Çağdaş bir destan: Abim Deniz – Sadık Güvenç

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de Ankara’da Sıkıyönetim Mahkemesince asılarak idam edildiklerinde ben ilkokul 4. sınıf öğrencisiydim. Her sabah, ilk derste günlük olaylarla ilgili konuşulurdu. Bir öğrenci, radyodan Deniz Gezmişlerin idam edildiği haberini dinlediğini söyleyince hepimizde bir sevinç dalgası oluştu. Öğretmenimiz, Deniz Gezmiş ve onun gibileri bize “vatan haini, anarşist” diye anlatmış olduğundan biz de bir an önce bu vatan hainlerinin idam edilmesini ve memleketimizin rahata kavuşmasını bekliyorduk. Öğretmenimizin istediği olmuştu işte.

Nasıl oldu bilmiyorum, bir üst sınıfı okutan İhsan Yıldız Öğretmenin yeğeni Erdal, bu haber üzerine “vaah vah!” diyerek sıraya kapandı. Bir vatan haininin ölümüne üzülmesi hepimize tuhaf gelmişti… “Öğretmenim, öğretmenim Erdal “vah vah!” dedi” diyerek müzevirlik yapanlar olmuştu.
Yıllar geçtikçe anlayacaktık vatan haini kim, vatansever kim? Deniz Gezmiş kim? İlkokul öğretmenimiz kim, Erdal kim?…
Sonra “Şarkışla’ya düşürmesin oy/ Allah sevdiği kulunu oy” ağıtıyla büyüdük. Gemerek sözü geçince tüylerimiz diken diken oldu. “Gün doğdu hep uyandık/ Siperlere dayandık/ Bağımsızlık uğruna/ Al kanlara boyandık” marşlarını söyledik. Üç fidan yok edilmek istenmişti; ormanlar yaratılmıştı oysa…

Yine de okurken idam kararı hakkında Anayasa Mahkemesi’nin idamı usulen bozması, sanki karar tümden kaldırılmış gibi duygulandırdı beni. Sonunda ne olacağını bile bile bu küçücük umut ışığına sevindim kitabı okurken. Bilmem kendimi Deniz’in babasının yerine koyduğumdan mıdır nedir duygulandım işte.
Can Dündar, 1970’ler Türkiye’sini meclisiyle, üniversitesiyle, cezaevleriyle, sokağıyla o kadar akıcı ve canlı anlatıyor ki “Denizlerin Destanı”nı bir solukta okuyorsunuz. Duygulanıyorsunuz, kızıyorsunuz, öfkeleniyorsunuz, izliyorsunuz…
Gerçek vatanseverliğin ne olduğunu, ne olmadığını olaylarla yaşıyorsunuz.
Meclisteki oylamayı, mahkemenin taraftarlığını, sıkıyönetim uygulamalarındaki keyfiliği izliyorsunuz… O günden bugüne değişen ne?
Mektup ve fotoğrafların tanıklıklarından yararlanılarak oluşturulmuş bir yaşamöyküsü.
Ama sıradan birinin yaşamöyküsü değil anlatılan. 1968 kuşağının ve devrimci gençliğin sembolü olmuş, kendini vatanına adamış bir yiğit insanın ve onun can yoldaşlarının Hüseyin’in, Yusuf’un destanıdır anlatılan.
” Bu kitapta Deniz’in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer deliliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi direnişi patladığında AKM’nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız.” (s.19)
Hamdi Gezmiş, kitab için yazdığı ön sözde bir vakıf kurulacağından söz ediyor. “”Bizler aile üyeleri olarak Deniz abim ve arkadaşlarının anılarının daha iyi yaşatılabileceği düşüncesiyle Deniz Gezmiş adına, başta eğitim bursları olmak üzere toplumsal dayanışma faaliyetlerinde bulunmayı amaçlayan bir vakıf kurma çalışması içindeyiz. Elinizdeki kitabın ve bundan sonra meydana getirilecek diğer yapıtların telif haklarından elde edilecek gelirler eksiksiz olarak bu vakfa tahsis edilecektir.” (s. 12)

Abim Deniz, hiç yayımlanmamış mektup ve fotoğraflarla Hamdi Gezmiş’in anıları, Can Dündar, Can Yayınları, anlatı, 479 sayfa.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Karikatür ve demokrasi: Aynı mücadele – Marc Fourny

Antikiteden beri insanlar birbirleriyle alay ederler, karşılarındakinin alışkanlıklarını ve huylarını abartırlar, rahatsız oldukları kusurları gülünç biçimde ifade ederler. Antik karikatür...

Kapat