Kategori: Jean – Paul Sartre

BAŞKASINA YÖNELİK İKİNCİ TAVIR: İLGİSİZLİK, ARZU, NEFRET, SADİZM – Jean-Paul Sartre

Başkası karşısındaki birinci tavrın başarısızlığı benim için ikinci tavrı benimseme vesilesi olabilir. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, bunların ikisi de gerçek anlamda birinci değildir: her biri durum olarak kökensel başkası-için-varlığa temel bir tepkidir. Şu halde başkası için nesneliğim aracılığıyla başkasının bilincini kendime tabi kılmanın bizatihi imkânsızlığı içinde kararlı bir biçimde başkasına

OKUMAK İÇİN TIKLA

BAŞKASINA YÖNELİK İLK TAVIR: AŞK, DİL, MAZOŞİZM – Jean-Paul Sartre

Benim için geçerli olan başkası için de geçerlidir. Ben kendimi başkasının etkisinden kurtarmaya çalışırken, başkası da benim etkimden kurtulmaya çalışır; ben başkasını köleleştirmeye uğraşırken, başkası de beni köleleştirmeye uğraşır. Burada söz konusu olan hiçbir biçimde bir kendinde-nesneyle tekyönlü ilişki değil, karşılıklı ve hareketli münasebetlerdir. Dolayısıyla bundan sonraki betimlemeler çatışma perspektifi içinde düşünülmek

OKUMAK İÇİN TIKLA

EYLEMİN İLK KOŞULU ÖZGÜRLÜKTÜR – Jean-Paul Sartre

Eylem [action] fikrinin bizatihi kendisinde içerilmiş olan yapıları önceden belirtikleştirmeye girişmeksizin determinizm ve özgür istenç üzerinde alabildiğine akıl yürütülebilmiş ve bu tezlerden biri ya da öteki lehinde örnekler verilebilmiş olması tuhaftır. Nitekim edim [acte] kavramına bağımlı olan çok sayıda nosyon vardır; bunları bir hiyerarşi içinde yerli yerine koyacağız: eylemek, dünyanın çehresini değiştirmektir, bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

KENDİNİ ALDATMA DAVRANIŞLARI – Jean-Paul Sartre

Kendimizi açmazdan kurtarmak istiyorsak, kendini aldatma davranışlarını daha yakından incelemek ve buradan bir betimlemeye ulaşmaya çalışmak uygun olur. Bu betimleme, kendini aldatmanın imkânının koşullarını daha açıklıkla saptamamıza, yani başta sormuş olduğumuz soruya cevap vermeye imkân vere-çektir: “insan varlığı ne şekilde olmalıdır ki kendini aldatabilsin?” Örneğin, ilk randevusundaki bir kadını alalım. Kendisiyle

OKUMAK İÇİN TIKLA

KENDİNİ ALDATMA VE YALAN – Jean-Paul Sartre

İnsan varlığı, olumsuz-birimlerin dünya üzerinde açığa çıkmalarına aracılık eden varlık değildir yalnızca; o aynı zamanda da kendine karşı olumsuz tavırlar alabilen varlıktır. Giriş bölümümüzde, bilinci, “kendi varlığı içinde varlığı kendisi için soru olan ve de kendinden başka bir varlığı gerektirdiği ölçüde soru olan varlık’’ biçiminde tanımlamıştık. Ama, sorgulayıcı davranışın aydınlatılmasından sonra şimdi artık biliyoruz

OKUMAK İÇİN TIKLA

HİÇLİĞİN KÖKENİ – Jean-Paul Sartre

Şimdi artık geriye doğru bir göz atmak ve katettiğimiz yolu ölçmek uygun olur. Önce varlık sorusunu ortaya attık. Sonra bu sorunun kendisine yönelip, bir insan davranışı tipi olarak onu sorguladık. O zaman da eğer olumsuzlama varolmasaydı, hiçbir sorunun, özellikle de varlık sorusunun sorulamayacağını kabul etmek zorunda kaldık. Ancak bu olumsuzlama da, daha yakından

OKUMAK İÇİN TIKLA

HİÇLİĞİN FENOMENOLOJİK KAVRANIŞI – Jean-Paul Sartre

Aslında varlık ve hiçlik arasındaki tamamlayıcılığı başka türlü düşünmek de mümkündür. Bunların her ikisinde de gerçeğin aynı ölçüde zorunlu iki bileşenini görmek mümkündür ve bunu Hegel gibi, varlığı hiçliğin içine “geçirmeden” ya da bizim yapmaya çalıştığımız gibi hiçliğin sonralığı üzerinde diretmeden de yapabiliriz: o zaman, tersine, varlık ve varlık-olmayanın birbirleri üzerinde uyguladıkları

OKUMAK İÇİN TIKLA

HİÇLİĞİN DİYALEKTİK KAVRANIŞI – Jean-Paul Sartre

Sorgulamanın bizi getirip birdenbire karşı karşıya bıraktığı bu hiçliğin anlamını[sens] ortaya koyma iddiasında bulunabilmemiz için henüz çok erken. Ama daha şimdiden kesinleştirebileceğimiz bazı şeyler var. Özellikle, varlığın, ona musallat olan varlık-olmayanla münasebetlerini saptamak fena olmaz. Nitekim, varlığın karşısındaki insan davranışları ile insanın Hiçlik karşısındaki davranışları arasında, gerçekten de belli bir paralellik

OKUMAK İÇİN TIKLA

Varlık Sorunsalının Antik Yunan’dan Sartre’a Uzanan Serüveni

Varlığın İlk Sorgulayıcıları Antik Yunan felsefesi, insan düşüncesinin en temel sorularından biri olan varlığın doğasını anlamaya yönelik ilk sistemli girişimleri temsil eder. Presokratik düşünürler, evrenin temel yapısını sorgularken, varlığın ne olduğu sorusunu fiziksel ve metafiziksel düzlemlerde ele aldılar. Thales, evrenin temel maddesinin su olduğunu öne sürerken, Anaksimandros “sınırsız” (apeiron) kavramıyla

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sartre’ın Özgürlük Anlayışının Bireysel Sorumluluk Üzerindeki Etkileri

Özgürlüğün Tanımı ve Bireysel Varoluş Jean-Paul Sartre’ın özgürlük anlayışı, varoluşçu düşüncenin temel taşlarından birini oluşturur. Sartre’a göre özgürlük, insanın kendi varlığını ve eylemlerini belirleme yetisidir. Bu yetkinlik, bireyin özünü önceden belirlenmiş bir doğa ya da dışsal bir otorite tarafından değil, kendi seçimleri ve eylemleriyle oluşturduğunu ifade eder. Sartre, “İnsan özgürlüğe

OKUMAK İÇİN TIKLA

Jean-Paul Sartre göre neden “İnsan özgürlüğe mahkûmdur” ?

Jean-Paul Sartre’ın “İnsan özgürlüğe mahkûmdur” tezi, onun varoluşçu felsefesinin temel taşlarından biridir. Burada “mahkûm” sözcüğüyle kastettiği, özgürlüğün insan için kaçınılmaz bir yazgı olmasıdır. İşte Sartre’ın bu radikal savının ardındaki nedenler: 1. Varoluş Özden Önce Gelir Sartre’a göre insan, önce “var olur”, sonra kendi özünü (kimliğini, değerlerini) seçimleriyle yaratır. Diğer nesnelerin

OKUMAK İÇİN TIKLA

According to Jean-Paul Sartre, why is “Man condemned to freedom”?

Jean-Paul Sartre’s thesis that “Man is condemned to freedom” is one of the cornerstones of his existentialist philosophy. What he means by “condemned” here is that freedom is an inevitable destiny for man. Here are the reasons behind Sartre’s radical assertion: According to Sartre, a human being first “exists” and

OKUMAK İÇİN TIKLA

Li gorî Jean-Paul Sartre, çima “Mirov mehkûmî azadiyê ye”?

Teza Jean-Paul Sartre ya ku dibêje “Mirov mehkûmî azadiyê ye” yek ji kevirên bingehîn ên felsefeya wî ya ekzîstansiyalîst e. Tiştê ku ew li vir bi “mehkûmkirin” mebesta wî ev e ku azadî ji bo mirov çarenûsek neçar e. Li vir sedemên li pişt vê îdiaya radîkal a Sartre hene:

OKUMAK İÇİN TIKLA

İnsan Doğasının İkiliği: Skinner’ın Davranışçılığı ile Sartre’ın Özgürlük Anlayışının Karşılaşması

Koşullanmanın Kısıtlayıcı Doğası Davranışçılık, insan doğasını çevresel uyarıların ve tepkilerin bir ürünü olarak görür. Skinner’ın yaklaşımı, bireyin davranışlarının ödüller ve cezalar yoluyla şekillendiğini savunur. Bu görüş, insan eylemlerini öngörülebilir bir makine gibi ele alır; her seçim, geçmiş koşullandırmaların bir yansımasıdır. İnsan, bu çerçevede, özgür iradesinden çok, çevrenin ona dayattığı tepkilerle

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dijital Varlık Çağında Heidegger’in Dasein’i ve Sartre’ın Kendilik Ayrımı

Varlığın Kökenine Bir Bakış Heidegger’in Dasein kavramı, insan varoluşunu dünyada-olma haliyle tanımlar; insan, yalnızca bir nesne değil, kendi varlığını sorgulayan, dünyaya atılmış bir varlıktır. Sartre’ın kendinde-şey (en-soi) ve kendi-için-şey (pour-soi) ayrımı ise bilincin özgürlüğüne ve nesnelliğin sabitliğine işaret eder. Dasein, varlığın anlamını ararken zamansal ve ilişkisel bir boyutta yer alır;

OKUMAK İÇİN TIKLA

Zebercet’in Yalnızlığı ve Varoluşsal Çıkmaz: Anayurt Oteli’nde Sartre’ın Bulantısıyla Kesişen Bir İnsanlık Halimde

Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli, Zebercet karakteri üzerinden insan varoluşunun en çıplak, en rahatsız edici sorularını ortaya serer. Zebercet’in yalnızlığı, yalnızca fiziksel bir tecrit değil, aynı zamanda varoluşsal bir bulantının, Sartre’ın Bulantı eserinde kristalleşen o derin anlamsızlık hissinin cisimleşmiş halidir. Otel, bu bağlamda, Zebercet’in zihninin bir yansıması olarak bireysel bir hapishane

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nesnelerin Ağırlığı ve Dilin Sınırları: Roquentin’in Bulantısı ile Merleau-Ponty’nin Algı Dünyası

Varoluşun Çıplak Karşılaşması Jean-Paul Sartre’ın Bulantı romanındaki Antoine Roquentin, nesnelerin saf varoluşuyla yüzleştiğinde, onların anlamsız, yoğun ve neredeyse tehditkâr bir ağırlığını hisseder. Bu bulantı, varlığın kendi başına bir anlam taşımadığını, insan bilincinin ona anlam yüklemeye çalıştığını fark ettiği bir kriz anıdır. Roquentin’in hissettiği bu ağırlık, yalnızca fiziksel nesnelerin değil, varoluşun

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kozmik Teraryum: Evrenin Deney Masasında Bir Dünya

Gezegenimizin, başka bir galaksideki süper zekânın tasarladığı bir “teraryum deneyi”nin parçası olup olmadığı sorusu, insanlığın varoluşsal merakının en derin kuyularından birine atılan bir taş gibidir. Bu fikir, bilimden felsefeye, mitolojiden yapay zekâya uzanan geniş bir anlam ağında yankılanır. Evrenin uçsuz bucaksız sahnesinde, Dünya bir deney kabı mıdır, yoksa kendi öyküsünü

OKUMAK İÇİN TIKLA

Teknolojik Tekillik ve İnsan Özgürlüğü Üzerine Bir İnceleme

İnsanın Kendi Yarattığı Tanrı: Tekillik Kavramı Vernor Vinge’in teknolojik tekillik fikri, insan zekâsını aşan bir süper zekânın ortaya çıkışıyla bilginin ve teknolojinin kontrol edilemez bir hızda ilerleyeceği bir eşik olarak tanımlanır. Bu kavram, insanlığın tarih boyunca kendi sınırlarını zorlama arzusunu yansıtır; ateşten tekerleğe, matbaadan internete uzanan bir serüvenin doruk noktasıdır.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Varoluşun Çatışmaları: Fanon, Sartre, Bukowski ve Şiddetin Üç Yüzü

Frantz Fanon, Jean-Paul Sartre ve Charles Bukowski’nin eserleri, insan varoluşunun sınırlarında gezinen farklı isyan biçimlerini ele alır. Her biri, bireyin ya da topluluğun özgürlük arayışını, kendi bağlamlarında ve yöntemleriyle sorgular. Sartre, kaygı (angoisse) üzerinden bireyin varoluşsal boşluğunu ve özgürlüğün ağırlığını merkeze alırken; Fanon, sömürgecilik karşıtı mücadelede şiddeti bir kurtuluş aracı

OKUMAK İÇİN TIKLA