma isteği ve içinde barındırmak istediği ait olma duygusunu hisseder. Bu istek bu his boş bir umuttan ibarettir oysa. Var oluşmaya başlayan birey kendini dünya ahvalini sorgulamaktan geri durmaz. Var oluşan birey artık her yönüyle huzursuzdur. Kahramanımız huzursuzdur. Roquentin kahveye gidip başka insanların yaptıklarına bakarak kendine ait bir şeyler bulma peşine düşer. Kahvenin sahibesiyle yatar. Bedenini başka bedenle birleştirerek kendi varoluşsallığını dindirmeyi umut etmektedir. Ne yazık ki bu çabalar boşunadır. Yine yalnızdır Antoine Roquentin.
Ruhun bulandığı bir yerde her şey aynıdır. Birbirine benzer. ?Bir kadın, bir dost, bir kent, bir kerede terk edilemez. Hepsi birbirine benzer.? Evet terk edilemez. Yoksa var olma sebebi ortadan kalkar, varlık hiçliğe dönüşür.
Roquentin, sokaklarda dolaşırken evlerin, kapıların kendiliğinden açılmasından korkar. Belli ki savaşın ardından sahipsiz kalan evlerin yalnızlığından korkuyordur. Bu korku kapıların kendiliğinden açılma durumu ile açıklanabilir. Kapı açıldığında boş bir evle, insansız bir evle karşılaşma ihtimali Roquentin?i korkutur. ?Evlerin kapıları hepsinden fazla korkutuyordu beni. Kendiliklerinden açılmalarından korkuyordum. Sonunda, sokağın ortasından yürümeye koyuldum.?*
Antoine Roquentin Kuzey Afrika, Orta Avrupa ve Uzakdoğu da geziler yapmış sonra da Marquis de Rollebon ile ilgili tarih araştırmalarını tamamlamak için üç yıllığına Bouville? ye yerleşir. Ancak Rollebon ile ilgili araştırmalara pek önem verdiğini söyleyemeyiz. Birazda kendi varoluşsallığını düşündüğünü ve derdinin bu olduğunu anlıyoruz. ?Bay de Rollebon benim ortağımdı. Var olmak için onun bana, kendi varlığını hissetmemek için de benim ona gereksinim vardı. Ben, hammaddeyi, yeniden satmak zorunda kaldığım, ne yapacağımı bilmediğim şu maddeyi, yani varoluşu, kendi varoluşumu veriyordum.?*

Sartre Bulantı romanını günceler yoluyla ve güncelerin imkânlarından yararlanarak metnini kurgulamıştır. Günler birbirine benzemez Roquenti?nin ruhsal hayatında. Bir gün bulutlu diğer gün ise güneşli geçer. Yukarıda da verdiğim alıntıda da yazıldığı gibi net ifadeler ortaya koymuşsa da sonraki metinlerde çelişkiye düşmektedir kahramanımız. ?Varoluş üzerine düşündüğümü sandığımda, hiçbir şey düşünmemiş olduğumu söyleyebilirim; kafamın içi bomboştu ya da bir sözcük vardı yalnız; yani ?varlık? sözcüğü vardı.?
Annem bize hep ?Dinya pûç û betale.? der. Yani ?Dünya boş ve saçmadır.? O zaman dünyaya bir anlam vermek onu sorgulamak gereksiz gelebilir. Hayat sorgulandığında da yürek bulanır, hüzün başlar ve acı oluşur. Bu durum dayanılmazdır. ?Şu bahçe, şu kent, ben kendim, her şey temelsiz ve nedensizdir. Bunun farkına vardığınız zaman yüreğiniz bulanır??*
Bu yaşadığımız dünyanın adaletsizliğini gördükçe yüreğimiz bulanıyor sevgili Sartre. Senin ülken şimdi gözünü kırpmadan başka ülkeye saldırıyor. Var olmak acı çekmektir. Acı çekmek Sartreleşmektir.

Yazan: Tahir Ürper
Diyarbakır Okuma Kulübü
(Diyarbakır Sanat Merkezi)

Alıntılar:
*Bulantı

Kitabın Künyesi:
Bulantı
Özgün adı: La Nausêe
Jean-Paul Sartre
Çeviren:Selâhattin Hilâv
Can Yayınları
Yayın Tarihi: Ocak 2011
260 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Naturalist, Gerçekçi ve Romantik – A. Ömer Türkeş

Zola romanları, yaşadığı çağın egemen ideolojisine, toplumsal hayatına karşı radikal bir saldırıdır; ne ordunun şerefi ne ruhban sınıfın dindarlığı ne...

Kapat