Kategori: Felsefe

Montaigne’nin Denemeler adlı eserine göre gerçek bilgelik, bilgiyi biriktirmekten mi, yoksa onu sorgulamaktan mı geçer?

Michel de Montaigne’nin Denemeler (Essais) adlı eseri, insan varoluşunun karmaşıklığını ve bilginin doğasını sorgulayan bir felsefi başyapıttır. Montaigne, bilgelik kavramını ele alırken, geleneksel pedagojik yaklaşımların bilgiyi biriktirmeye odaklanan dogmatik yapısını eleştirir ve gerçek bilgeliğin, bilginin sorgulanması ve eleştirel bir zihinsel duruşla yoğrulmasında yattığını savunur. Montaigne’nin Bilgi ve Bilgelik Anlayışı Montaigne, Rönesans dönemi hümanizminin etkisiyle, insanın

okumak için tıklayınız

Quels pourraient être les points sur lesquels la représentation de Socrate par Platon diffère de celle du Socrate historique, et pourquoi ces différences sont-elles importantes ?

Importance : Cette différence montre que Platon utilise Socrate comme véhicule pour exprimer son propre système philosophique (par exemple, la théorie des idées). Platon a utilisé Socrate comme porte-parole pour développer ses propres vues métaphysiques et politiques. Ceci est essentiel pour comprendre comment la philosophie de Platon s’écarte des enseignements du Socrate historique et transforme

okumak için tıklayınız

Platon’un Sokrates portresinin, tarihsel Sokrates’ten ayrıldığı noktalar neler olabilir ve bu farklılıklar neden önemlidir?

1. Platon’un Sokrates’inin Felsefi Derinliği ve Sistematikliği 2. Sokrates’in Diyaloglardaki Rolü: Tarihsel Figür mü, Platon’un Kurgusu mu? 3. Metafizik ve Epistemolojik Görüşler 4. Sokrates’in Retorik ve Dramatik Sunumu 5. Siyasi ve Sosyal Duruş 6. Sokrates’in Ölüm ve Mahkeme Sürecindeki Portresi

okumak için tıklayınız

Oblomov’un eylemsizliği, bilinçaltında ölüm korkusundan (Heidegger’in “varlık” sorunu) kaynaklanıyor olabilir mi?

Oblomov’un eylemsizliğini Heidegger’in varlık anlayışı, özellikle ölüm bilinci ve kaygı (Angst) kavramlarıyla birlikte düşünmek, onun pasifliğinin yüzeysel bir tembellikten değil, daha köklü bir ontolojik sarsıntıdan kaynaklandığını düşündürebilir. Oblomov’un pasifliği, belki de gündelik varoluşun sıradanlığına değil, varlığın çıplaklığına ve ölümün kaçınılmazlığına dair sezgisel bir karşılaşmayaverilen örtük bir tepki olabilir. Bu yaklaşımı şimdi adım adım, Heideggerci felsefeyle örerek inceleyelim. ⸻ I. Heidegger’de Varlık ve Ölüm:

okumak için tıklayınız

Oblomov’un pasifliğini Taoist ve Budist düşünce açısından nasıl yorumlarız?

Oblomov’un pasifliğini Taoist ve Budist düşünce sistemleri çerçevesinde inceleyelim. Bu geleneklerde “pasiflik” ya da “dünyadan çekiliş”, Batı felsefelerinden farklı olarak çoğu zaman yüksek bir bilgelik biçimi, hatta varoluşsal uyumun ideal hâli olarak görülür. Fakat Oblomov’un pasifliği bu mistik geleneklerle ne ölçüde uyuşur? ⸻ I. Taoizm ve Oblomov: Wu Wei mi, Tembellik mi? Taoizm, özellikle Laozi’nin Dao De Jing adlı eserinde somutlaşan

okumak için tıklayınız

Epikürcü veya Stoacı felsefe açısından Oblomov’un yaşam tarzı “bilgece” sayılabilir mi?

Oblomov’un edilginliği, gündelik hayattan ve toplumsal beklentilerden kaçışı; yüzeysel olarak bakıldığında, Epikürcü ya da Stoacı bilgenin “içsel dinginlik” arayışıyla benzerlikler taşıyor gibi görünebilir. Ancak bu benzerlik, derin bir felsefi çözümlemeye tabi tutulduğunda yerini önemli ayrımlara bırakır. Epikürcülük ve Stoacılık, her ne kadar dışsal dünyadan belirli bir çekilme önerse de, bu çekiliş bilinçli, etkin ve rasyonel

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin ebedi dönüş ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi kavramları çerçevesinde Oblomov’un pasifliğini nedir?

1. Ebedi Dönüş ve Oblomov’un Zamansızlığı Nietzsche’nin en sarsıcı ve en zorlayıcı kavramlarından biri olan ebedi dönüş, yalnızca kozmolojik değil, aynı zamanda etik bir sınavdır. Varsayım şudur: Yaşamın her anı, her seçim, her acı ve her sevinç sonsuza dek aynı biçimde, tekrar tekrar yaşanacak olsaydı, sen buna “evet” diyebilir miydin? Bu soru, insanın yaşamına verdiği değeri ölçmenin radikal

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin “insanın kendi kaderini seçme” fikriyle Oblomov’un kaçışı çelişir mi?

Oblomov’un hayata karşı geliştirdiği pasif ve edilgin tavır, ilk bakışta Nietzsche’nin “kendi kaderini seçen insan” anlayışıyla açık bir çelişki içindeymiş gibi görünür. Gerçekten de, Nietzsche’nin irade, güç, eylem ve kendini aşma felsefesi; Oblomov’un ataleti, eylemsizliği ve dünyadan geri çekilişiyle derin bir gerilim içindedir. Ancak bu çelişki, sadece yüzeyde kalındığında belirgindir. Derinlemesine felsefi bir çözümleme yapıldığında,

okumak için tıklayınız

‘Hak ettiği gibi yönetilmek’; kaçınılmaz mı, trajik bir döngü mü?

“Hak Ettiği Gibi Yönetilmek” Argümanının İncelenmesi Bu argüman, genellikle siyasi otorite, toplumsal düzen ve bireyin sorumluluğu arasındaki ilişkiyi tartışan bir önermedir. Temel fikir şudur: Bir toplum, ahlaki ve entelektüel nitelikleriyle nasılsa, ona uygun bir yönetim biçimiyle yönetilir. Yani, eğer bir halk adaletsiz, cahil veya ahlaksızsa, sonuç olarak kötü bir yönetimle karşılaşması kaçınılmazdır. Bu düşünce, Platon’dan

okumak için tıklayınız

Bertolt Brecht’in Galileo oyununda, Galileo’nun kilise otoritesine karşı bilimsel hakikati savunan diyalogları, demokratik tepkinin entelektüel bir biçimini nasıl sunar?

Bertolt Brecht’in Galileo’nun Yaşamı (Leben des Galilei) oyununda, Galileo’nun kilise otoritesine karşı bilimsel hakikati savunan diyaloglarının, demokratik tepkinin entelektüel bir biçimini nasıl sunduğunu daha da derinleştirmek için, bu tepkinin felsefi katmanlarını, Brecht’in tiyatro estetiğini ve Galileo’nun çelişkili karakterini daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağım. Ayrıca, oyunun tarihsel bağlamını, demokratik tepkiyi işleyişindeki çok boyutluluğunu ve felsefi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, ‘İğrenç Bir Olay’ adlı öyküsünde insanlar, kendi niyetlerini ve eylemlerini ne kadar gerçekçi bir şekilde değerlendirebilir? Pralinski’nin kendini aldatması, insan doğasının bir parçası mıdır?

Dostoyevski’nin İğrenç Bir Olay adlı öyküsü, insanların kendi niyetlerini ve eylemlerini ne kadar gerçekçi değerlendirebildikleri sorusunu merkezine alır. Öykünün ana karakteri General Pralinski, kendini erdemli ve aydın bir yönetici olarak görmesine rağmen, gerçekte kibirli ve kendini kandıran bir insandır. Dostoyevski, Pralinski’nin bu öz algısı ile gerçekliği arasındaki çelişkiyi derinlemesine ele alarak, insanların kendi niyetlerini nasıl çarpıtıp romantize

okumak için tıklayınız

Birbirinin İyiliğini İstemek ve Birbirine Kötülük Etmek – Maxim Rovere

Birbirinin İyiliğini İstemek ve Birbirine Kötülük EtmekTartışmanın FelsefesiMaxim Rovere “Ne kadar çok seversek, o kadar çok incitiriz.” Maxime Rovere Birbirinin İyiliğini İstemek ve Birbirine Kötülük Etmek: Tartışmanın Felsefesi’nde insan ilişkilerini sarsan çatışmaların doğasını didik didik ediyor; tartışmanın tuzaklarını bertaraf ederken bir yandan da karşı koyulmaz çekiciliğine kucak açıyor. İlişkilerin sahnesine felsefeyi yerleştiren bu kitap, keskin

okumak için tıklayınız

Zupancic, “Biliyorum, ama yine de…” adlı eserinde, günümüzde kimi sarsıcı, sıra dışı olayları bilmezden gelme itkimizle nasıl sıradanlaştırdığımızı, zamanla her türlü olguyu nasıl kanıksadığımızı anlatıyor.

Daha önce Neden Psikanaliz (2011), Komedi: Sonsuzun Fiziği (2011), Cinsellik Nedir? (2018) gibi kitapları Türkçeye çevrilen Zupancic, bu eserinde, günümüzde kimi sarsıcı, sıra dışı olayları bilmezden gelme itkimizle nasıl sıradanlaştırdığımızı, zamanla her türlü olguyu nasıl kanıksadığımızı anlatıyor. Zupancic aynı zamanda komplo teorilerindeki fahiş artışın bilmezden gelme ve kanıksama kültürüne yaptığı etkilere de değiniyor. Bugün her

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre’a göre entelektüel kime denir? Nasıl anlarız?

Jean-Paul Sartre’a göre entelektüel, toplumsal ve politik meseleleri eleştirel bir şekilde sorgulayan, toplumun değerlerini, kurumlarını ve ideolojilerini analiz eden kişidir. Sartre, entelektüeli sadece bilgi birikimine sahip olmakla değil, aynı zamanda bu bilgiyi toplumun yararına kullanmakla tanımlar. Sartre’a göre entelektüelin temel özellikleri şunlardır: 1. Eleştirel Düşünce:Entelektüel, toplumu ve kendini sorgulayan, mevcut düzenin yanlışlarını görebilen ve bunları

okumak için tıklayınız

Pierre Hadot: Kişi, içinde isyan duygusunun homurdandığını hissederken, iç dinginliğini nasıl koruyabilir? Bununla birlikte, iç dinginlik olmadan hiçbir eylemin etkili olamayacağını düşünüyorum.

Pierre Hadot, Yaşam İçin Felsefe kitabında, felsefenin ne olduğuna ilişkin kendisinde bulduğu ilk yanıtın çocukluk dönemine, yıldızlı gökyüzünün ona yaşattığı söze gelmez bir deneyime rast geldiğinden, bu deneyimi de Romain Rolland’ın “okyanus hissi” olarak tarif ettiğinden bahsediyor: “(…) dünyanın ya da her şeyin ve benim bu dünyadaki varlığımın duygusunun yol açtığı, aynı zamanda hem dehşet

okumak için tıklayınız

Epiktetos’a göre, gerçekten özgürlük istiyor muyuz?

Epiktetos’a göre, insanlar genellikle gerçek özgürlük istemezler, çünkü özgürlük sorumluluk ve içsel bir disiplin gerektirir. Çoğu insan, özgürlük yerine, daha kolay bir yol olan arzularının peşinden gitmeyi ya da dışsal şeylere bağımlı olmayı tercih eder. Epiktetos’un bakış açısına göre, gerçek özgürlük arayışı çoğu kişi için rahatsız edici olabilir, çünkü bu arayış, kişinin kendisiyle yüzleşmesini ve kontrol edemediği şeylere bağlanmaktan

okumak için tıklayınız

Epiktetos’a göre, gerçek özgürlük nedir?

Epiktetos’a göre, gerçek özgürlük, insanın yalnızca kendi kontrolü altında olan şeylere odaklanması ve dışsal koşullardan bağımsız bir yaşam sürmesidir. Bu özgürlük, kişinin düşüncelerine, inançlarına, arzularına ve tepkilerine hakim olmasıyla mümkündür. Gerçek Özgürlüğün Temel İlkeleri: 1. Kontrol Edilebilir ve Edilemez Şeylerin Ayrımı: Epiktetos, insanların özgür olabilmesi için, hayatlarında kontrol edebilecekleri ve edemeyecekleri şeyleri net bir şekilde

okumak için tıklayınız

Sokrates’in yaşama bakışını Nietzsche neden eleştiriyor, ne öneriyor?

Nietzsche, Sokrates’in yaşama bakışını birkaç temel noktada eleştirir: Nietzsche’nin önerileri: Nietzsche’nin eleştirileri ve önerileri, yaşamın kompleksitesine ve bireyin bu kompleksitede kendi değerlerini yaratma kapasitesine odaklanır, Sokrates’in daha sistematik ve bilgi merkezli yaklaşımına karşı bir alternatif sunar.

okumak için tıklayınız

Zupančič’in bu kısa metni bir tür manifesto gibidir. Okurunu sadece dünya üzerine düşünmeye değil, aynı zamanda ona müdahale etmeye de davet eder.

Kaldı ki insanlar ne istediklerini bilmezler; oudis econ amartani, yani: İnsanların ahmaklığı, kötülüklerini bile aşar. Sokrates’i öldürmüşlerdir ama Sokrates onları tanımlayacak vakti bulmuştur. Kendisini suçlayanlardan intikamını ölümünü miras bırakarak alır.[1] Ama yine de, her şeye rağmen, biz“Bence bu yılın kitabı” diye başlayan bir cümlenin devamının başkaları nazarında pek kıymeti harbiyesi olmadığını gayet iyi biliyorum, ama

okumak için tıklayınız

“Biliyorum Ama Yine de” başlıklı kitap, “bilmezden gelme” kavramı üzerinden, modern toplumun çelişkilerini ve bu çelişkilerin bireysel ve kolektif düzeydeki etkilerini inceliyor

Kimileri tarafından “bilgi çağı” olarak adlandırılan içinde yaşadığımız dönem, bizi paradoksal olarak yeni bir kavramla karşı karşıya bıraktı: Komplo teorileri. Bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir çağda, yanlış bilgi ve spekülasyonlar da hızla yayılıyor. Dolaşımda olan bilginin fazlalığı kadar, bu bilginin doğruluğunun sorgulanmaması da komplo teorilerinin artmasına neden oluyor. 28 Ekim 2017’de internette Trump ile

okumak için tıklayınız