Kategori: Felsefe

Blumenberg’in Kaynaklar, Nehirler, Buzdağları adlı eseri, metaforlar üzerinden insan düşüncesinin derinliklerine inen kapsamlı bir çalışma. Blumenberg, bu kitabında metaforların düşünce tarihindeki rolünü ve insanın dünyayı anlamlandırma çabasındaki önemini vurguluyor.

Hans Blumenberg’in Kaynaklar, Nehirler, Buzdağları adlı kitabı Murat Kaymaz’ın çevirisiyle Ketebe Yayınları tarafından yayımlandı. Hans Blumenberg, 20. yüzyılın en önemli Alman düşünürlerinden. Modernlik, metaforlar ve mitler üzerine yaptığı derinlikli çalışmalarıyla bilinse de özellikle insanın anlam arayışı, mitlerin ve metaforların düşünce dünyasındaki rolü üzerine yoğunlaşmıştır. Blumenberg, modernliğin dinî düşünceye bir alternatif olarak değil, onun bir uzantısı

okumak için tıklayınız

Bauman, Iskarta Hayatlar adlı yapıtında yüzyılımızı yakından ilgilendiren ve derinden etkileyen sosyal problemler arasında yer değiştiren büyük insan kitlelerini, modernleşme ve küreselleşme temelinde ele alıyor.

Bauman modernitenin küresel gerçekliğini rasyonel tahlil edebilen sosyal teorisyenler arasında önemli bir yere sahiptir. Çağdaşlarının ilgiyle takip ettiği Bauman hegemonyacı sosyoloji paradigmasının aksine, özgürleştirici sosyolojik düşünme yönteminin geniş bir okur kitlesine yayılmasında da etkili olmuştur. Pek çok yapıtında insanlık ailesini ilgilendiren meselelere ilişkin bir okuma alanı açan Bauman, Iskarta Hayatlar’da ise kendine özgü sosyolojik deneyimiyle

okumak için tıklayınız

Mortimer J. Adler’in “Herkes İçin Aristoteles: Felsefe Artık Çok Kolay” adlı kitabı, Aristoteles’in çağımızı etkilemeye devam eden zengin düşünsel mirasını ve karmaşık fikirlerini anlamak ve bu konuda derinleşmek isteyenler için önemli bir kılavuz niteliği taşıyor.

Amerikalı düşünür, eğitimci ve yazar Mortimer J. Adler’in Herkes İçin Aristoteles: Felsefe Artık Çok Kolay (çev. Özlem Kırtay) adlı kitabı Timaş Yayınları tarafından yayımlandı. Adler’in felsefeyi herkes için anlaşılır hale getirme çabalarının önemli bir ürünü olan bu eser, büyük düşünür Aristoteles’in çağımızı etkilemeye devam eden zengin düşünsel mirasını ve karmaşık fikirlerini anlamak ve bu konuda

okumak için tıklayınız

Polonya’nın ünlü düşünürlerinden Leszek Kolakowski’nin kaleminden çıkan felsefi masallar kitabı Lailonia Krallığı’ndan Büyüklere ve Küçüklere 13 Masal

Ne demiş şair; “Bir insan ömrünü neye vermeli Harcanıp gidiyor ömür dediğin“ Polonya’nın ünlü düşünürlerinden Leszek Kolakowski’nin kaleminden çıkan felsefi masallar kitabı Lailonia Krallığı’ndan Büyüklere ve Küçüklere 13 Masal kitabının girişinde bu uğurda yaşamlarını kurgu ülkesi olan Lailonia’yı bulmak için harcayan iki kardeşin ömürlerine şahitlik yapıyoruz. Bu ülkeyi nasıl duyduklarına dair bilgi yok elimizde. Ama

okumak için tıklayınız

Biyolojiden felsefeye modern dünyada mutluluk

İnsanın mutluluk arayışı, evvela varoluşsal bir ihtiyacın sonucu. Jean-Paul Sartre ve Albert Camus gibi varoluşçu filozoflara göre, insan, anlamdan yoksun bir dünyada doğar ve yaşamına bir anlam katma çabası içindedir. Mutluluk, insanın bu anlamsızlıkla yüzleştiği bir dünyada kendine tatmin edici bir neden bulma çabası olarak görülebilir. Camus’nün Sisifos Söyleni’nde olduğu gibi, insan yaşamın absürtlüğüne rağmen

okumak için tıklayınız

Aydınlanma çağı için felsefi keşif

Aydınlanma Çağı, 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’da gerçekleşen bir düşünce hareketiydi. Bu dönem, insanların düşünce ve bilimsel gelişimlerini hızlandıran ve geleneksel otoriteye karşı çıkan bir entelektüel rönesansı temsil etti. Aydınlanma Çağı, özellikle bilimsel devrimin ve felsefi akımların etkisiyle, insanların geleneksel dogmalardan sıyrılarak akıl ve mantıkla düşünme eğilimini artırdığı bir dönemin ismi oldu. İnsanlar din, bilim,

okumak için tıklayınız

KALINTILAR ÜSTÜNDE/ Nejdet Evren

Hiçbir şey tarihin mahzeninde sonsuza dek saklı kalamaz; er ya da geç her şey gün yüzüne çıkar. Olayları kayıt altına almak -ki bir zamanlar bunu yapanlara vakanüvis deniyordu; olayları yazıya geçiren tarihçiler olarak tanımlanabilir – bir birikim gerektirdiği gibi maddi bir zenginliği de içinde barındırır. Bu nedenle tarih yazmalarının büyük bölümünün zamanın egemenlerince yazıya geçirildiklerini

okumak için tıklayınız

Kant, Eleştirel Felsefe ve Tarihsellik

Kant’ın felsefe tarihinde özel bir yeri vardır. Alman filozof, 18. yüzyılın büyük kısmını kapsayan hayatında Aydınlanma düşüncesinin en kapsamlı ve en tutarlı sentezini gerçekleştiren düşünür oldu. Kant, köklü bir dönüşüm niteliği taşıyan felsefesini Kopernik’in astronomideki keşfine benzetmiş ve düşüncede bir “devrim” yaptığını ileri sürmüştü. Bu “devrim”in özünü temel eserinde şöyle anlatmıştır: Kopernik’e kadar “bilim”, tüm

okumak için tıklayınız

Tanrı’nın Bilgisinde Alternatif Yokmuş – Rüya Topçu

Bu makalede, Tanrı’nın her şeyi önceden bilmesi düşüncesinin, olayların değişmezliğini nasıl zorunlu kıldığını ve özgür irade kavramıyla nasıl bir çelişki oluşturduğunu ele alıyorum. Tanrı’nın mutlak bilgisi, tüm olayların belirli bir çizgide gerçekleşmesini zorunlu kılarken, bu durum insanın özgürce seçim yapabilme ihtimalini sınırlayabilir. Bu bağlamda, Tanrı’nın bilgisi ile bireyin özgür iradesi arasındaki felsefi gerilimi inceleyerek, kader

okumak için tıklayınız

Herakleitos’un şifre gibi iki düşüncesi var: İlki, varlık olmadığından her şey oluştur; ikincisi bunu izler, varlık, oluş olarak oluşun varlığıdır.

Varoluş ve Masumiyet Neyi anlatıyor “masumiyet”? Nietzsche, acınası suçlama hastalığımızı, kendimiz dışında sorumlular arama veya sorumluyu kendimiz olarak görme hastalığımızı ortaya koyarken, eleştirisini beş neden üzerine kurar. İlki şudur: “Her şeyin dışında bir şey yok”78. Ancak daha derin olan sonuncusu işte: “Her şey diye bir şey yok”; “Tümeli ufalamak gerek, bütüne saygıyı kaybetmek gerek”79. Masumiyet,

okumak için tıklayınız

Kant: “Kozmopolit Açıdan” Tarih ve Felsefe

Kant’ın eleştirel felsefesi genellikle tarih-yazıcılığına aykırı bir felsefe olarak değerlendirilmiş ve teolojiye karşı savaş açmış olan filozofun tarihçiliğe karşı da savaş halinde olduğu düşünülmüştür. Ne var ki kendisi de tarih incelemeleri yapmış bir filozof için bu iddialar pek de inandırıcı sayılamaz. Yine de Kant’ın toplum bilimlerini ve bu arada tarih-yazıcılığını doğa bilimleri modeline göre kurma

okumak için tıklayınız

Kant: Hüküm Verme, Ereksellik ve Tarihsellik

Kant, manevi planda “hüküm verme” (beğenme, zevk alma, yücelik duygusu vb.) yeteneğimizde (Urteilskraft) ampirik ve ahlaki alanları, yani zihin yapımızı bütünleştiren yeni bir alan aramıştır. Alman filozofun bu alanda aradığı kategori de ereksellik kategorisi idi. Kant, insan tarihini doğa tarihinin bir parçası olarak görüyordu. Hume’un etkisiyle “dogmatik uykusu”ndan uyanana kadar, evrenin geçmişini bir doğal tarih

okumak için tıklayınız

Kant: Pratik Akıl, Ahlak ve Özgürlük Alanı

Teorik akıl, görünen nesneler (“Erscheinung”, “Phänomen”) dünyasıyla ilgiliydi ve aklın “Neyi bilebiliriz?” sorusuna yanıt arayan işlevini inceliyordu. Pratik akıl ise ahlak dünyasına eğilmekte, davranışlarımızın ve güncel hayatta aldığımız kararların dayanması gereken ilkeleri bulmaya çalışmaktadır. Söz konusu olan, mevcut ahlaki değerleri saptamak ve ampirik bir yaklaşım ile bunların çağlara, kültürlere göre değişip değişmediğini araştırmak değildi. Kant

okumak için tıklayınız

Kant’ın Felsefi Metodolojisinin Özgünlüğü: Eleştiri, Sınırlar ve Kısır Döngü – Rüya Topçu

Immanuel Kant, modern felsefenin en etkili düşünürlerinden biri olarak, felsefi metodolojisinde radikal bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Kant’ın eleştirel felsefesi, önce aklın sınırlarını belirleyip, ardından bu sınırlar içinde insan için neyin mümkün olduğunu sorgulayan bir yaklaşımı temel alır. Kant’ın geliştirdiği bu yöntem, dogmatik metafizik geleneğine bir tepki niteliği taşır ve felsefi düşünceye yeni bir derinlik kazandırmıştır. Ancak,

okumak için tıklayınız

Kadın Cinayetleri: Devletin Sorumluluğu ve Sosyal Düzenin Krizi – Rüya Topçu

Toplum sözleşmesi teorileri ve siyaset felsefesi ışığında değerlendirildiğinde, devletin varoluşsal amacı bireylerin güvenliğini sağlamak, haklarını korumak ve adaleti tesis etmektir. Ancak kadın cinayetlerinin sürekli olarak artış göstermesi, özellikle devletin bu temel işlevinde ciddi bir başarısızlık yaşadığını gözler önüne sermektedir. Kadın cinayetleri, yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilemeyecek kadar yapısal bir sorunun yansımasıdır. Bu cinayetlerin artışı, devletin

okumak için tıklayınız

İnsanın Ölümle Yüzleşmesi ve Anlam Arayışı: Gılgamış Destanı Üzerine Felsefi Bir İnceleme – Rüya Topçu

Gılgamış’ın Yolculuğu: Güç Arayışından Ölümlülüğe Gılgamış Destanı, insan varoluşunun en temel meselelerinden biri olan ölüm ve ölümlülük üzerine derin bir felsefi tartışma sunar. Destanın ana kahramanı Gılgamış, yarı tanrı olmasına rağmen insani zaaflara sahip, kibirli ve otoriter bir hükümdardır. Gılgamış’ın başlangıçtaki bu karakteri, bireyin kendi ölümlülüğünün farkında olmadığı, dünyevi hırslar ve güç arayışıyla sınırlı bir

okumak için tıklayınız

Modernitenin Reddi (Don Kişot) – Rüya Topçu

Cervantes’in Don Kişot eseri, erdemin yitirildiği bir dünyada kahramanlığın sembolü olan Don Kişot’u anlatır. Gerçeklik, onun için kendi zihninin ürünü, rüzgar değirmenleri ise fantastik devlerdir. Bu eser, bir reddediş ve illüzyon romanıdır. Cervantes, erdemin bir yanılsama haline geldiğini, artık yalnızca Don Kişot’un hayal dünyasında var olduğunu gösterir. Don Kişot, modern dünyanın ve onun rasyonalitesinin reddidir;

okumak için tıklayınız

Özgürlüğün Sanrısı: Dijital Çağda Gönüllü Kölelik ve Teolojinin İzleri – Rüya Topçu

Günümüzde, özellikle Batı uygarlığının büyük bir kesiminde özgür olunduğu düşünülse de, aslında özgürlüğün kendisinden çok bir sanrısının gündemde olduğunu savunuyorum. Bu yeni bir düşünce değil. Spinoza’dan Schopenhauer’a, La Boétie’den Feuerbach ve Marx’a kadar pek çok düşünür bu yanılsamayı tartışmıştır. Nihayetinde Orwell, çağımızın temel trajedisini, yani “özgür köleleri” – bizleri – gözler önüne sermiştir. La Boétie’nin

okumak için tıklayınız

Irk Kavramını Kim İcat Etti? Felsefi Düşüncede Irk ve Irkçılık – Robert Bernasconi

Irksal olarak kutuplaşmış bir ortamda, hiçbir insan, hatta dışardan gelmiş biri olsa bile, toplumun kıyısında bir yerde duramaz. Daha başlangıçta, kişinin gelip ortada görünmesi bile o toplumdaki yerini belirler – belki de fazlasıyla belirler. Albert Memmi’nin 1950’lerde Sömürgeleştiren ve Sömürgeleştirilen adlı eserinde üstünde durduğu bir noktayı yeniden ifade edersek, sömürgeci ilişkilerin hüküm sürdüğü bir ortama

okumak için tıklayınız

Tiranlara Karşı Özgürlüğün Savunulması

Tiranlara Karşı Özgürlüğün Savunulması (Vindiciae Contra Tyrannos) adlı ünlü risale 1579 yılında, Basel’de yayınlandı. Fransız otoritelerini şaşırtmak için ilk sayfada basım yeri Edinburgh ve yazarı “Stephanus Junius Brutus, bir Kelt” olarak gösterildi. Yazarın gerçek adı bugün bile bir tartışma konusudur. Bazı âlimler bu risalenin yazarının erişkin yaşamının büyük bölümünü Almanya’da ve Güney ülkelerinde gönüllü bir

okumak için tıklayınız