Kategori: Psikoloji

Adorno – Horkheimer: Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir.

PROPAGANDA Dünyayı değiştirmeye yönelik propaganda, ne saçmalık! Propaganda dili bir araca, kaldıraca, makineye çevirir. Propaganda insanları harekete geçirerek, durumlarını toplumsal adaletsizlik koşullarında oluştuğu haliyle sabitler. Propaganda insanların hesaba katılabileceğini hesaba katar. Aklının derinliklerinde herkes bu araç sayesinde insanın fabrikadaymış gibi bir araç haline geldiğini bilir.

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.

BİR SUÇLU KURAMINDAN Suçlu gibi hapis cezası da burjuvadır. Ortaçağda can sıkıcı bir miras talebini simgeleyen prens çocukları zindana atılırdı. Buna karşın suçlularaysa, geniş halk yığınlarına düzen ve yasaya saygıyı öğretmek amacıyla öldüresiye işkence edilirdi; çünkü katılık ve gaddarlık örnekleri katı ve gaddarları sevgiye yöneltir. Sıradan bir hapis cezasının önkoşulu artan emek gücü gereksinimidir. Hapis

okumak için tıklayınız

Adorno – Horkheimer: İletişim, insanları birbirinden ayırarak birbirlerine benzemelerini sağlar.

İLETİŞİM YOLUYLA TECRiT İletişim araçlarının tecrite yol açtığı yalnızca zihinsel anlamda doğru değildir. Radyo sunucusunun yalan dolu konuşması yalnızca dilin imgesi olarak beyine yerleşip insanların birbiriyle konuşmasını engellemez; Pepsi-Cola reklamındaki övgüler yalnızca kıtaların yıkımına düzülen övgüleri bastırmaz; film yıldızlarının hayaletimsi modelleri yalnızca yeni yetmelerin birbirine sarılmalarına ya da zinaya örnek oluşturmaz.

okumak için tıklayınız

İlaç Sektörünün Kurbanı Çocuklar

Psikiyatrik hastalıklar hızla yayılıyor. Hatta dönem dönem bazı hastalıklar moda oluyor. Depresyon, manik depresif, bipolar bozukluk, panik atak gibi hastalık adları günlük dile girdi bile. Eğer hayatınızda bir çocuk varsa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, disleksi, öğrenme güçlüğü, otizm gibi tanıların da ne kadar yaygınlaştığını fark edersiniz. Peki bu sorunlar gerçekten bu kadar yaygınlaştı mı,

okumak için tıklayınız

Kontrollü Güç : İnsan Davranışlarının Evrimi – Robert Aunger

Kontrollü Güç, kuramsal temelini evrimsel biyolojiye dayandırarak insan davranış biçiminin diğer hayvan türlerinin davranış biçimlerinden nasıl farklı bir evrim geçirdiğini anlatıyor. İnsan davranışını sadece anlamak değil, aynı zamanda değiştirmek üzerine yapılan çalışmaların bir uzantısı olan Kontrollü Güç, davranış dünyasını işlevselci/adaptasyoncu görüşlerin ışığında değerlendiriyor ve standart insan davranışı açıklamalarının yöntemini kullanmayı reddediyor. Çevresini kontrol etme yetisi

okumak için tıklayınız

Freud’da Toplum, Kültür, Din Felsefesi

Başlangıcından itibaren psikanalitik kuram din, sosyoloji, uygarlık tarihi ve güzel sanatlar alanlarına da yayılıp yansımaya başlamıştır. Bu yansımalar belki psikanalizin yüzyılımız eğilim ve düşünceleri üzerine yaptığı en önemli etkidir. Asıl amacı olan psikiyatri ve tıp alanındaki etkisinin görece zayıfladığı sırada doruğa çıkmış görünen bir etki. Bugün özellikle uygulamalı sosyoloji denilebilecek olan politika, ekonomi ve eğitim

okumak için tıklayınız

Ali Şeriati: “Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın.”

KİTLE KÜLTÜRÜ, KORKU VE KORKUYU TÜKETMEK Korkunun kültür içinde olağanlaştırılması ¹ “Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın.” Ali Şeriati Oldukça gergin ve sarsıcı bir süreçten geçiyoruz, kaldı ki; düşük nabızlı bir gündeme alışkın bir toplum olmadığımız aşikar. Bu da toplum ruh sağlığının ayrı bir patolojik boyutu, birkaç ay skandal ya da

okumak için tıklayınız

Neden Disney Prensesleri ve “Prenses Kültürü” Kız Çocuklarına Zarar Verebilir?

Yeni bir araştırma, agresif “prenses pazarlamasına” yönelik eleştirilerin doğru olduğunu ortaya çıkardı. Prenses karakterleri anaokulu çocuklarının en sevdiği şeylerden biridir. Disney 2000 yılında Prenses markasını piyasaya sürdüğünden beri Disney Prensesleri çok yaygınlaştı ve nerdeyse her ürün kategorisinde kendini gösterdi. Oyuncaklarda ve elbiselerde görüldü elbette ama aynı zamanda tohum paketlerinde ve üzümlerde bile onları gördük.

okumak için tıklayınız

Georg Simmel: “İşitmeyen ama gören kişi, görmeyen ama işiten kişiden çok daha tedirgindir. “

Yoksulların Gözleri Bugünkü seyretme alışkanlıklarımızın temeli, bir önceki yüzyılda atıldı. Georg Simmel, kitle ulaşımının gelişmesiyle birlikte insanların ilk kez, uzun süre hiç konuşmadan birbirlerine bakmak durumunda kaldıklarından söz eder. İnsanın tanımadığı insanlara ve nesnelere bakması ya da bakıp da tanımıyor olması, başlangıçta büyük bir huzursuzluk yaratmış olmalı. Simmel bu huzursuzluğu şöyle dile getirir:

okumak için tıklayınız

Marie Grubbe ile Kadın ve Erkek Üzerine Ruhsal Çözümleme – Bedriye Korkankorkmaz

Her tür yaşam biçimine ilgi duyuyorum. Bağnaz toplumda yaşayanların bastırılmış duygularına tercüman olan yapıtlara ilgi duyuyorum. Geçmiş yaşanmışlığı gelecek de yaşanılacağı simgelemiyor mu? Yaşanmışlıkları bize altın tepside sunan büyük yazar/düşünür/ ve şairlerin… yapıtlarını sömürmek istiyorum geleceğime doğru yön çizmek için. Gelişmeyi düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kalkması, din dil ırk… gibi kavramların baskısı olmaksızın insanların kendilerini

okumak için tıklayınız

Acının belirsizliği

Acının belirsizliği Acı psikolojik bir olgu değildir, yaşamsal bir olgudur. Acı çeken beden değildir, tümüyle bireydir. İnsanın köklerinden koparılan fizyolojik unsur hasta insanın tarafına geçen bir veteriner hekimlik alanına girer bu durumda. 36 Acının oldukça karmaşık, biraz şeytansı coğrafyası beden gerçekliğinin ne kadar bilinçdışı, sosyal, kültürel ve bireysel anlamlara gönderme yaptığını gösterir. İnsanın yaşayan bedeni

okumak için tıklayınız

Acının biçimleri

Acının biçimleri Acı belli bir süre içinde etkisiz kalmaz, ne olduğu pek belli olmayan farklılıklara göre yoğunluğu değişir, saatlere ve günlere göre farklılık gösterir, yakalanması zor verilerin etkisindedir, ortama, günün belli bir anına, bir hareketin ya da bir tedavinin derin etkisine bağlıdır. Acı çeken insan, acı yaşamı zehir etse bile, kendisini, çoğu zaman kestirilemeyen bir

okumak için tıklayınız

Erkek egemenliğine itaat etmeyen ilk kadın Lilith ve Şeytanın Çocukları – Josef Kılçıksız

Eylemleriyle şiddeti yücelten ve radikal bir determinizm ortaya koyan köktendinci öğretinin Lilith anlatısındaki karşılığı kan ve seksin yüceltilmesidir. Lilith anlatısında gözlenen epikurosçu hedonizm günümüz köktendinci anlayışta bir düşkünlüğe ve kültürel dejenerasyona tekabul eder. Tanrının, cennetine dönmek için bir türlü ikna edemediği Lilith nedamet getirmez, o diablo evrenine ait bir varlık olmasına rağmen, şeytani olandan çok

okumak için tıklayınız

Acı Deneyimler üzerine

Acı Deneyimleri Acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: Hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. İnsanın içinde doğmuş bir şiddettir acı, insanı bitirir, bunaltır, içinde açtığı uçurumda yok eder, hiçbir amacı olmayan bir dolaysız duygular içinde ezer. İnsanın kendisi ve dünyayla olan ilişkisini koparır.

okumak için tıklayınız

Acının ritüelleşmesi

Acının ritüelleşmesi Çekilen acıya bir anlam vermeyi istemek anlık acının ötesine gider, hastalık, yaşamı dünyayla karmaşık bir ilişkiye sokunca daha derin bir anlam içerir. İnsanın acısını anlaması yaşamını anlamasının başka bir biçimidir. Bütün toplumlar acıyı dünya görüşlerine entegre ederlerken ona, çoğu zaman çıplaklığını hatta keskinliğini azaltan bir anlam, giderek bir değer verirler. Acıyı, kökenini açıklamaya

okumak için tıklayınız

Psikoloji, Çocuk Psikolojisi ve Eğitim Üzerine Okunabilecek 50 Yazar-Kitap Listesi

1. Thomas Gorden Etkili İletişim Serisi Kitapları 2. Yankı Yazgan Düşe Kalka Büyümek Çocuklu Hayat İçin Yazılar 1 Labirent Yolculukları Psikolojisiyle ve Biyolojisiyle Yaşantılar Hiperaktif Çocuk Okulda Devlet Baba, Tabiat Ana 99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa

okumak için tıklayınız

Korkunun Toplumsal Fonksiyonu

Tarih içinde, kollektif korku nesnelerinin sürekli değişimine tanık olunur. Bununla birlikte, şu ya da bu döneme özgü koşulların ötesinde bu türlü bi­çimlere girme aralıksız olarak devam ederken, korku sürüp gider. Durum böyleyken, bu sürekliliğin bir anlamı olması ve her zaman bilincinde olunmasa da bu heyecanın tüm toplumun hayatı içinde önemli bir rol oynaması pekala mümkündür . Oysa bu korkuların düzenli olarak ve

okumak için tıklayınız

Freud ve Nietzsche’nin görüşleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar – Erol Göka

Freud ve Nietzsche “Postmodern durum”da psikanalizin ve psikiyatrinin geleceği için bazı sezgiler Fransız düşünürü Althusser’in modernliğin yetiştirdiği belli başlı gayri meşru çocuklar olarak gördüğü Marx, Freud ve Nietzsche’nin düşünceleri arasında bazı bağlantılar bulmak, birçok kimse için vazgeçilemez bir heves olmuştur (Althusser vd., 1982: 108-129). Bu üçü arasındaki bağlantı noktalarından bugüne kadar üzerinde en az çalışılanı

okumak için tıklayınız

“Kutsal mazlumluğun” psikopatolojisi – Fethi Açıkel

Türk siyasal hayatında önemli yer tutan ideolojilerin sembolik ve imgesel bileşenlerinin sosyolojik ve psikoanalitik bir perspektiften değerlendirilmesi, sosyal bilimlerde disiplinlerarası perspektifin daha etkin bir biçimde öne çıkarılması ile mümkün olacaktır. Bu makale, bu yönde bir ön çalışma niteliğindedir. Aşağıda geliştirilecek argümanlar tamamlanmış bir kuramsal-kavramsal çalışmanın ürünleri olmaktan ziyade, etrafında tartışılmayı ve olgunlaştırılmayı bekleyen bir hazırlık

okumak için tıklayınız

Boyun Eğme – Alfred Adler

Girişim gücünü gerektiren konumlara pek elverişli sayılmayacak bir tip de, içleri bir çeşit uşaklık duygusuyla dolu insanlardır. Bu insanlar ancak emir kulluğu yapabilecekleri yerlerde kendilerini rahat hissederler. Bir başkasına uşaklık yapan kimse için yalnızca uyulacak yasa ve kurallar vardır. Bu tiptekiler, büyük bir coşkuyla başkalarına hizmet edecekleri bir konum ararlar kendilerine. Yaşamın alabildiğine değişik durumlarında

okumak için tıklayınız