Kategori: Felsefe

Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe Hikâyesinde Zaman, Sonsuzluk ve Döngülerin İmgelem Evreni

Jorge Luis Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe (El jardín de senderos que se bifurcan) adlı hikâyesi, zaman, sonsuzluk ve döngüler gibi kavramları, insan bilincinin sınırlarını zorlayan bir imgelem evreninde işler. Hikâye, kurgusal bir Çinli bilgin ve yazar olan Ts’ui Pên’in, tüm olasılıkları kucaklayan bir roman yazma girişimi üzerinden, evrenin yapısını, insan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Meursault’nün Yıldızlı Gökyüzü: Camus’nün Evrene Karşı Kabullenme Anlayışının İfadesi

Meursault’nün Son Anındaki Tutumu Meursault’nün Yabancı romanının sonunda idamını beklerken yıldızlı gökyüzüne bakışı, onun karakter gelişiminde bir kırılma anını temsil eder. Roman boyunca duygusal olarak mesafeli ve toplumsal normlara kayıtsız bir tavır sergileyen Meursault, bu sahnede evrenle doğrudan bir ilişki kurar. Bu bakış, onun içsel bir dönüşüm geçirdiğini gösterir; ancak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Camus’nün Felsefesinde Ölümün Kaçınılmazlığı ve Bireyin Özgürlük Algısı

Absürd Kavramı ve Ölümün Kaçınılmazlığı Camus’nün felsefesinin temel taşı, absürd kavramıdır. Absürd, insanın evrende bir anlam arayışı ile evrenin bu arayışa kayıtsız kalması arasındaki çatışmadan doğar. Ölümün kaçınılmazlığı, bu çatışmayı keskinleştiren bir gerçektir. İnsan, yaşamını anlamlandırmak için çaba sarf ederken, ölümün kesinliği bu çabayı anlamsız kılacak bir son olarak belirir.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Totaliter Akılcılığın Delilik Üzerindeki Dönüşüm Dinamikleri

Akıl ve Normların Toplumsal Temelleri Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü adlı eserinde, akıl ve normların toplumsal düzenin temel taşları olarak işlev gördüğü vurgulanır. Bu ikili yapı, bireylerin davranışlarını düzenleyen ve standartlaştıran bir çerçeve sunar. Akıl, bireysel düşüncenin rehberi olmaktan çok, toplumsal normların koruyucusu olarak işlev görür. Normlar ise bireylerin davranışlarını öngörülebilir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Zerdüşt Figürü ve Antik Pers Mitolojisindeki Ahlaki Dualizm İlişkisi

Nietzsche’nin Zerdüşt Figürünün Kökeni Nietzsche’nin Zerdüşt’ü yaratırken antik Pers dininin kurucusu Zerdüşt’ten esinlendiği açıktır. Ancak, bu figür tarihsel bir temsilden ziyade, Nietzsche’nin kendi felsefi projesini ifade etmek için kullandığı bir araçtır. Antik Pers mitolojisinde Zerdüşt, Ahura Mazda’nın (iyilik ve bilgelik tanrısı) vahiylerini insanlara aktaran bir peygamberdir. Bu bağlamda, Zerdüşt’ün misyonu,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Zerdüşt’ün Nihilizmi ve Modern Bireyin Yalnızlık ile Kaygı Deneyimi

Nihilizmin Kökleri ve Zerdüşt’ün Bakış Açısı Nihilizm, geleneksel değerlerin, ahlaki normların ve metafizik inançların geçerliliğini sorgulayan bir felsefi akımdır. Zerdüşt, bu kavramı, Tanrı’nın ölümüyle birlikte ortaya çıkan anlam boşluğunu ifade etmek için kullanır. Ona göre, modern insan, mutlak bir hakikat ya da anlam kaynağı olmaksızın varoluşsal bir boşlukla karşı karşıyadır.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Smith’in Görünmez El Kavramının Modern Ekonomik Liberalizm ve Etik Üzerindeki Etkileri

Kavramın Kökeni ve Temel İlkeleri Görünmez el, bireylerin kendi çıkarlarını takip ederken, istemeden de olsa toplumsal faydaya katkıda bulunduğu fikrini ifade eder. Bu kavram, bireysel kararların piyasa mekanizmaları aracılığıyla nasıl bir düzen oluşturabileceğini açıklamak için ortaya atılmıştır. 18. yüzyılın ekonomik düşüncesinde, bireylerin kişisel kazanç arayışlarının, kaynakların etkin dağılımına ve toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Logoterapi ve Budist Dört Soylu Gerçek: Anlam Arayışının İki Yolu

Logoterapi ve Anlamın Keşfi Logoterapi, insan varoluşunun temel bir motivasyonu olarak anlam arayışını merkeze alır. İnsanların yaşamda karşılaştığı zorluklar, acılar ve belirsizlikler karşısında anlam bulma çabası, bireyin psikolojik dayanıklılığını güçlendiren bir unsur olarak görülür. Bu yaklaşım, bireyin kendi değerlerini, amaçlarını ve yaşamındaki anlamı keşfetmesini teşvik eder. Logoterapi, anlamın bireysel bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Orhan Kemal’in Eserlerinde Umut ve Çaresizlik: Kierkegaard’ın Umutsuzluk Kavramıyla Karşılaştırmalı Bir Analiz

Toplumsal Yapıların Çaresizlik Üzerindeki Etkisi Orhan Kemal’in eserleri, Türkiye’nin 20. yüzyılın ortalarındaki sosyo-ekonomik koşullarını yansıtan bir ayna işlevi görür. Romanlarındaki karakterler, genellikle yoksulluk, işsizlik ve toplumsal eşitsizlik gibi yapısal engellerle mücadele eder. Örneğin, tarım işçilerinin mevsimlik iş döngüleri veya fabrika emekçilerinin düşük ücretli, güvencesiz çalışma koşulları, bireylerin iradesini aşan bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tutunamayanlar’da Turgut Özben’in Varoluşsal Arayışının Felsefi Temelleri

Turgut Özben’in Kimlik ve Anlam ArayışıOğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserinde, Turgut Özben’in varoluşsal yolculuğu, modern bireyin anlam arayışını ve kimlik krizini merkeze alır. Turgut, Selim Işık’ın intiharıyla sarsılmış, kendi varoluşunu sorgulayan bir karakter olarak, bireysel ve toplumsal bağlamda bir yere tutunma çabası içindedir. Bu arayış, yalnızca kişisel bir krizle sınırlı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Hermetik Karşılıklılık İlkesi ve Günlük Karar Alma Süreçleri

Karşılıklılık İlkesinin Kökleri ve Anlamı Karşılıklılık İlkesi, evrendeki tüm unsurların birbiriyle bağlantılı olduğunu ve mikro düzeydeki olayların makro düzeyde yankı bulduğunu öne sürer. Bu ilke, bireyin günlük yaşamındaki karar alma süreçlerinde, eylemlerinin sadece anlık sonuçlarını değil, aynı zamanda daha geniş bir sistem içindeki etkilerini de değerlendirmesine olanak tanır. Örneğin, bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Cehenneme Övgü: Totaliter Gündüzün Karanlık Sınırlarında Kozmik Gece

Bireysel Ölçüsüzlüğün Kozmik Ölçeği Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü kitabında, bireysel varoluş, evrenin sonsuz boşluğunda bir toz zerreciği olarak konumlandırılır ve bu, insan bilincinin sınırlı algısını keskin bir şekilde ortaya koyar. Totaliter gündüz, bireyi sürekli denetim ve normatif baskılar altında tutarken, bireysel önemsizliği sahte anlamlarla örter. Kozmik gece ise bu yanılsamayı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü: Gündüzün Baskısından Geceye Kaçış ve Bireysel Bilincin Diyalektik Dönüşümü

Gündüzün Yapısal Baskısı ve Toplumsal Denetim Gündüz, Vassaf’ın “Geceye Övgü” bölümünde, bireysel bilinci sistematik bir şekilde şekillendiren ve kısıtlayan bir düzen olarak tanımlanır. Bu zaman dilimi, toplumsal kurumların –bürokrasi, eğitim sistemleri, kolluk kuvvetleri– egemen olduğu bir alan olarak betimlenir. Gündüz saatleri, bireylerin standartlaştırılmış rutinlere uymasını zorunlu kılar; sabah dokuz akşam

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nokta ve Bir: Felsefi İlkeler Üzerine Bir Karşılaştırma

Noktanın Felsefi Anlamı Hurufilik, İslam düşüncesi içinde kendine özgü bir yer edinmiş bir akımdır ve harflerin, sayıların ve geometrik biçimlerin derin anlamlar taşıdığına inanır. Bu bağlamda, “nokta” Hurufilikte başlangıç ilkesini temsil eder. Nokta, her türlü varlığın temelini oluşturan birincil birim olarak görülür; tüm harfler, şekiller ve evrensel düzen bu noktadan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Modern Wicca’da Üç Kat Yasası’nın Etik ve Metafizik Temelleri

Köken ve Anlam Üç Kat Yasası, Modern Wicca’nın temel ilkelerinden biri olarak, Gerald Gardner ve Doreen Valiente gibi öncü figürler tarafından 20. yüzyılın ortalarında popüler hale getirilmiştir. Bu yasa, “Ne ekersen onu biçersin” ilkesini temel alır ve bireyin niyet ve eylemlerinin evrensel bir enerji döngüsü içinde kendisine üç katı olarak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Phillip Cole, Kötülük Miti: Geleneksel Kötülük Anlayışının Eleştirisi ve Etik Dönüşüm Engelleri

Ergün DOĞAN Kötülük Kavramının Geleneksel Çerçevesi Geleneksel kötülük anlayışı, bireylerin eylemlerini insanüstü bir boyuta taşıyarak, onları sıradan insan kimliğinden uzaklaştırır. Phillip Cole, Kötülük Miti adlı eserinde, bu yaklaşımın, failleri insanlık dışı varlıklar olarak resmederek, kötülüğün toplumsal ve bireysel kökenlerini anlamayı zorlaştırdığını savunur. Bu çerçeve, suçluların eylemlerini irrasyonel dürtülere indirger ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Camus’nün Akdeniz Düşüncesi ve Batı Rasyonalizmine Yönelik Eleştirisi

Akdeniz Düşüncesinin Kökleri Camus’nün Akdeniz düşüncesi, onun doğup büyüdüğü Cezayir’in Akdeniz kıyılarındaki yaşam deneyimlerinden beslenir. Akdeniz, Camus için yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir duyarlılık ve bir düşünce tarzıdır. Bu düşünce, Antik Yunan’dan başlayarak Akdeniz havzasında şekillenen bir insan merkezli yaklaşımı yansıtır. Camus, Akdeniz’in güneşli, sıcak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Efendi ve Köle Ahlakı ile Antik Yunan Aretésinin Değer Dönüşümleri

Antik Yunan’da Areténin Anlamı ve Kökleri Antik Yunan kültüründe areté, bireyin kendi potansiyelini en yüksek düzeyde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Homeros destanlarında, areté genellikle kahramanların fiziksel ve zihinsel yetkinlikleriyle ilişkilendirilir; cesaret, güç, bilgelik ve topluma katkı gibi özellikler ön plandadır. Bu kavram, bireyin yalnızca kendi mükemmeliyetine ulaşmasını değil, aynı zamanda polis

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Wagner ve “Parsifal” Eleştirisi: Estetik ve Felsefi Ayrışma

Nietzsche ve Wagner: Birlikteliğin Başlangıcı Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner arasındaki ilişki, 1860’ların sonlarında Nietzsche’nin henüz genç bir filolog olduğu dönemde başladı. Wagner’in müziği, Nietzsche’yi ilk etapta büyülemiş ve onun “Tragedyanın Doğuşu” (1872) adlı eserinde Wagner’in sanatını, antik Yunan tragedyalarının yeniden doğuşu olarak yüceltmesine yol açmıştır. Wagner’in operaları, Nietzsche için

OKUMAK İÇİN TIKLA

Foucault’nun Söylem Kavramı ve Dilin İktidar İlişkilerindeki Rolü

Söylemin Tanımı ve İşlevi Foucault, söylemi yalnızca kelimeler ya da cümlelerden oluşan bir dil sistemi olarak tanımlamaz; söylem, belirli bir bağlamda anlam üreten, kurallar ve normlarla şekillenen bir pratikler bütünüdür. Ona göre söylem, ne söylendiği kadar kimin, nerede, ne zaman ve nasıl söylediğiyle de ilgilidir. Örneğin, bir doktorun tıbbi bir

OKUMAK İÇİN TIKLA