Kategori: Psikoloji

GÜNLÜK YAŞAMDA KOMŞULUĞUN YERİ

‘Kon-mak’ kökünden türeyen komşu; ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanların birbirlerine göre aldıkları konum olarak tanımlanabilir”. (Yıldız ve Gündüz, 2015, s.4). Komşu sadece bir konumlanış değil, aynı zamanda içinde geniş bir ilişkiler ağını barındıran yapıyı da ifade etmektedir. Mekânsal yapılanmalar beraberinde toplumsal yapıyı da oluşturur. Dolayısıyla

okumak için tıklayınız

Elizur ’a göre   iş değerleri

İş değerleri, işle ilgili inanç, tutum, tercih ve ilgilerdir ve iş tatmini ile motivasyon gibi işle ilgili diğer yapılardan farklıdır. Bir iş ortamında iş değerleri, iş performansını ve iş tatminini etkileyen çalışma koşulları hakkındaki yargılara temel oluşturmaktadır. İş değerlerinin kişilik, iş tatmini, motivasyon, iş performansı, örgütsel bağlılık, kariyer seçimi ve

okumak için tıklayınız

“Yalnızca Yaralı Bir Doktor İyileştirebilir”: Jung’un Gözünden Terapist Olma Sanatı ve Analiz Süreci

Modern psikoterapinin öncülerinden Carl Gustav Jung için terapi, soğuk bir klinik odasında uygulanan teknik bir işlemden çok daha fazlasıydı. O, “Ne kadar insan varsa o kadar da yöntem vardır” diyerek, insan ruhunun standart kalıplara sığdırılamayacağını savunurdu. Jung’un otobiyografisi Anılar, Düşler, Düşünceler, onun terapiye yaklaşımının kuramsal kitaplardan değil, bizzat hastalarıyla yaşadığı

okumak için tıklayınız

Jung ve Parapiskolojiye İlgisinin Nedenleri

Jung’un parapsikolojiyi derinleştirmesi ve Freud’un buna şiddetle karşı çıkması, basit bir ilgi alanı farklılığı değil, bilinçdışının doğasına dair temel bir psikodinamik çatışmadır. Jung için parapsikoloji, bilinçdışının nesnel gerçekliğine açılan bir kapıyken; Freud için bu alan, bilimsel teorisini tehdit eden, bastırılması gereken “karanlık bir güçtür”. 1. Jung Neden Derinleştirdi? (Bilinçdışının Otonomisi)

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung hastalarından neler öğrenmiştir ?

Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler adlı eserinde hastalarından edindiği deneyimlerin, kitaplardan öğrendiklerinden çok daha değerli olduğunu vurgular. Ona göre, “Hastalarım bana insan yaşamının gerçeklerini öğretti”. Jung’un teorisini şekillendiren, yöntemlerini değiştirmesine neden olan ve onu kişisel olarak etkileyen önemli vakalar ve bunlardan çıkardığı dersler şunlardır: 1. “Ayakkabı Dikme Hareketi Yapan” Kadın ve

okumak için tıklayınız

Baba Katli mi, Özgürleşme mi? Jung ve Freud’un Büyük Kopuşunun Anatomisi

Psikoloji tarihinin en büyük “aşk ve nefret” hikayelerinden biri, hiç şüphesiz Carl Gustav Jung ve Sigmund Freud arasındakidir. Bir yanda Viyana’nın dahi ama dogmatik babası Freud, diğer yanda Zürih’in mistik ve asi oğlu Jung. Bu ilişki, 1907’de Viyana’da gerçekleşen ve tam 13 saat süren o efsanevi ilk buluşmayla başladı, 1913’te

okumak için tıklayınız

İŞ YERİNDE MUTLULUK – PSK. BANU BEYAZ

Son yıllarda mutluluk üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir artış  olmuştur. Konuya olan ilgi hem araştırmalarda bu konunun değerlendirilme sıklığı anlamında, hem de sosyoloji, geriatrik araştırmalar, klinik psikoloji, kişilik özellikleri, bilişsel etki gibi bu konuyu ele alan araştırma alanlarının çeşitliliği anlamında artmıştır Mutluluk kavramı birçok araştırmacı tarafından yakından ilgilenilen bir alan

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Ölü Canlar (1842) adlı eserinde yer alan Çiçikov’un Babasıyla İlişkisi (VİDEO)

Bu video, Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki başkarakter Çiçikov’un babasıyla olan sorunlu ilişkisini çeşitli psikanalitik teoriler üzerinden inceler. Çalışma; Freud, Adler, Lacan ve Winnicott gibi düşünürlerin yaklaşımlarını kullanarak karakterin çocukluk döneminde yaşadığı duygusal ihmalin yetişkinlikteki davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyar. Yazara göre babanın ahlaki değerler yerine sadece maddi kazancı öğütlemesi, Çiçikov’da çarpık bir süperego ve toplumsal maskelerden oluşan sahte bir benlik yaratmıştır. Video, karakterin

okumak için tıklayınız

Projektif Teknik İle Bir Çalışma: Çocukların Kişisel Eşyalarına Dair Algılamalarına İlişkin Cümle Tamamlama Tekniğinin Uygulanışı

ÖZET Eşyalar konuşamıyor, acaba konuşsalar neler söylerlerdi size ?” denilerek çocuklardan kişisel eşyalarına dair yanıtlar alınmıştır. İÇERİK Bireyleri  tanıma   tekniklerinden  birisi  de  projektif (yansıtmalı) bir teknik olan cümle tamamlama  ile veri toplamaktır. “Projeksiyon”  sözcüğü  Freud  tarafından ortaya konmuştur.  “Projektif  testler” deyimi  ilk  kez 1939  yılında  Amerikalı  psikolog  Lawrance  K. Frank

okumak için tıklayınız

EVLİLİK TİPLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

ÖZET Evlilik, bireyci topluluklarda ve toplulukçu toplumlarda evlilik ve evlilik tiplerinden söz edilmiş, eşinizle aranız nasıl testi ile yazı sonlanmıştır İÇERİK Evlilik  : İnsan yaşamını pek çok yönüyle etkileyen evlilik kurumu, yaklaşık 4000 yıllık bir tarihe sahiptir. Tarihte bilinen en eski evlilik belgesi ise Yahudilere ait olan ve Aramca yazılmış

okumak için tıklayınız

Çıkar ile vicdan çatıştığında insan hangisini seçmeye daha yatkındır?

İnsan davranışları üzerine yapılan psikolojik ve nörobiyolojik araştırmalar, çıkar (self-interest) ile vicdan (moral conscience) arasındaki çatışmanın, basit bir “iyi-kötü” seçiminden ziyade, karmaşık bir bilişsel süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Bilimsel literatür, insanın bu çatışmada hangi tarafı seçeceğinin bağlama, nörolojik aktiviteye ve rasyonalizasyon mekanizmalarına bağlı olduğunu gösterir. Bu ikilemin dinamikleri üç ana bilimsel çerçevede

okumak için tıklayınız

Winnicott’a Göre Jung İle Freud Arasındaki Kopuşun Nedenleri

D.W. Winnicott, Jung’un otobiyografisi Anılar, Düşler, Düşünceler üzerine yazdığı eleştiride, Jung ile Freud arasındaki kopuşu entelektüel bir anlaşmazlıktan ziyade, Jung’un kendi ruh sağlığını koruma zorunluluğuna dayanan klinik bir nedensellikle açıklar. Winnicott’un analizine göre bu kopuşun temel dinamikleri şunlardır: 1. “Psikotik” ve “Nevrotik” Zemin Farkı Winnicott’a göre Freud ve Jung, temelde

okumak için tıklayınız

Jung’un “Yeniliği” Bir Bilimsel Devrim mi, Yoksa Parçalanmış Bir Ruhun Hayatta Kalma Kılavuzu mu?

Carl Gustav Jung dendiğinde aklımıza ne gelir? Bilge bir şifacı, arketiplerin kâşifi, ruhun derinliklerine inen cesur bir kahraman mı? Belki de bu romantik tabloyu biraz kazımanın ve “Jung”un ardındaki gerçeğe, yani o dönemin ruhuna ve Jung’un kendi ruhsal patolojisine bakmanın zamanı gelmiştir. Jung’un psikiyatriye getirdiği “yenilik” olarak gördüğümüz şeyler –Kolektif

okumak için tıklayınız

Jung ve İlk Psikiyatrik Çalışmaları

Jung’un Zürih’teki Burghölzli Akıl Hastanesi’nde 1900 yılında başlayan asistanlığı ve ardından gelen ilk psikiyatrik çalışmaları, dönemin yerleşik psikiyatri anlayışından radikal bir kopuşu ve hastanın iç dünyasını anlamaya yönelik yeni yöntemlerin geliştirilmesini kapsar. 1. Literatürü Tarama ve Gözlem Dönemi Jung, 1900 yılının Aralık ayında göreve başladığında, kendini adeta bir “dünya manastırına”

okumak için tıklayınız

Jung’un Parapiskoloji, Okültizm, Simya, Gnostisizm ve Astrolojiyle İlişkisi Nasıl Başlamıştır ?

Jung’un parapsikoloji, okültizm, simya, astroloji ve mistisizm gibi “bilim dışı” görülen alanlara olan ilgisi, çocukluğundaki açıklanamayan deneyimlerden başlayıp, üniversite yıllarındaki somut olaylarla pekişen ve olgunluk döneminde tarihsel/psikolojik bir zemine oturan ömür boyu süren bir araştırmadır. 1. Parapsikoloji ve Okültizm: Üniversite Yılları ve “Poltergeist” Olayları Jung’un bu konulara bilimsel merakı üniversite

okumak için tıklayınız

Jung ve Nietzsche

Jung’un Nietzsche okumaları ve ona dair değerlendirmeleri, hayranlık, korku ve derin bir psikolojik analizin iç içe geçtiği karmaşık bir süreci yansıtır. Jung, Nietzsche’yi kendisi için hem bir “paralel kader” hem de büyük bir “uyarı levhası” olarak görmüştür. Jung’un Nietzsche ile ilgili deneyimi ve değerlendirmeleri şu başlıklar altında toplanabilir: 1. Başlangıçtaki

okumak için tıklayınız

Genç Jung’un Yol Ayrımı: Üniversite Yılları, Yoksulluk ve Ruhların Peşinde

Carl Gustav Jung dendiğinde aklımıza genellikle yaşlı, bilge, pipo içen ve insan ruhunun derinliklerini çözen o ikonik figür gelir. Ancak Jung her zaman böyle değildi. 19. yüzyılın sonlarında Basel Üniversitesi’nin koridorlarında dolaşan Jung; parasızlık çeken, geleceği hakkında kararsız ve içinde taşıdığı iki farklı kişilikle boğuşan genç bir öğrenciydi. Bu yazıda,

okumak için tıklayınız

İYİLİK HALİNİN BOYUTLARI / Psk. Banu Beyaz

“Wellness” kelime karşılığı olarak “iyi oluş” “esenlik” terimleri ile açıklanmış fakat uluslararası açıklamalarda iyilik hali “Well Being” olarak tanımlanmıştır. “Bireyin kendi ve sosyal çevresinde fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüğü ile en üst düzeyde sağlıklı yaşam tarzını benimsemesi” tanımı alan yazında kabul gören iyilik hali tanımı olmaktadır (Myers, vd., 2000). Yaşadığımız

okumak için tıklayınız

OLUMLU SOSYAL DAVRANIŞ (PROSOSYAL DAVRANIŞ) -PSK. BANU BEYAZ

Davranış  kavramı organizmayı bedensel ve zihinsel olarak etkileyen uyarıcılara karşı verdiği tepkiler olarak ele alınabilir ve kişinin bütün yaşamını kapsar. Davranış canlı olmakla yaşamakla özdeştir. (Eroğlu, 1998, s. 13; Karaduman, 2013, s. 56) Aristo’nun deyimiyle sosyal bir varlık olan insan, tarihin en eski çağlarından bu yana sosyal birliktelikler kurmuş ve oluşturduğu

okumak için tıklayınız

Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri İle Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim – Banu Beyaz

Bu çalışmada literatürden hareketle ahlak, ahlaki gelişim, ahlaki evre, ahlaki ikilem kavramları açıklanmış daha sonra Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri tanıtılmış, kendisinin de araştırmalarında kullandığı meşhur eczacı ikilemi üniversite öğrencileri ile çalışılmış, dört olgunun yanıtlarından örnekler verilmiş, değerler ve ahlaki gelişimi özendirme yolları üzerinde durularak yazı sonuçlandırılmıştır. Ahlak, Latince kökenli “moral”

okumak için tıklayınız

D.W. Winnicott’un, C.G. Jung’u Analizi

Winnicott, Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler Adlı otobiyografisini inceler ve. International Journal of Psycho-Analysis’teki (1964) eleştiri yazısı yazar. Bu yazıda Winnicott, Jung’un yaşamını ve teorisini psikanalitik bir perspektifle, özellikle nesne ilişkileri kuramı üzerinden radikal bir şekilde yeniden yorumlar. Winnicott’un Jung analizindeki temel saptamalar ve bunların nedensellik bağları şu başlıklar altında toplanabilir:

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung’un 1 ve 2 Numaralı Kişiliklerinin Psikodinamiği

Jung’un “Anılar, Düşler, Düşünceler” adlı otobiyografisinde ve Winnicott’un analizinde detaylandırıldığı üzere, Jung’un 1 ve 2 Numaralı kişilikleri birbirine zıt karakter özelliklerine, ilgi alanlarına ve zaman algılarına sahipti. Jung, bu iki kişiliğin iç dünyasında neler yaptığını ve nasıl hissettiğini şu şekilde tanımlar: 1 Numaralı Kişilik: “Okul Çocuğu ve Günlük Benlik” 1

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Anne ve Babasının Psikodinamiği

Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler adlı otobiyografisi ve D.W. Winnicott’un Jung’a dair yazdığı eseri incelediği psikanalitik eleştirisi ışığında; Jung’un anne ve babasının psikodinamiği, ebeveynlerin kendi içsel çatışmalarının Jung’un kişiliğinde nasıl bir bölünmeye ve sonrasında bir iyileşme çabasına yol açtığı üzerinden yorumlanabilir. 1. Anne Figürü: İkili Kişilik ve Depresyon Jung’un annesi Emilie

okumak için tıklayınız

Hastalığın ‘İkincil Kazançları’ Kavramı Jung’un Nevroz Analizinde Ne Anlama Geliyor?

Jung’un kendi yaşam öyküsünde ve nevroz analizinde “ikincil kazançlar”, hastalığın kişiye sağladığı “gerçeklikten kaçış” olanağını ve sorumluluklardan sıyrılma avantajını ifade eder. Jung, bu kavramı çocukluğunda yaşadığı ve “nevrozun ne olduğunu öğrendiği” bayılma nöbetleri deneyimi üzerinden somutlaştırır. Jung’un deneyimine göre ikincil kazançların işleyişi şöyledir: Özetle, Jung için nevrozun ikincil kazancı, kişinin

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluğunda Yaşadığı Bayılmaların Nedeni Neydi ?

Jung’un on iki yaşında yaşadığı bayılma nöbetlerini yenme süreci ve bu süreçten çıkardığı dersler, onun karakter gelişiminde ve psikolojiye dair ilk kavrayışlarında kritik bir rol oynamıştır. Bayılma Nöbetlerini Nasıl Yendi? Jung’un nöbetleri yenmesi, dışsal bir tedaviyle değil, kendi iradesiyle ve gerçeklikle sert bir şekilde yüzleşmesiyle gerçekleşmiştir: Neler Öğrendi? Bu deneyim,

okumak için tıklayınız

C.G. Jung’un Erken Çocukluk Deneyimleri

C.G. Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler adlı otobiyografik eserine ve D.W. Winnicott’un incelemesine dayanarak; Jung’un doğumu, bebekliği, çocukluğu ve ergenlik döneminde yaşadığı önemli olaylar ve içsel deneyimler kronolojik bir akışla aşağıda sunulmuştur: 1. Doğum ve Bebeklik (1875 – 1878) 2. Erken Çocukluk (3 – 6 Yaş) 3. Okul Çağı ve Oyunlar

okumak için tıklayınız

Goethe’nin Faust Eseri, Jung’u Nasıl Etkiledi ?

Goethe’nin Faust eseri, Jung’un “1 No” ve “2 No”lu kişilikleri arasında yaşadığı gerilim ve yabancılaşma hissi için “mucizevi bir merhem” işlevi görerek iyileştirici bir rol oynamıştır. Bu iyileşme süreci şu temel faktörlerle gerçekleşmiştir: 1. Yalnızlık Duygusunun Sona Ermesi ve Aidiyet Jung, Faust‘u okuduğunda, bu eserin Goethe’nin kendi “2 numaralı kişiliğinin”

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluğunda ve Gençliğinde Deneyimlediği “1 No” ve “2 No”lu Kişilikler, Onun Analitik Psikoloji Teorisini Nasıl Etkiledi ?

Jung’un çocukluğunda ve gençliğinde deneyimlediği “1 No” ve “2 No”lu kişilikler, onun analitik psikoloji teorisinin temel yapı taşlarını, özellikle Ego, Bilinçdışı, Benlik (Self) ve Kişileşme (Individuation) kavramlarını doğrudan şekillendirmiştir. Bu kişisel bölünme, sadece biyografik bir detay değil, teorisinin deneysel zeminidir. Bu iki kişiliğin Jung’un teorisine yansımaları şu başlıklar altında özetlenebilir:

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung’un “1 No.” ve “2 No.” Olarak Adlandırdığı Kişilikleri

Jung’un “1 No.” ve “2 No.” olarak adlandırdığı kişilikleri arasındaki çatışma, bir tarafın diğerini yok etmesiyle değil, Jung’un bu iki kişiliğin işlevlerini anlaması, onları birbirinden ayırması ve yaşamının ilerleyen dönemlerinde bütünleştirmesiyle çözüme kavuşmuştur. 1. Belirleyici Rüya ve 1 Numaranın Seçilmesi Çatışmanın çözümündeki dönüm noktası, Jung’un gördüğü kritik bir rüyadır. Rüyasında

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluk ve Eğitim Yılları

Carl Gustav Jung’un çocukluk ve eğitim yılları, onun iç dünyasında derin bir bölünmüşlük, yalnızlık ve anlam arayışı olarak yankı bulmuştur. Bu dönemler, onun ileride geliştireceği psikolojik kuramların temelini oluşturan deneyimlerle doludur. Jung’un bu yıllardaki içsel yansımaları şu başlıklar altında toplanabilir: 1. İki Farklı Kişiliğin Ortaya Çıkışı (1 No. ve 2

okumak için tıklayınız

Cezalandırmak mı, İyileşmek mi? Modern Dünyanın “Karanlık” Adaletine Onarıcı Bir Balta!

Hepimiz aynı gemideyiz ama bazılarımız sürekli gemiden aşağı atılıyor. Sosyal medya linçleri, bitmek bilmeyen “iptal” (cancel) listeleri ve hataları birer infaz gerekçesine dönüştüren o buz gibi sistem… Peki, birini toplumun dışına itmek gerçekten adaleti sağlıyor mu, yoksa sadece yeni yaralar mı açıyor? Dönüştürücü Adalet (Transformative Justice), bugün her zamankinden daha

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin “Ucuzluk” Tuzağı: Sistemi Yeniden Düşünmek

Dünya ekonomisi son 700 yıldır tek bir sistemin hakimiyeti altında: Kapitalizm. Ancak bu sistem sadece parayla değil; hayatın en temel unsurlarını “ucuzlatma” becerisiyle ayakta kalıyor. Akademisyen ve aktivist Raj Patel, Jason W. Moore ile birlikte kaleme aldığı Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi kitabında, kapitalizmin krizlerini nasıl bu “ucuzlatma” süreciyle

okumak için tıklayınız

Trigant Burrow ve Demokratik Psikiyatri

Trigant Burrow (1875-1950), klasik psikiyatrinin “otoriter” yapısını yıkarak psikoterapiyi halka ve topluluğa indiren en radikal öncülerden biridir. Onun çalışmaları, hastayı sadece bir “vaka” olarak görmekten çıkarıp, toplumsal bir bütünün parçası olarak ele alan Grup Analizi (Group Analysis) disiplininin temelini atmıştır. Burrow’un halk ve topluluk için yaptığı devrim niteliğindeki çalışmalar şunlardır:

okumak için tıklayınız

Hak ve HalkTemelli Psikoterapi Uygulamaları

Dünya genelinde psikiyatri ve klinik uygulamalar, son yıllarda “hastadan danışana”, “hastalıktan iyileşmeye” ve “vesayetten özerkliğe” doğru büyük bir paradigma değişimi yaşıyor. Bu değişim, hastaların haklarını ve deneyimlerini merkeze alan, halka açık ve erişilebilir hak temelli psikoterapi modellerinin doğmasını sağladı. Dünyadan, hasta deneyimlerini ve haklarını temel alan en çarpıcı uygulama örnekleri

okumak için tıklayınız

R. D. Laing ve Uygulamaları

R.D. Laing’in (Ronald David Laing) uygulamaları değerlendirildiğinde, kendisinin bu kitapta savunulan “ilerici psikanaliz” vizyonunun en radikal temsilcilerinden biri olduğu görülebilir. 1. “Tıbbi Model” ve Hiyerarşinin Reddi Amerikan tıbbının ve psikanalizin 1950’lerde “tedavi eden” (cure) maskülen/bilimsel bir otorite figürüne dönüştüğü ve “bakım veren” (care) insani yönü dışladığı eleştirisi yapılır,. 2. Şizofreniye

okumak için tıklayınız

Sadece Dinlemek Yetmez: “Tanıklık Eden” Psikanaliz ve Kamusal Sorumluluk

Psikanalizi düşündüğümüzde aklımıza genellikle dış dünyadan yalıtılmış, sessiz bir oda ve bireyin çocukluğuna dair derin kazılar gelir. Ancak 2000’li yıllarla birlikte dünya; ekonomik krizler, zorunlu göçler, savaşlar ve pandemi gibi kolektif travmalarla sarsılırken, psikanaliz de kendi kabuğunu kırmak zorunda kaldı. Artık soru şu: Dışarıda dünya yanarken, içeride analist ne kadar

okumak için tıklayınız

Eğitimde Devrim: NYU Post-Doktora Modeli ve Psikanalizin Demokratikleşmesi

Psikanaliz tarihine baktığımızda, genellikle “bölünmelerle” dolu bir harita görürüz. Freud Adler’i aforoz eder, Jung kendi yoluna gider, Kleincılar ve Freudçular birbirine girer… Her enstitü, kendi doğrusunu “tek hakikat” olarak dayatır ve diğerlerini “saf olmayan” sapkınlıklar olarak görür. Ancak New York Üniversitesi (NYU) Psikanaliz ve Psikoterapi Post-Doktora Programı, bu parçalı tarihe

okumak için tıklayınız

Beyaz Perdenin Sonu: İlişkisel Psikanaliz ve “İki Kişilik” Bir Devrim

Klasik bir psikanaliz sahnesi düşünün: Hasta divanda yatıyor, analist ise arkasında, görünmez bir otorite gibi oturuyor. Analist sessiz, yorumları “mutlak doğru” ve kendisi adeta üzerine hiçbir şeyin yapışmadığı “beyaz bir perde”. Hasta yansıtıyor, doktor analiz ediyor. Yıllarca “altın standart” kabul edilen bu “doktor-hasta” hiyerarşisi, 1980’lerde büyük bir sarsıntı geçirdi. Bu

okumak için tıklayınız

Divandaki Devrim: Psikanalizde Cinsiyet, Beden ve Farklılıkların Gündemi

Psikanaliz tarihini düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Muhtemelen Viktorya döneminin katı ahlak kuralları, “penis hasedi” çeken kadınlar veya eşcinselliği bir “gelişimsel sapma” olarak gören ciddi, beyaz, yaşlı adamlar. Uzun yıllar boyunca psikanaliz, ne yazık ki ataerkil ve homofobik statükonun bekçiliğini yaptı. Ancak 1960’lar ve 70’lerde esen özgürlük rüzgarları (kadın hareketleri, Stonewall

okumak için tıklayınız

Duvarları Yıkmak: Paul Wachtel, Bütünleştirici Terapi ve “İlerici Psikanaliz”

Psikanaliz tarihi boyunca sık sık şu ayrımları duymuşuzdur: “Psikanaliz derinlemesine çalışır, davranışçı terapiler yüzeyseldir”, “Analiz iç dünyayı değiştirir, sosyal hizmet dış dünyayı düzenler”, “Terapist tarafsızdır, aktivist değildir.” Ancak modern psikanalizin en önemli isimlerinden Paul Wachtel, bu katı duvarların hepsini yıkarak sahneye çıkıyor. Wachtel, psikanalizin hayatta kalması ve halkın gerçek ihtiyaçlarına

okumak için tıklayınız

Kuralları Yıkmak: Kurt Eissler, Asi Gençler ve “Parametre” Devrimi

Psikanaliz tarihinin en ilginç ironilerinden biri şudur: Psikanaliz camiasında “Ortodoks Psikanalizin Papası” olarak bilinen, Freud’un tekniklerine en sadık ve en katı isimlerden biri olan Kurt Eissler, aynı zamanda psikanalizin kurallarını en radikal şekilde esneten kavramın, **”Parametre”**nin de mucididir. Bu yazıda, psikanalizin sadece divana uzanan “uyumlu” yetişkinler için değil; sokaklarda yaşayan,

okumak için tıklayınız

Sokağın Psikanalisti: Sandor Ferenczi ve “Sosyal Nevroz” Devrimi

1919 Budapeşte’sinde kısa bir an için parlayan, psikanalizin en radikal ve toplumcu yüzünü sizinle paylaşmak istiyoruz. Bu yazımızda, dünyanın ilk psikanaliz profesörü olan, Freud’un “sevgili oğlu” ama aynı zamanda en büyük eleştirmeni Sandor Ferenczi‘nin, terapiyi nasıl bir sosyal adalet aracına dönüştürdüğünü ve “sosyal nevroz” kavramıyla sınıf çatışmasını nasıl divana taşıdığını

okumak için tıklayınız

İlaçsız Bir Mucize: Harry Stack Sullivan’ın Şizofreni Koğuşu ve “İnsaniyet” Devrimi

1920’lerin psikiyatri dünyasını hayal edin. “Deli” damgası yemiş hastalar, genellikle “yılan deliği” (snake pit) olarak adlandırılan, umutsuzluğun kol gezdiği, kilitli kapılar ardındaki devasa akıl hastanelerine kapatılıyordu. Şizofreni, tedavisi olmayan, biyolojik ve dejeneratif bir “beyin çürümesi” olarak görülüyordu. Ancak tam bu karanlık tabloda, Baltimore yakınlarındaki Sheppard and Enoch Pratt Hastanesi’nde genç,

okumak için tıklayınız

Şehrin Merkezindeki Analist: Psikanaliz “Getto”ya İnerse Ne Olur?

Psikanaliz denilince zihnimizde canlanan imge genellikle şudur: Viyana veya Manhattan’ın lüks bir semtinde, sessiz bir oda, pahalı bir divan ve varoluşsal sancılar çeken eğitimli, orta-üst sınıf bir “nevrotik”. Peki ya psikanaliz bu steril odadan çıkıp, siren seslerinin eksik olmadığı kamu hastanelerine, yoksulluğun ve suçun kol gezdiği “arka mahallelere” (inner city)

okumak için tıklayınız

Kibbutz’da Devrimci Bir Deney: Hashomer Hatzair ve “Yeni İnsan”ın İnşası

Psikanaliz tarihine baktığımızda genellikle Viyana’nın burjuva salonlarını, lüks muayenehaneleri ve bireysel nevrozlarıyla boğuşan orta sınıfı görürüz. Ancak psikanalizin tarihinde, bu steril odaların çok uzağında, tozlu topraklarda ve kolektif yaşam alanlarında (kibbutzlarda) gerçekleşen şaşırtıcı bir deney daha var. Bu yazımızda, psikanalizi sadece bir “tedavi” yöntemi olarak değil, yeni bir toplum ve

okumak için tıklayınız

Divandan Cepheye: Psikanalizin Bir “Savaş Kahramanı”na Dönüştüğü An

Psikanaliz denilince aklımıza genellikle Viyana’nın sessiz sokakları, ağır mobilyalı loş odalar ve yıllarca süren, sadece elitlerin karşılayabildiği seanslar gelir. Ancak psikanalizin tarihi, sadece bu sessiz odalarda değil, II. Dünya Savaşı’nın gürültülü, çamurlu ve kaotik cephelerinde de yazılmıştır. Bu yazımızda, psikanalizi “seçkinlerin lüksü” olmaktan çıkarıp, William Menninger liderliğinde Amerikan ordusunda kitlesel

okumak için tıklayınız

Berlin Polikliniği (1920): Psikanalizin “Halk İçin” Doğduğu Yer

Psikanalizi düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Muhtemelen Viyana’da lüks bir daire, pahalı bir divan ve sadece toplumun en varlıklı kesiminin erişebildiği, yıllar süren seçkin bir süreç… Ancak tarih, bize çok farklı bir hikaye daha anlatıyor. 1920 yılında Berlin’de kurulan Berlin Psikanaliz Polikliniği, psikanalizin sadece elit bir uğraş olmadığını, köklerinde derin bir

okumak için tıklayınız

Bir Arkadaşlıktan Daha Fazlası: Psikanalizin Taht Oyunları – Freud ve Jung

Psikoloji tarihinin en büyük “magazin” olayını sorsalar, şüphesiz cevap Sigmund Freud ve Carl Jung arasındaki o efsanevi dostluk ve ardından gelen sert kopuş olurdu. Bu sadece iki dâhinin kavgası değil, insan ruhunu anlama biçimimizin kökten değiştiği bir devrim hikayesidir. 1. “Veliaht Prens”ten “Hain”e: Bir Yol Ayrımı Freud, Jung’u ilk tanıdığında

okumak için tıklayınız

Aidiyetin Karanlık Yüzü: Kültler Bizi Nasıl Esir Alır?

İnsan sosyal bir canlıdır; bir gruba ait olma, bir anlamın parçası olma ve bir rehberin onayını alma arzusu genlerimize işlenmiştir. Ancak bu masum ihtiyaçlar, yanlış ellerde birer manipülasyon aracına dönüştüğünde, karşımıza “kült” dediğimiz o yıkıcı yapılar çıkar. 1. “Narsisistik Lider” ve “Yaralı Mürit” Dengesi Kültlerin kalbinde genellikle narsisistik bir lider

okumak için tıklayınız

Tanıların Ötesinde: Kendimize Anlattığımız Hikayeler Kimliğimizi Nasıl Şekillendirir?

Psikoloji dünyasında bir tanı almak, genellikle karanlıkta bir fenerin yanması gibi hissettirir. Belirsiz acılara bir isim vermek; kişiye “yalnız değilim” ve “bu bir hastalık, benim suçum değil” tesellisini sunar. Ancak Rachel Aviv’in büyüleyici çalışması Strangers to Ourselves bize şu can alıcı soruyu soruyor: Aldığımız tanılar, ruhsal deneyimimizi anlamlandırmamıza mı yardımcı

okumak için tıklayınız