Burjuva Konağındaki Yastık Savaşları – Ayşe Duygu Şarman

Diziler son yıllarda fazlasıyla izleniyor; hem de üzerine bol miktarda söz ediliyorlar. Bu dizi patlamasını öncelikle bir melodram patlaması olarak görmek gerekiyor. Acı çekmenin ve bedel ödemenin; ilahi adalet arayışının yoğun olduğu hikâyeler izliyoruz dizi dizi? Üstelik ekonomik krizin getirdiği ?eve kapanmanın? ve ?çitlemenin? zorunlu sonucu oluyorlar. TV?deki dizi patlamasının önemli bir dilimini edebiyat uyarlamaları oluşturuyor. 19. Yüzyıl çöken Osmanlı konağı hikâyesi olan; ve neredeyse bizim ?Madam Bovary?mizi yaratan ?Aşk-ı Memnu? da bu uyarlamalardan.

Konaktan Holdinge
Aşk-ı Memnu, Halid Ziya Uşaklıgil?in 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiş ve ardından 1901?de kitap olarak basılmış olan ikinci romanıdır. O dönemi gözönüne aldığımızda Tanzimat?tan bu yana süregelen Osmanlı?nın batılılaşma fikrinde olduğu ve tam da Servet-i Fünun döneminde ?toplum için sanat? anlayışının yerini ?sanat için sanat?a bırakmış olduğu döneme denk gelmiştir. Dolayısıyla toplumu bir kenara bırakıp sanat?ın kendisinin öncelikli hale gelmesiyle öne çıkan karakter ve kişilik tahlillerinin, psikolojik incelemelerin ilk uçlarını vermeye başladığı dönemdir. (Daha sonrasında Duras?lar, Grillet?lerle birlikte gelen yeni roman akımının ilk uçları…)
İşte Aşk-ı Memnu da bu dönemden ta günümüze kadar sıyrılıp gelen, toplumun belki de içindeki bastırılmış, itiraf edilememiş duyguların tahlillerini yüzlerine vurup, belki de bu nedenle yüzyılı aşkın süredir bir kenarda unutamadığı bir yapıt olmuştur. Aşk-ı Memnu 1974 yılındaTürkiye?nin ilk yerli dizisi olarak devlet televizyonunda yayınlandı. Bütün hikâyeyi 6 bölümde çekip izleyicilere sunan dizinin senaristi ve yönetmeni Halit Refiğ iken Bihter karakterini Müjde Ar, Behlül?ü ise Salih Güney canlandırdı.
O zamanlar çok ses getirmiş olan dizinin geçtiğimiz yıl yeni versiyonu çekildi ve hâlâ devam etmekte. Tabei hem romandan hem ilk versiyonundan ayrılan yönleriyle yine tartışılıp konuşulurken.
Öncelikle Müjde Ar?lı ?Aşkı Memnu? ve Beren Saat?li ?Aşkı Memnu?nun temeldeki ortak noktaları içlerinde yaşadıkları heyecan, ihanet, aşk fırtınalarıyla Bovary sendromundan mustarip olmalarıdır. Ve fakat Bihter karakterinin iki ayrı versiyonda birbirinden ayrılan noktaları Müjde Ar?ın bunu 70?li yıllarda çok daha platonik, daha çok duygulanım ağırlıklı ve ?yastık savaşı? olmaksızın yaşamasıdır. Yani temel farklardan biri Beren Saat?li Aşkı Memnu?nun çok daha cinsel içerikli olması ve neredeyse izleyicinin ?kötü yola düşmese bari? gibi esprili yorumlar yapmasına olanak sağlamasıdır.
Bu noktada farklı bir bakış açısıyla, aldatmanın estetize edilmesi ya da meşrulaştırılması durumundan da bahsedilebilir. İzleyicinin diziyi neredeyse sadece Behlül ve Bihter sahnelerini izlemek için ekran başına çekecek boyutlara gelip, bu karakterlerle içten içe özdeşlik kurmalarına yol açabilecek derecede can alıcı sahnelerden söz edilebilir.

Denklik İdeolojisi
Hikâyede yapılabilecek diğer bir ideolojik çıkarsama ise, orta yaşlarda bir adamla (Adnan) bir inat uğruna evlilik yapmış olan Bihter?in er ya da geç ?genç? layığını bulması sorunudur. Yani temeldeki genç gence layıktır ideolojisi. Dizinin başlarında Bihter karakterinin annesinin (Firdevs Hanım) talip olduğu Adnan?la, annesine beslediği nefret yüzünden evlenen Bihter?in yasak aşkı ve aynı zamanda intikamı olarak da yorumlanabilir.
Dizide yasak bir ilişkinin kovalamacasını biz seyrededururken gözden kaçan diğer bir nokta ise, burjuvazinin ve kapitalist sistemin dizideki temsilidir. Nasıl temsil edilmektedir bu zenginlik, konak, hizmetkârlar? Hiçbir ayrıntısına girilmeden şöyle bir gösterilen şirketler, para ilişkileri ve beraberinde gelen ezeli düşmanlıklar. Dizide, Adnan karakterinin sahibi olduğu şirketteki yurtdışındaki şantiyelerden gelen birkaç telefon ve oralara yapılan seyahat dışında üretime dair, çalışan işçiye dair hiçbir görüntü bulamıyoruz. Karşımıza bunun yerine yardıma muhtaç çocuklar için düzenlediği balolar ve ödül törenlerinde ne giyeceklerine karar vermeye çalışan evin hayırsever hanımları çıkıyor. Bu bize Semra Özal?ın Papatyaları?nı hatırlatan, sosyetik kimsesiz çocuk kermeslerini hatırlatıyor. Vicdanlı burjuvazi! Hayırseverliğin sınıfsallığı örtüveren gözü yaşlı söylemi?

Sadık uşak İdeolojisi
Karşımıza çıkan diğer bir sorunsal ise alt sınıfların nasıl temsil edildikleri. Evin özellikle beyi ve diğer tüm sakinlerine karşı tam bir sadakat ve sonsuz hizmet aşkı içerisinde olan hizmetkârların arka planı aslında farklı. Hiçbir dedikoduya mahal vermemesiyle sadakatini ve mecburi ilgisizliğini korumayı kendine görev biçmiş hizmetkâr Süleyman Bey ne yazık ki diğer hizmetkârların birbirleri arasındaki fısıldaşmalarını ve döndürdükleri dedikoduları engelleyememektedir.
İşte burada da katil uşak imgeleminden bahsedebiliriz. Yüze gülen fakat mutfağa döndüğünde lafını esirgemeyen alt sınıfın haklı direnme politikaları. Burada aklımıza hemen Vasıf Öngören?in muhteşem sosyalist oyunu ?Zengin Mutfağı? geliyor. Öngören, zengin mutfağının, alt sınıfların ?farkındalığı?nın etkileyici bir örneğini veriyordu. Gülümseyen garson, gördüğümüz hakikat değildir; belki de çorbalarımızdaki gizli tükürük.
Öte yandan katil uşak olmayı hak eden, fedakâr, evin beyini bir baba gibi benimsemiş ve ona yapılan hainlikleri gururuna yediremeyip ajanlık yapan, ağlayan, çekip giden ve üzerine bir de verem olan (eskiden bildiğimiz kadarıyla âşıklar verem olurdu) esas kahraman Beşir çıkıyor.
Burada da ideolojinin nasıl işlediğine dair uçlar bulabiliriz. Alt sınıflar iktidara illa her zaman zorla değil rızalarıyla da boyun eğebilirler ve belki de çoğu zaman farkında olmadan.
Bu tespitleri yaparken şunun da farkında olmamız gerekiyor ki: yoksullar hâlâ çekirdek çitleyerek, kendi patronu da olabilecek kişilerin ışıltılı yaşantılarını, onlara özenerek ?yoksul ama onurlu? olmaya zorlanarak izlemeye devam ediyorlar.
(Bu yazı, Birgün Gazetesi’nin 10 Ocak 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

Yazan: Ayşe Duygu Şarman

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kırmızı ve Siyah üzerine bir inceleme – Tahir Ürper

Stendhal? ın Kırmızı ve Siyah romanında baş karakter olan Julien, bir mağaraya çıkar ve orada gece geç saatlere kadar kalır....

Kapat