Kategori: Politik Psikoloji

Göçmen Kimliklerinde Masalların Terapötik Gücü: Keloğlan Örneği

Göçmenlerin kendi kültürlerinden masalları terapide kullanmaları, aidiyet duygusunu yeniden inşa etme ve bireysel kimliği güçlendirme sürecinde derin bir etkiye sahiptir. Özellikle Türk göçmenler için “Keloğlan” masalı, hem bireysel hem de kolektif bilincin yeniden canlandırılmasında güçlü bir araç olarak öne çıkar. Bu metin, masalların terapötik değerini, Keloğlan örneği üzerinden, farklı disiplinler ışığında inceliyor ve göçmen deneyiminin

okumak için tıklayınız

Kırmızı Harfin Damgası: Hester Prynne’in “A”sı ve Foucault’nun Stigmatizasyonu

Nathaniel Hawthorne’un Kızıl Damga romanında Hester Prynne’in göğsüne işlenen kırmızı “A” harfi, yalnızca bir utanç simgesi değil, aynı zamanda toplumsal kontrol, bireysel kimlik ve güç dinamiklerinin karmaşık bir yansımasıdır. Michel Foucault’nun “damgalama” (stigmatization) kavramı, bireyin toplum tarafından işaretlenmesi, kategorize edilmesi ve disipline edilmesi sürecini ifade eder. Hester’ın “A” harfi, bu kavramı somutlaştırarak bireyin ötekileştirilmesi, toplumsal

okumak için tıklayınız

Hitit Güneş Kurslarının İktidar Estetiği ve Görünürlük Stratejisi

Hitit güneş kursları, bronz çağının Anadolu’sunda, Hatti ve Hitit uygarlıklarının elinde, yalnızca birer nesne olmaktan öteye geçen, derin anlamlar yüklü yapıtlar olarak ortaya çıkar. Çoğunlukla tunçtan dökülmüş, dairesel formlarıyla güneşi çağrıştıran bu eserler, dini törenlerde ahşap asaların ucunda taşınmış, kral mezarlarında gömü objesi olmuş ve belki de yıldızların konumlarını ölçen bir araç olarak kullanılmıştır. Ancak

okumak için tıklayınız

Damızlık Kızın Öyküsü: Toplumsal Travmaları Grup Terapilerinde Ele Alma Aracı

Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü, insanlığın otoriter rejimlerin gölgesinde şekillenen toplumsal ve bireysel yaralarını anlamak için güçlü bir anlatı sunar. Bu eser, grup terapilerinde bireylerin ve toplulukların bastırılmış duygularını, korkularını ve dirençlerini yüzeye çıkarmak için bir ayna olarak kullanılabilir. Eserin, bireylerin kimlik, özgürlük, baskı ve aidiyet gibi temalar etrafında kendi deneyimlerini sorgulamalarına olanak tanıyan çok

okumak için tıklayınız

“Yasa Susarsa Felaket Konuşur: Müdahale Yetersizliğinin Psikodinamiği”

Toplumsal Bilinçdışının Kulak Zarını Patlatan Durumlar aslında yaşanan herhangi bir felaket sonrası etkili/ yetkili kişilerin kamunun tüm kaynakları ellerinde olmasına , yıllık planlar yapmalarına ve olası felaket senaryolarına rağmen müdehalede yetersiz, korumada ve güvenliği sağlamada sorunların altında kalması durumudur. Ne oluyorda bu bir kader olarak yaşanıyor. Olası senaryoda olan bir duruma hazırlıksız yakalanmanın psikolojisi nedir

okumak için tıklayınız

Doğanın Cinsiyetli Anlatıları ve Queer Eleştirinin Dekonstrüksiyonu

Doğayı Dişil Kılmak: Eko-feminist Anlatıların Kökeni Eko-feminist hareketler, doğayı tarih boyunca sıklıkla dişil bir imgeyle ilişkilendirmiştir. Princess Mononoke gibi eserlerde bu, ormanların, nehirlerin ve yaşam döngülerinin dişil bir ruhla, genellikle bir ana tanrıça figürüyle temsil edilmesiyle belirginleşir. Bu anlatı, doğanın bereketini, koruyuculuğunu ve yaratıcı gücünü vurgular; ancak aynı zamanda, doğayı eril tahakkümün karşısında kırılgan, pasif

okumak için tıklayınız

Dijital Çağda Duygusal Bağların Geleceği

İnsan Doğasının Dijital Yüzü Dijital çağ, insan deneyiminin temel taşlarını yeniden şekillendiriyor. Dokunsal geri bildirim, yani fiziksel temasın sağladığı anlık, somut his, insanlığın duygusal bağ kurma biçiminde tarih boyunca kritik bir rol oynadı. Elbette, bir el sıkışmanın sıcaklığı, bir omuz dokunuşunun güveni ya da bir kucaklamanın tesellisi, sözcüklerin ötesinde bir anlam taşır. Ancak, ekranların ve

okumak için tıklayınız

Dini Toplulukların Ötekiyle İlişkisi ve Modern Yalnızlık Krizi

Toplumsal Bağların Kökeni Dini topluluklar, tarih boyunca insanlığın anlam arayışını şekillendiren temel yapılar olarak ortaya çıkmıştır. Yahudi diasporası, Budist Sangha, Hristiyan kiliseleri ya da İslam ümmeti gibi yapılar, bireyleri bir araya getirerek ortak bir kimlik ve aidiyet duygusu inşa etmiştir. Bu topluluklar, “öteki” ile ilişki kurarken hem birleştirici hem de ayrıştırıcı mekanizmalar geliştirmiştir. Örneğin, Yahudi

okumak için tıklayınız

İmparatorlukların Uzun Gölgesi: Kolektif Bilinçdışında Kalan İzler ve Post-Kolonyal Kimlik

Büyük imparatorlukların yayılmacı politikaları, tarih boyunca insan topluluklarının yalnızca fiziksel coğrafyalarını değil, aynı zamanda kolektif bilinçlerini, kimliklerini ve toplumsal hafızalarını derinden şekillendirmiştir. Moğollar, Britanya, Osmanlılar ya da Roma gibi imparatorluklar, fetih yoluyla güçlerini genişletirken, egemenlik kurdukları topluluklarda hem maddi hem de manevi izler bırakmıştır. Bu izler, travma, direnç, uyum ve dönüşüm gibi karmaşık dinamiklerle kendini

okumak için tıklayınız

Külkedisi: Sınıf Çatışmasının Simgesel Yüzleşmesi

Toplumsal Hiyerarşinin Yansıması Külkedisi masalı, bir hizmetçi kızın prense dönüşen yolculuğunu anlatırken, yüzeyde romantik bir hikaye gibi görünse de, altında yatan toplumsal yapıların keskin bir eleştirisini barındırır. Külkedisi, evin en alt katmanında, üvey ailesinin baskısı altında yaşayan bir figür olarak, proleteryanın ezilmişliğini temsil eder. Üvey anne ve kardeşler ise aristokrasinin ya da burjuvazinin ayrıcalıklı konumunu

okumak için tıklayınız

Narcissus’un Dijital Yüzü

Kendi Görüntüsüne Âşık Olmak Narcissus, mitolojide kendi yansımasına tutulan ve bu tutkuyla yok olan bir figür. Bugün, Instagram’da selfie çeken birey, bu eski hikâyenin modern bir yorumcusu mu? Freud’un narsisizm kavramı, kişinin kendi benliğine yönelik libidinal yatırımını tanımlar; bu, öz-sevgiyle başlar, ancak patolojik bir hal aldığında öz-yıkıma yol açabilir. Selfie, bireyin kendi imgesini yaratma ve

okumak için tıklayınız

Dijital Yalanın Yükselişi

Gerçeğin Kırılganlığı TikTok gibi platformlarda Nazi imajlarının yayılması, yalnızca bir içerik akışı değil, aynı zamanda insan algısının ne kadar kolay yönlendirilebileceğinin bir göstergesidir. Goebbels’in “Büyük yalan” taktiği, kitlelerin zihnini şekillendirmek için basit ama etkili bir ilkeye dayanır: Bir yalan ne kadar abartılı ve sık tekrarlanırsa, o kadar inandırıcı hale gelir. Dijital çağda bu ilke, algoritmaların

okumak için tıklayınız

Gündemin Toksik Ritmi: Bugün Ne Unutacağız? Bölüm 7: “Bugün Ne Hatırlayacağız?”

🎒 Hafıza, Taşınan Bir Yüktür – Ama Aynı Zamanda Bir Harita 🎯 Gündem Değil, Hakikat Bugünün en radikal sorusu şu olabilir: “Bugün neyi hatırlamaya karar veriyoruz?” Çünkü gündem geçici, ama hakikat kalıcıdır.Gündemi takip etmek yerine,iz bırakmak gerekir.Hafıza, sadece geçmişi değil, geleceğin yönünü de belirler. 🪶 Audre Lorde: “Kendin için konuşmuyorsan, biri senin yerine konuşacaktır.” Hafızayı

okumak için tıklayınız

Yeni Bireyleşme Biçimleri: Jungiyen Bir 21. Yüzyıl Yorumu Bölüm 6: Mitolojiye Dönüş – Arketiplerle Bireyleşmenin Yeni Yolları

Bölüm 6: Mitolojiye Dönüş – Arketiplerle Bireyleşmenin Yeni Yolları Pandora, Prometheus ve Persephone’nin Torunlarıyız 🌀 Mit, İçimizde Yaşayan Hikâyedir Jung, mitleri yalnızca antik hikâyeler olarak değil, kolektif bilinçdışının sembolik dili olarak okur. Bugün insanlar terapide, rüyalarda, yazdıkları hikâyelerde… “Benim içimde bir Pandora var.”“Ben Prometheus gibi cezalandırıldım.”“Kendi alt dünyama inmeden büyüyemem.” diyor. Çünkü: Bireyleşme, sadece kişisel

okumak için tıklayınız

Gündemin Toksik Ritmi: Bugün Ne Unutacağız? Bölüm 5: Unutmayı Öğrenmek – Gündemin Hafızası

“Ne unutursak biz oluruz?” 🧠 Toplumsal Unutma, Bireysel Travma İnsan beyni, travmayla baş etmek için bazen unutmayı seçer.Ama bir toplumun tamamı aynı anda unutuyorsa…bu artık bir savunma değil, bir politik stratejidir. “Unutma kültürü”nün içindeyiz.Ama bu unutma masum değil. 🪞Freud: Bastırılan Geri Döner Freud’a göre bastırılan travma,başka bir biçimde yeniden ortaya çıkar.Bu, toplumlar için de geçerlidir.

okumak için tıklayınız

Yeni Bireyleşme Biçimleri: Jungiyen Bir 21. Yüzyıl Yorumu Bölüm 7: Sanal Dünyada Bireyleşme – Avatarlar, Filtreler ve Dijital Kendilik

Bölüm 7: Sanal Dünyada Bireyleşme – Avatarlar, Filtreler ve Dijital Kendilik 🕶️ Benlik mi, Profil mi? Bugün biriyle tanışmadan önce yaptığımız ilk şey ne? Profilini stalk’lamak. Dijital çağda “kendin olmak”, artık bir kullanıcı adı, bir biyografi cümlesi ve filtrelenmiş bir fotoğraf karesiyle eş anlamlı. Ama sorun şu: “Kendilik”, sabitlenemez.Ama “profil” sabit kalmak zorundadır. Bu da

okumak için tıklayınız

Deli Yürek’den Eşref Rüya’ya: Türkiye Erkekliği ve Adalet Mitolojisi Üzerine Analitik Saptamalar

Deli Yürek ve Eşref Rüya dizileri, Türkiye televizyon tarihinde “erkeklik”, “adalet”, “aile” ve “toplumsal düzen” temalarını farklı dönemlerde ama keskin benzerliklerle işleyen iki önemli diziler. Popülerliğini yitirmeyen bir arketipin hikayesini anlattığından incelenmeleri ve karşılaştırmalı analizi hakettiğini düşünüyoruz..Şimdi, bu iki diziyi analitik ve Jungiyen psikanalitik bir çerçevede karşılaştıralım: 1. 🔥 Erkeklik Arketipleri ve Krizleri Deli Yürek

okumak için tıklayınız

Yeni Bireyleşme Biçimleri: Jungiyen Bir 21. Yüzyıl Yorumu Bölüm 5: Ruhsal Çoraklık – Dürtüyle Dolu, Anlamdan Yoksun Hayatlar

Bölüm 5: Ruhsal Çoraklık – Dürtüyle Dolu, Anlamdan Yoksun Hayatlar 🔋 Yaşıyoruz Ama Yanmıyoruz Gündelik hayat hızla akıyor: bildirimler, görevler, hedefler…Ama içimizde bir yer hâlâ boş.Çünkü: Bu çağda “istek çok”, ama “anlam az”.Harekete geçiyoruz ama neden geçtiğimizi bilmiyoruz. 💥 Jung’un Uyardığı Tehlike: Dürtülerin Tiranlığı Jung, bireyleşme yolunda en büyük tehlikelerden birinin dürtüsel yaşamak olduğunu söyler.

okumak için tıklayınız

Söylemin Sınırlarında: Foucault ve Derrida’nın Karşılaşması

İktidarın Üretkenliği ve Söylemin Dokusu Michel Foucault’nun iktidar anlayışı, bireylerin ve toplumların nasıl şekillendiğini anlamak için söylemi merkezine alır. İktidar, ona göre yalnızca baskıcı bir kuvvet değil, aynı zamanda öznellikleri inşa eden, bilgi üreten ve toplumsal ilişkileri düzenleyen bir mekanizmadır. Söylemler, bu bağlamda, tarihsel arşivlerde biriken ve bireylerin kimliklerini, arzularını, hatta gerçeklik algılarını biçimlendiren araçlar

okumak için tıklayınız

Dijital Kabileler ve Online Cemaatler Üzerine Bir İnceleme

Bağlantının Yeni Yüzü İnternetin yaygınlaşmasıyla insanlar, fiziksel sınırları aşan yeni topluluklar oluşturdu. Dijital kabileler ve online cemaatler, bireylerin ortak ilgi alanları, değerler ya da kimlikler etrafında bir araya geldiği sanal alanlar olarak ortaya çıktı. Bu topluluklar, bir zamanlar köy meydanlarında ya da mahalle kahvelerinde şekillenen dayanışmanın modern bir yansıması gibi görünebilir. Ancak, bu yeni bağlanma

okumak için tıklayınız