Kategori: Felsefe

Cehenneme Övgü: Totaliter Gündüzün Karanlık Sınırlarında Kozmik Gece

Bireysel Ölçüsüzlüğün Kozmik Ölçeği Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü kitabında, bireysel varoluş, evrenin sonsuz boşluğunda bir toz zerreciği olarak konumlandırılır ve bu, insan bilincinin sınırlı algısını keskin bir şekilde ortaya koyar. Totaliter gündüz, bireyi sürekli denetim ve normatif baskılar altında tutarken, bireysel önemsizliği sahte anlamlarla örter. Kozmik gece ise bu yanılsamayı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü: Gündüzün Baskısından Geceye Kaçış ve Bireysel Bilincin Diyalektik Dönüşümü

Gündüzün Yapısal Baskısı ve Toplumsal Denetim Gündüz, Vassaf’ın “Geceye Övgü” bölümünde, bireysel bilinci sistematik bir şekilde şekillendiren ve kısıtlayan bir düzen olarak tanımlanır. Bu zaman dilimi, toplumsal kurumların –bürokrasi, eğitim sistemleri, kolluk kuvvetleri– egemen olduğu bir alan olarak betimlenir. Gündüz saatleri, bireylerin standartlaştırılmış rutinlere uymasını zorunlu kılar; sabah dokuz akşam

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nokta ve Bir: Felsefi İlkeler Üzerine Bir Karşılaştırma

Noktanın Felsefi Anlamı Hurufilik, İslam düşüncesi içinde kendine özgü bir yer edinmiş bir akımdır ve harflerin, sayıların ve geometrik biçimlerin derin anlamlar taşıdığına inanır. Bu bağlamda, “nokta” Hurufilikte başlangıç ilkesini temsil eder. Nokta, her türlü varlığın temelini oluşturan birincil birim olarak görülür; tüm harfler, şekiller ve evrensel düzen bu noktadan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Modern Wicca’da Üç Kat Yasası’nın Etik ve Metafizik Temelleri

Köken ve Anlam Üç Kat Yasası, Modern Wicca’nın temel ilkelerinden biri olarak, Gerald Gardner ve Doreen Valiente gibi öncü figürler tarafından 20. yüzyılın ortalarında popüler hale getirilmiştir. Bu yasa, “Ne ekersen onu biçersin” ilkesini temel alır ve bireyin niyet ve eylemlerinin evrensel bir enerji döngüsü içinde kendisine üç katı olarak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Phillip Cole, Kötülük Miti: Geleneksel Kötülük Anlayışının Eleştirisi ve Etik Dönüşüm Engelleri

Ergün DOĞAN Kötülük Kavramının Geleneksel Çerçevesi Geleneksel kötülük anlayışı, bireylerin eylemlerini insanüstü bir boyuta taşıyarak, onları sıradan insan kimliğinden uzaklaştırır. Phillip Cole, Kötülük Miti adlı eserinde, bu yaklaşımın, failleri insanlık dışı varlıklar olarak resmederek, kötülüğün toplumsal ve bireysel kökenlerini anlamayı zorlaştırdığını savunur. Bu çerçeve, suçluların eylemlerini irrasyonel dürtülere indirger ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Camus’nün Akdeniz Düşüncesi ve Batı Rasyonalizmine Yönelik Eleştirisi

Akdeniz Düşüncesinin Kökleri Camus’nün Akdeniz düşüncesi, onun doğup büyüdüğü Cezayir’in Akdeniz kıyılarındaki yaşam deneyimlerinden beslenir. Akdeniz, Camus için yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir duyarlılık ve bir düşünce tarzıdır. Bu düşünce, Antik Yunan’dan başlayarak Akdeniz havzasında şekillenen bir insan merkezli yaklaşımı yansıtır. Camus, Akdeniz’in güneşli, sıcak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Efendi ve Köle Ahlakı ile Antik Yunan Aretésinin Değer Dönüşümleri

Antik Yunan’da Areténin Anlamı ve Kökleri Antik Yunan kültüründe areté, bireyin kendi potansiyelini en yüksek düzeyde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Homeros destanlarında, areté genellikle kahramanların fiziksel ve zihinsel yetkinlikleriyle ilişkilendirilir; cesaret, güç, bilgelik ve topluma katkı gibi özellikler ön plandadır. Bu kavram, bireyin yalnızca kendi mükemmeliyetine ulaşmasını değil, aynı zamanda polis

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche’nin Wagner ve “Parsifal” Eleştirisi: Estetik ve Felsefi Ayrışma

Nietzsche ve Wagner: Birlikteliğin Başlangıcı Friedrich Nietzsche ve Richard Wagner arasındaki ilişki, 1860’ların sonlarında Nietzsche’nin henüz genç bir filolog olduğu dönemde başladı. Wagner’in müziği, Nietzsche’yi ilk etapta büyülemiş ve onun “Tragedyanın Doğuşu” (1872) adlı eserinde Wagner’in sanatını, antik Yunan tragedyalarının yeniden doğuşu olarak yüceltmesine yol açmıştır. Wagner’in operaları, Nietzsche için

OKUMAK İÇİN TIKLA

Foucault’nun Söylem Kavramı ve Dilin İktidar İlişkilerindeki Rolü

Söylemin Tanımı ve İşlevi Foucault, söylemi yalnızca kelimeler ya da cümlelerden oluşan bir dil sistemi olarak tanımlamaz; söylem, belirli bir bağlamda anlam üreten, kurallar ve normlarla şekillenen bir pratikler bütünüdür. Ona göre söylem, ne söylendiği kadar kimin, nerede, ne zaman ve nasıl söylediğiyle de ilgilidir. Örneğin, bir doktorun tıbbi bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kötülüğün Mitolojik Kökenlerinden Özgürlüğün Zorunlu Kurtuluşuna

Kant’ın Kötülüğün Kökü Tezinin Temel Unsurları Immanuel Kant’ın ahlak felsefesinde kötülüğün kökü, insanın özgür iradesinin ahlaki yasa karşısında tersine çevrilmesi olarak tanımlanır. Bu tez, Religion Within the Boundaries of Mere Reason adlı eserde ayrıntılı biçimde işlenir ve kötülüğün bireysel bir eğilim olarak doğuştan geldiğini varsayar. Kant’a göre, insan aklı ahlaki

OKUMAK İÇİN TIKLA

Leibniz’in En İyi Dünya Argümanının Modern Teodise Tartışmalarındaki Rolü

Argümanın Temel İlkeleri Leibniz’in “en iyi dünya” argümanı, Tanrı’nın akılcı ve iyi bir varlık olarak evreni yaratırken mümkün olan tüm dünyaları değerlendirdiğini ve en fazla iyiliği, uyumu ve düzeni sağlayacak olanı seçtiğini öne sürer. Bu görüş, Tanrı’nın sıfatlarıyla uyumlu bir evren tasavvurunu savunur: Her şeye gücü yeten bir Tanrı, en

OKUMAK İÇİN TIKLA

Evrendeki Zamanın Doğası ve “Şimdi”nin Evrensel Tanımı

Zamanın Göreliliği ve Uzay-Zaman Yapısı Einstein’ın özel ve genel görelilik teorileri, zamanın mutlak bir kavram olmadığını ortaya koymuştur. Özel görelilik, zamanın gözlemcinin hızına bağlı olarak değiştiğini, yani bir gözlemci için “şimdi” olan bir olayın başka bir gözlemci için farklı bir zaman diliminde yer alabileceğini gösterir. Örneğin, ışık hızına yakın hızlarda

OKUMAK İÇİN TIKLA

Mitopoetik Düşünce ve Sembolik Formlarla Arketip Bağlantısı

Mitopoetik Düşüncenin Kapsamı ve Özellikleri Mitopoetik düşünce, insan topluluklarının anlam yaratma süreçlerinde temel bir rol oynar. Bu düşünce biçimi, mitlerin ve hikâyelerin aracılığıyla evreni, doğayı ve insan varoluşunu açıklama çabasıdır. Mantıksal ya da analitik bir yaklaşımdan ziyade, imgeler, semboller ve anlatılar üzerinden dünyayı kavrama eğilimi gösterir. İnsan toplulukları, özellikle erken

OKUMAK İÇİN TIKLA

Wittgenstein, Susma Felsefesi: Susmanın Felsefesi Var mıdır ve Mistisizmle Nasıl Kesişir?

Susmanın Anlam Arayışı İçindeki Yeri Susma, insan düşüncesinin sınırlarını sorgulayan bir kavram olarak felsefede önemli bir yer tutar. Wittgenstein’ın “hakkında konuşulamayan hakkında susmalı” ifadesi, dilin sınırlarını ve insanın anlam arayışını ele alan bir dönüm noktasıdır. Bu ifade, dilin yalnızca belirli olguları ifade edebileceğini, ötesindeki alanların ise sessizlikle karşılanması gerektiğini öne

OKUMAK İÇİN TIKLA

SCHOPENHAUER: Düşünmek Üzerine

Bir kütüphane çok geniş olabilir; fakat eğer düzensiz ise küçük ama derli toplu bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir. Benzer şekilde, bir insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgiyi gerektiği gibi işlememişse, tam olarak üzerinde düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi

OKUMAK İÇİN TIKLA

SCHOPENHAUER: Yazarlık ve Üslup Üzerine

Her şeyden evvel iki tür yazar vardır: Sırf ele aldığı konu için yazanlar ve sadece yazmak için yazanlar. Birinci tür, kendisine insanlarla paylaşılmaya değer görünen düşüncelere yahut tecrübelere sahiptir, ikinci türdekiler ise paraya ihtiyaç duyar ve dolayısıyla esasen para için yazarlar. Onlar yazmak için düşünürler ve düşüncelerini eğip bükerek uzattıkça

OKUMAK İÇİN TIKLA

İnsan Mutluluğunun İki Temel Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı – SCHOPENHAUER

En genel gözlem, bize insan mutluluğunun iki temel düşman ının ıstırap ve can sıkıntısı olduğunu gösterir. Daha ileri gidip, birinden yakamızı sıyıracak kadar talihli olma ayrıcalığımızın düzeyinin bizi diğerine yaklaştırdığını söyleyebiliriz. Aslına bakılırsa hayatın bize sunduğu, bu ikisi arasında, az veya çok şiddetli bir salınımdır. Bunun sebebi, bu iki kutuptan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Deleuze’ün Zaman-İmge Kavramı ve Tarihsel Temsildeki Dönüşüm Dinamikleri

Zaman-İmgenin Kökenleri ve Deleuze’ün Yaklaşımı Gilles Deleuze’ün “zaman-imge” kavramı, sinema ve görsel kültür bağlamında zamanın temsiline dair yenilikçi bir bakış açısı sunar. Deleuze, Sinema 1: Hareket-İmge ve Sinema 2: Zaman-İmge adlı eserlerinde, zamanın sinematik anlatıda nasıl ele alındığını ve görsel kültürde tarihsel temsillerin nasıl yeniden şekillendiğini inceler. Zaman-imge, klasik sinemadaki

OKUMAK İÇİN TIKLA