Kategori: Felsefe

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme”

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin”

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri

OKUMAK İÇİN TIKLA

Simone de Beauvoir’un İkinci Cins Teorisinde Varoluşsal Özgürlük ve Cinsiyet Boyutu ile Anima-Animus Kavramları Arasındaki Çatışmalar

Varoluşsal Özgürlüğün Temel İlkeleri Simone de Beauvoir, varoluşçu felsefenin temelinde yatan özgürlük kavramını, bireyin kendini sürekli olarak yeniden tanımlama kapasitesi olarak konumlandırır. Bu yaklaşımda özgürlük, önceden belirlenmiş bir özden ziyade, eylemler yoluyla inşa edilen bir süreçtir. Birey, dünyaya fırlatılmış halde bulur kendini ve bu durumda seçimler yaparak varoluşunu şekillendirir. Beauvoir,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Žižek’in Tarihsel Materyalizmiyle Geçmişin İdeolojik Çarpıtmalarını Açığa Çıkarma ve Geçmişi Kıskanma Anlatılarının Çelişkileri

Diyalektik Süreçlerin İşleyişi Žižek’in yaklaşımı, tarihsel materyalizmi Hegelci diyalektikle birleştirerek geçmiş olayların ideolojik katmanlarını sistematik biçimde deşifre eder. Bu süreçte, tarihsel olaylar sabit gerçeklikler olarak değil, çelişkili unsurların etkileşimiyle şekillenen dinamik yapılar olarak ele alınır. Örneğin, kapitalist oluşumların kökeninde yatan emek-sermaye çelişkisi, geçmişteki sınıf mücadelelerini ideolojik olarak maskeler; bu maskeleme,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Bazarov’un Dünyasında Umut: Nihilizmden Varoluşçuluğa Felsefi Bir Analiz

Giriş İvan Turgenyev’in Babalar ve Oğullar (1862) adlı romanı, yalnızca bir kuşak çatışmasının değil, aynı zamanda modern insanın anlam krizinin romanıdır. Romanın başkahramanı Yevgeniy Vasilyiç Bazarov, 19. yüzyıl Rus düşüncesinde “nihilizm” kavramının edebi temsilidir. Bazarov’un Tanrı’yı, gelenekleri, duyguları ve otoriteleri reddeden tavrı, pozitivist bilimin rasyonel soğukluğu ile birleşerek onu çağının

OKUMAK İÇİN TIKLA

Platon’un Phaedo- Sokrates’in Ölümü’nde Ruh Ölümsüzlüğü Orfik ve Pythagorasçı Kökenlerle Buluşuyor

Phaedo- Sokrates’in Ölümü’nün Genel Yapısı ve Argümanların Temel Çizgisi Phaedo- Sokrates’in Ölümü diyaloğu, Sokrates’in idam gününü anlatır ve ruhun ölümsüzlüğünü dört ana argümanla kanıtlamaya çalışır: Döngüsellik, Anımsama, Benzerlik ve Son Argüman. Bu argümanlar, ruhun bedenden bağımsız varlığını ve ölüm sonrası sürekliliğini sistematik olarak savunur. Döngüsellik argümanı, karşıtların birbirinden doğduğunu öne

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche ve Postmodern Büyük Anlatı Reddi: Nietzsche Postmodern Büyük Anlatıları Nasıl Yıktı?

Nietzsche’nin Temel Kavramları Nietzsche’nin düşünce sistemi, geleneksel değerlerin eleştirisi üzerine kuruludur. Tanrı’nın ölümü ifadesi, Batı metafiziğinin temel dayanağını ortadan kaldırır ve bu durum, evrensel hakikat iddialarını sorgulatır. Üstinsan kavramı, bireyin kendi değerlerini yaratma zorunluluğunu vurgular; bu, mevcut normların ötesine geçmeyi gerektirir. Güç istenci, yaşamın temel dinamiği olarak tanımlanır ve her

OKUMAK İÇİN TIKLA

Virginia Woolf’un Dalgalar Romanında Aşk Arayışı ve Platon’un Şölen’inde Eros

İki Metnin Temel Yapısı Virginia Woolf’un Dalgalar romanı, altı karakterin iç monologları üzerinden hayatın akışını izler. Bernard, Susan, Rhoda, Neville, Jinny ve Louis adlı bu karakterler, doğumdan ölüme uzanan bir döngüde kendi bilinçlerini ifade eder. Her bölüm, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimlerinde yapılandırılır ve dalgaların ritmiyle paralellik gösterir.

OKUMAK İÇİN TIKLA

İyi-Kötü ile Doğru-Yanlış Arasındaki Gizli Bağlantılar

Temel Tanımlamalar ve Ayrım Noktaları İyi-kötü kavramları, eylemlerin veya durumların değer yargısı üzerinden değerlendirildiği bir çerçeveyi ifade ederken, doğru-yanlış kavramları gerçeklik ile uyum veya mantıksal tutarlılık temelinde işler. İyi-kötü, genellikle ahlaki fayda veya zarar potansiyeline odaklanır ve bireysel veya toplumsal sonuçlara göre şekillenir; örneğin, bir eylem bir grup için faydalıysa

OKUMAK İÇİN TIKLA

Doğru ve Yanlışın Göreceliği ile Gerçeğin İlişkisi Üzerine Felsefi Bir Keşif

Luna MADANOĞLU Görecelilik Kavramının Temel Tanımı Doğru ve yanlış kavramları, bireylerin algılarına, kültürel normlara veya belirli bağlamlara göre değişkenlik gösterip göstermediği sorusu, felsefenin merkezî problemlerinden birini oluşturur. Görecelilik ilkesi, bir önermenin doğruluğunun evrensel bir ölçütten ziyade, belirli bir referans çerçevesine –ki bu dilsel yapı, bireysel deneyim veya toplumsal gelenekler olabilir–

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sartre’ın Kötü Niyet Kavramı: Modern Psikoloji ve Özgürlükte Temel Katkılar

Kötü Niyetin Tanımı ve Temel Unsurları Jean-Paul Sartre’ın kötü niyet kavramı, bireyin kendi varoluşsal gerçekliğini inkar etmesi olarak tanımlanır. Bu inkar, bireyin özgürlüğünü kabul etmemesi ve kendini nesneleştirerek sorumluluktan kaçması şeklinde ortaya çıkar. Kötü niyet, bireyin faktisite (gerçeklik) ve aşkınlık (özgürlük) arasındaki gerilimi yönetememesinden kaynaklanır. Faktisite, bireyin geçmiş eylemleri ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Adorno’nun Özerk Sanat Anlayışı ve Popüler Kültürün Karşıt Dinamikleri

Özerk Sanatın Temel Özellikleri Adorno’nun özerk sanat kavramı, sanat eserinin dış etkenlerden bağımsızlığını vurgular. Bu yaklaşımda sanat, piyasa baskılarından, ideolojik dayatmalardan ve toplumsal beklentilerden arınmış bir alan olarak tanımlanır. Sanatçı, eserini içsel zorunluluklara göre şekillendirir; bu, biçimsel yenilik ve içerik bütünlüğünü ön plana çıkarır. Özerk sanat, izleyiciyi pasif tüketimden uzaklaştırarak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Zerdüşt’ü Işığında Bengidönüş: Özgürlük mü Lanet mi?

Kavramın Temel Tanımı Bengidönüş, sonsuz bir döngüsel tekrar fikrini ifade eder. Bu süreçte her olay, her varlık ve her an sonsuza dek aynı şekilde yeniden yaşanır. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünde bu, evrenin yapısal bir özelliği olarak sunulur. Tekrarın kaçınılmazlığı, bireyin varoluşsal konumunu doğrudan etkiler. Özgürlük, bireyin seçim yapma kapasitesiyle ölçülürken,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kendinin cahil olduğunu nasıl anlarsın?

“Kendinin cahil olduğunu anlamak” aslında hem epistemolojik hem de psikolojik bir sorudur. 1. Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Bilinçsizlik Felsefe tarihinde bu konu, özellikle Sokratik gelenekte öne çıkar. Sokrat, “Bilgi sahibi olduğumu sandığımda aslında cahil olduğumu fark ediyorum” der gibi bir yaklaşım sergiler. Yani, bir kişi kendi cehaletini fark ettiğinde, aslında

OKUMAK İÇİN TIKLA

Bireyin anlam arayışı neden zorlaşmaktadır?

Tanrısal Merkezin Kaybı: Nietzsche’nin “Tanrı’nın Ölümü” Felsefe tarihi boyunca insan, varoluşuna anlam kazandırmak için çoğunlukla aşkın bir merkeze başvurmuştur. Tanrı, hakikatin hem kaynağı hem de teminatıydı; değerlerin ölçüsü, yaşamın yönü, insanın kendini konumlandırdığı metafizik eksendi. Ancak Nietzsche’nin ünlü “Tanrı öldü” sözü, yalnızca bir inançsızlık bildirimi değildir; bu ifade, Batı metafiziğinin

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Bengidönüş Kavramı: Kozmolojik Gerçeklik mi, Etik Düşünce Deneyi mi?

Kavramın Kökeni ve Bağlamı Bengidönüş, Nietzsche’nin felsefi eserlerinde, özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt’te merkezi bir yer tutar. Kavram, evrenin sonsuz bir döngü içinde aynı olayları tekrar tekrar yaşadığı fikrine dayanır. Bu fikir, antik Yunan felsefesinden stoacılığa kadar uzanan bir düşünce geleneğine işaret eder. Ancak Nietzsche’nin bu kavramı, yalnızca bir kozmolojik hipotez

OKUMAK İÇİN TIKLA

Ivan Karamazov’un Zihinsel Çöküşünün Kökenleri: Entelektüel Krizin Rolü

Zihinsel Çöküşün Tanımı ve Ivan’ın DurumuIvan Karamazov’un zihinsel çöküşü, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler eserinde, karakterin iç dünyasında belirgin bir karmaşa ve çözülme süreci olarak ortaya çıkar. Bu çöküş, Ivan’ın aklının sınırlarını zorlayan derin sorgulamalar, çelişkiler ve duygusal çatışmalarla karakterizedir. Ivan, entelektüel bir figür olarak, evrensel sorulara yanıt ararken zihninde bir tür

OKUMAK İÇİN TIKLA