Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin

Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında yazılmış bir romandır. Edebiyatımızın en çok sevilen klasik eserleri arasında yer alır. Ağırlıklı olarak Anadolu’da geçen ve arka planda Osmanlı’nın son yıllarını anlatan bir romandır. Romanın ana kahramanı Feride’nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır.
Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nu önce İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazmıştır. Yapıt ilk kez Vakit Gazetesi’nde 30 Temmuz 1921 tarihli nüshasında çıkar. 1923 yılında kitap olarak yayınlanır.  1935 yılında günümüz alfabesiyle basılır. Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye’de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir. A. Ömer Türkeş bir yazısında şöyle diyor: “Çağdaşı yazarların büyük bir bölümü, Anadolu’yu uzaktan, kendi hayal âlemlerindeki gibi anlatıp ah, vah ederler, ya da yapay bir Doğu-Batı sorunsalı etrafında dolaşırlarken, Reşat Nuri Güntekin, sorunları yerli yerinde ve olduğu gibi anlatmayı başarmış bir yazardır.”

Çalıkuşu romanının özeti
Feride hareketli, yaramaz ve aynı zamanda da dışarı hiçbir zaman vurmasa bile duygusal bir kızdır. Üç yaşına kadar Musul?da yaşamış olan Feride buradaki kuraklıktan dolayı ailesi ile birlikte Kerbelâ?ya göçmüştür. İstanbul?a göçmeden önce altı yaşındayken annesini kaybeder. Bundan sonra Feride teyzesinin yanına İstanbul?a gelir. İstanbul?da yeni akrabalarıyla tanışan Feride, burada da yaramazlıklarını sürdürür. Yalnız bir tek Besime Teyzesinin oğlu olan Kâmran?a karşı çekingenliği ve cesaretsizliği vardır. Kâmran ise yaşça Feride?den büyüktü ve çok uslu ve ağırbaşlı biridir. Feride dokuz yaşındayken de büyükannesini kaybetmiştir. Sonra Feride on sene boyunca okuyacağı Sör Mektebi?ne yazılır. Okula başladıktan kısa bir süre sonra da babasını kaybeder. Yaramazlıklarına okulda da devam eden Feride bu yüzden arkadaşlarından ayrı bir şekilde tek başına oturtulmuştur.
Feride birçok kişinin cesaret edemeyeceği işlerde yapardı. Meselâ her teneffüs okullarındaki ağaca tırmanır ve daldan dala atlardı. İşte bunu gören muallim ona ?Bu kız insan değil ÇALIKUŞU? diye bağırmış ve o günden sonra Feride?nin adı ÇALIKUŞU olarak kalmıştır.
Feride ile Kâmran genelde birbirleriyle kavga ederler. Ama ikisinin esas ilişkisi Feride?nin yine ağacın üstündeyken bir akşam Kâmran ile Neriman adında dul bir kadının konuşmalarını duymalarıyla başlar. Bu günden sonra Kâmran Feride?den korkmaya başlamıştır ve ona, bu olayı kimseye anlatmaması için, düzenli aralıklarla hediyeler gönderir. Fakat bu hediyeler Feride?yi kızdırıyordur. Bir yaz Feride Tekirdağ?a başka bir teyzesini yanına gider. Teyzesinin kızı Müjgân Feride?nin çok sevdiği, ağırbaşlı ve Feride?ye ailede tek söz geçirebilen kişidir. Feride okulda, arkadaşları kendi sevgililerinden konuşurlarken o da konunun dışında kalmamak için, Kâmran?ı kendi sevgilisi gibi anlatmıştır. Feride bunu Müjgân ablasına anlattığı zaman , Müjgân, Feride?nin Kâmran?ı sevdiğini anlar ve her zaman Feride?nin ağzından Kâmran?la ilgili laf almaya çalışır. Kâmran Müjgân?ın da düşündüğü gibi o yaz Tekirdağ?a gider. Bir gün salıncakta sallanırken Kâmran Feride?ye evlenme teklif eder ve daha sonra nişanlanırlar.
Feride Müjgân ablasının önceden de tahmin ettiği gibi Kâmran?ı çok seviyordur fakat nedense Kâmran?a karşı çok çekingen davranıyordur. Onunla yan yana gelmemeye özen gösteriyor ve doğru düzgün konuşmuyordur. Kısaca Kâmran?dan kaçıyordur.
İstanbul?a döndükten bir süre sonra Kâmran, amcasının teklifini Feride ile birlikte değerlendirir ve en sonunda memuriyetini yapmak için amcasının yanına Avrupa?ya gitmeye karar verir. Bu memuriyet dört sene olmasına rağmen ikisi için de çabuk geçer. Fakat düğüne üç gün kala hiç beklenmedik bir olay olur. Feride bahçede dolaşırken kapının önünde siyah çarşaflı bir kadın görür ve o kadın Feride?ye Kâmran?ın Avrupa?da başka bir kadını sevdiğini söyler. Yanında Kâmran?ın yazdığı bir mektubu getirir. Bu olayı öğrenen Feride derhal evi terk eder ve kendi hayatını kurmak ve yaşamak için Anadolu?ya gitmeye karar verir.
İstanbul?dan çıkmadan önce Feride annesini dadısı olan Gülmisal Kalfanın evinde kalır. Yaklaşık bir bir buçuk aylık bir beklemeden sonra Bursa?nın merkez rüştiyesinde Coğrafya ve Resim muallimliğine tayin edilir. Fakat Feride Bursa?ya gittiğinde bir başkasının daha aynı göreve atandığını görür. Bir aylık bir beklemeden sonra bu görev Feride?ye çıkartılmıştır. Fakat Feride müdürün ısrarcı teklifleri ve diğer öğretmenin ağlayışları ile hazırlanan bu tuzağa, hayat tecrübesi olmadığı ve kalbinin çok temiz olması nedeniyle düşerek, görevinden istifa edip Bursa?nın yakınında Zeyniler Köyünde muallimliğe geçer. Müdürün Feride?yi kandırmak için öve öve bitiremediği Zeyniler Köyü daha doğru dürüst yolu olmayan hatta okulu bile ahırdan bozma bir yerdir.
Feride önceleri hiç sevmediği o can sıkıcı ve karanlık yeri alıştıkça sevmeye başlıyordur. Bu köyde hemen derse başlamış ve öğrencilerle iyi ilişkiler kurmuştur. Fakat öğrencilerinin arasında Munise adında bir kız onu çok etkilemiştir. Bu kız babası ve ablasıyla kalıyordur. Bu kızı çok sevdiği için onunla diğerlerine oranla daha fazla ilgileniyordur. Bir gün Munise bir kabahat işler ve babası onun üzerine yürüyünce evden kaçar. Karlarla bir gün boğuştuktan sonra Munise Feride?ye sığınmaya karar verir. Feride bu olay üzerine, Munise?nin babasından da izin alıp onu evlatlık edinir.
Feride her geçen gün bu küçük köye alışmaktadır. Bir gün köye bir müfettiş gelir ve okullarını ziyaret eder. Daha önceden de belirttiğim gibi ahırdan bozma bu okulu müfettiş gördüğünde bu okulda ders yapılamayacağını söyler ve okulu kapatmaya karar verir. Feride?ye ise onu başka bir okula tayin edeceğini söyler. Feride, Maarif Müdürünün yanına gittiğinde müdür ona açıkta yer olmadığını söyler. Ama müdürün odasında eski bir arkadaşını görüp, onunla Fransızca konuşmaya başlayınca bu olay sayesinde Bursa Darülmuallimatında çalışmaya başlar.
Feride bu okulda da çok mutlu olmuş ve yine öğrencilerle çok iyi ilişkiler kurmuştur. Artık Feride çok güzel bir genç kız olmuştur. Bu güzelliği nedeniyle kendisine Bursa?da ?ipekböceği? ismini takarlar. Okul çok iyi gidiyordur fakat okulda çok sevdiği ve kendisine çok yakın hissettiği Şeyh Yusuf Efendi, Feride?ye aşık olmuştur. Üstelik bunu Feride?den başka herkes bilmektedir. Bir gün bunu bir arkadaşı Feride?ye söyleyince Feride çok utanır ve artık insan içine çıkamaz olur. Çünkü Şeyh Yusuf hastalanıp ölünce Feride?ye herkes suçluymuş gibi bakar ve Feride buna daha fazla dayanamayarak Çanakkale?ye gider.
Maarif Müdürünün emriyle Çanakkale Rüştiyesi?ne emri çıkan Feride, Munise?yi de alarak Çanakkale?ye yerleşir. Fakat güzelliği burada da herkesin dikkatini çeker ve bu sefer ona ?Gülbeşeker? ismini takarlar. O çevrenin en zengin ailesinin kızlarının öğretmenliğini yapan Feride, kızın da isteğiyle konağa davet edilir. Fakat bu davetin sebebi başkadır. Konağın sahibi Nerime Hanımın amcasının oğlu İhsan, Feride?yi beğenmiştir. Davetin esas sebebi evlenme teklifidir. Fakat Feride bu teklifi herkesi şaşırtacak şekilde reddeder. Bu olaydan kısa bir süre sonra Hafız Kurban Efendi adında evli bir adamdan daha evlenme teklifi alan Feride bu teklifi de reddeder. Tabii Feride artık sokağa çıkamaz olmuştu.
Bir süre sonra da Nazmiye adında bir arkadaşının davetini iyi niyeti nedeniyle kabul eden Feride başına neler geleceğini bilmiyordur. Arkadaşı Feride?ye nişanlısını ve nişanlısının en yakın arkadaşı olan Burhanettin adında birini tanıştırır. Daha sonra yemeğe indiklerinde bütün salon Burhanettin ve Gülbeşeker diye inliyordur. Bu davet aslında Burhanettin Bey ile Feride?nin arasını yapmak için düzenlenmiştir. Bu olaydan sonra Feride artık Çanakkale?de de daha fazla kalamayacağını anlar ve okulun müdiresinin birkaç yakın arkadaşı ile görüşmek için İzmir?e gider.
Fakat burada işler istediği gibi gitmez. En sonunda oranın en zenginlerinden birinin kızlarına Fransızca dersi vermeyi kabul eder. Artık Feride ve Munise köşkte kalıyorlardır. Fakat köşkün sahibinin oğlu Cemil Bey gece Feride?yi merdivenlerde sıkıştırır. O evden ayrılmadan önce Kâmran?ın önceki yaz evlendiği haberini alır. Daha sonra Maarif İdaresine gittiği zaman Kuşadası?nda Türkçe ve resim muallimine ihtiyaç olduğunu öğrenir. Feride bu görevi kabul ettikten sonra, Anadolu yolculuğunda son durağı olan Kuşadası?na hareket eder.
Kuşadası?nda okulu istediği gibi yöneten Feride burada da mutluluğu bulmuştur. Ancak Kuşadası?na gittikten bir ay sonra muharebe başlar ve okul, kumandanlığın emriyle hastaneye dönüştürülür. Feride, daha önce Zeyniler?de tanıştığı bir doktoru, Hayrullah Bey?i, burada tekrar görünce, onun ısrarı sonucu hastane de hemşirelik yapmaya başlar. Hemşireliğe başladıktan bir ay sonra Feride?nin hastası İhsan Bey olur. İhsan Bey muharebede ağır yaralanmış ve ameliyat edilmiştir. Feride hem İhsan Bey?e acıdığı hem de Kâmran?ı unutmak için, İhsan Bey?e evlenme teklifi etmiş fakat kendine acındığını anlayan İhsan Bey bu teklifi reddetmiştir.
Muharebe bittikten sonra mektep tekrar kurulur ve Feride ?Müdire? olur. Fakat acılar burada da Feride?yi bırakmaz ve Feride Munise?yi toprağa vermenin üzüntüsü ile tam on yedi gün boyunca kendine gelemez. Onun bu durumunu gören ve onu bir kızı gibi seven Hayrullah Bey, Feride?yi iyileşinceye kadar bekler ve onu yanına alır. Bu olaydan sonra Feride artık Hayrullah Bey ile birlikte kalmaya başlar. Fakat Feride?nin Hayrullah Bey?in yanında kalması halk tarafından hoş karşılanmaz ve ikisi hakkında kötü dedikodular çıkar. Bunun üzerine Hayrullah Bey dedikoduları engellemek için Feride ile evlenir.
Feride ise evlenmeyi kabul ederken hayatında ilk ve tek sevdiği Kâmran?dan da ayrılmış oluyordu. Bu durumu anlayan Hayrullah Bey ölmeden önce son isteği olarak Feride?den İstanbul?a gitmesini ister ve Feride?ye Kâmran?a iletmesi için bir mektup verir. Bu mektupta Kâmran?a Feride?nin kendisini ne kadar sevdiğini yazar. Ayrıca mektubun içine bu kitabı oluşturan Feride?nin günlüğünü de koyar.
Feride bu son istek üzerine İstanbul?a gittiğinde Kâmran?ı ne kadar sevdiğini bir kez daha anlar. Kâmran?da evlendiği kadını kaybetmiştir. Ayrıca Kâmran evlense bile yalnızca Feride?yi sevmiştir. Kâmran bu günlüğü okuyunca Feride?nin de kendisini sevdiğini anlar. Bunu amcasına anlattığında amcası ve Kâmran, Feride?nin haberi olmadan kadıya giderler ve nikâh kıydırırlar. Böylece Feride bu kadar acıdan sonra haberi olmadan hayatta en çok istediği kişiyle evlenir ve en sonunda mutluluğu bulur.”

“Çalıkuşu Feride’nin evi Müze oluyor”
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, İki Oluklu Yokuşu’nda yer alan ve mülkiyeti Esat Ekmekçi’ye ait bina, ünlü yazar Reşat Nuri Güntekin’in roman kahramanı ‘Çalıkuşu Feride’nin yaşadığı ev olarak biliniyor.
Bire bir tanıyan ve gören olmadığı halde yıllardır bu evin Çalıkuşu Feride’nin evi olduğuna inanılıyor. Kuşadalılar, roman kahramanı Feride’nin öğretmenlik yaptığı okulun ise şimdilerde Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kullandığı eski 7 Eylül İlkokulu binası olduğuna inanıyor.? 12/09/2005 tarihli Radikal Gazetesi

Reşat Nuri Güntekin?in Yaşam Öyküsü
(Ankara, 31 Kasım 1889 – Londra, 7 Aralık 1956), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan, Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.
Güntekin , 1889’da, Askeri tabip olan Nuri Bey ile Erzurum valisi Yaver Paşa’nın kızı Lütfiye Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’da doğmuştur. Öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Güntekin, ilköğrenimine Çanakkale’de başlamıştır. Daha sonra İzmir’deki Frerler okulunda bir süre öğrenim görüp sınavla girdiği Darülfünun Edebiyat Şubesi’ni 1912’de bitirdi. Böylece öğrenim hayatını yirmi üç yaşında bitirmiş oldu.
Güntekin, 1927’e kadar Fransızca ve Türkçe öğretmenlikleriyle müdürlük görevlerini üstlenmiştir. Bazı görev aldığı okullar Bursa Sultanisi, İstanbul Beşiktaş, İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi, Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi’dir.
Güntekin, 1927’de maarif müfettişi oldu ve bu arada Dil Heyeti’yle birlikte bazı çalışmalarda bulundu. 1939’da ise Çanakkale milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Bu görevini 1946’ya kadar sürdürdü. 1947’de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara’da yayımlanan Ulus gazetesinin İstanbul kolu olan Memleket gazetesini çıkardı. Güntekin daha sonra müfettişlik görevine geri döndü ve 1950’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilciliği ve öğrenci müfettişliği görevleriyle Paris’e gitti. 1954’te ise yaşından dolayı bu görevden ayrılmak zorunda kaldı. Emekliliğinden bir süre sonra İstanbul Şehir Tiyatroları edebi heyeti üyeliği yapmıştır.
Güntekin’e Akciğer kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra’ya gitti ve orda hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.
Eserleri
Yazar, müfettişlik görevi ile Anadolu’da gezdiği için Anadolu insanı yakınen tanımıştır. Eserlerinde Anadolu’daki yaşamı ve toplumsal sorunları ele almış insanı insan çevre ilişkisi içinde yansıtmıştır. Romanlarında kullanıdığı dil ve anlatım oldukça yalın, dialogları canlıdır.
Romanları
? Çalıkuşu (1922)
? Gizli El (1922)
? Damga (1924)
? Dudaktan Kalbe (1925)
? Akşam Güneşi (1926)
? Bir Kadın Düşmanı (1927)
? Yeşil Gece (1928)
? Acımak (1928)
? Yaprak Dökümü (1930)
? Kızılcık Dalları (1932)
? Değirmen (1944)
? Miskinler Tekkesi (1946)
? Harabelerin Çiçeği (1953)
? Avrupa Yakası (1961)
? Son Sığınak (1961)
? Kan Davası (1962)
? Ateş Gecesi (1953)
? Gökyüzü (1935)
? Eski Hastalık (1938)
? Kavak Yelleri (1938)
Oyunları
? Hançer (1920)
? Eski Rüya (1922)
? Ümidin Güneşi (1924)
? Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri (1925, üç oyun)
? Taş Parçası (1926)
? Yeşil gece (1928)
? İstiklâl (1933)
? Hülleci (1933)
? Yaprak Dökümü (1971)
? Eski Şarkı(1971)
? Balıkesir Muhasebecisi (1971)
? Tanrıdağı Ziyafeti (1971)
? Bir Köy Öğretmeni
Gezi Yazıları
? Anadolu Notları (ilk cildi 1936;ikinci cildi 1966)
Kaynaklar
? “Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi”. Cilt I (A-İ). “Güntekin, Reşat Nuri”. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılığı: Mart 2003, İstanbul.

Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin” üzerine bir yorum

  1. Benim büyükannem olur “feride”. Çok tatlı bir insandı ve “KAMRAN” dedemden bize hep bahsederdi…Maceralarını bize de anlatmıştı…Onu hiçbir zaman unutmayacağım! HERKESE SEVGİLERİMİ YOLLUYORUM

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem, 1800’lerde İstanbul aristokrasisini ve yaşamını konu alan roman

Recaizade Mahmut Ekrem, 1896 yılında yazdığı ?Araba Sevdası? adlı tek romanı ile gerçekçi (realist) roman akımının öncülerinden biri oldu. Edebiyat...

Kapat