Sadık Hidayet’in 1937’de yayımladığı romanı Kör Baykuş, Behçet Necatigil tarafından çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilen ilk romandır (1977 Varlık Y.)
Roman kahramanı bir düş aleminde yaşayan “kalemdan” boyayarak hayatını kazanan bir ressamdır. Düş ve gerçek iç içedir. Roman kahramanı, yaşlı, kambur birinin yanında gördüğü kadının gözlerine vurulur. Onu hayal ederken kadının hasta, ölümcül halde odasına geldiğini görür (veya sanır). Kadın, ressamın yatağına ne zaman yatmıştır, orada ne zaman ölmüştür? Roman kahramanı bir düş dünyasında kadını parçalara ayırmış mıdır gerçekten? Kadının yanındaki kambur adam, arabasıyla gelip ressama yardım etmiş midir? Onu birlikte gömmüşler midir? Bu olaydan sonra mı ressam daha da hastalanmıştır? Gerçekten onu gömerken antik bir testi bulmuş mudur? Testinin üzerindeki resim, ressamın kalemdan üzerine yaptığı resmin aynısı nasıl olur?
Sadık Güvenç
Sizi Hep Şaşırtacak Bir Roman – Sadık Güvenç
Bugünü yaşayan yazarın sizi iki yüz yıl öncesine yolculuğa çıkardığını düşünün. 19. yüzyıl İngiltere’sine şöyle bir uzanmak ilginç olmaz mıydı? Kasnaklar üzerine geçirilmiş kadın elbiselerinin giyildiği yıllar… Manastırların, günahkar kadınlara sığınak (!) olduğu yıllar… Nedense hep kadınlar günahkar sayılır.
Günümüz yazarı John Fowles, 19. yüzyıl atmosferini başarıyla kuruyor romanında. Sanki kendisi de o yıllarda yaşamış gibi en ince ayrıntılara giriyor. Dil ve üslupta da o dönemin yazarlarının, şairlerinin üslubundan geri durmuyor. Zaman zaman okuyucunun karşısına çıkarak açıklayıcı bilgiler vermesi, kahramanlarına kızması ya da acıması tam da 19. yüzyıl romantik yazarlarının yöntemidir. Fowles elbette romantik değil gerçekçidir. Karşılaştırmalı bir ürün sunuyor okuyucusuna. 19.yüzyıl İngiltere’siyle 21. yüzyıl İngiltere’sini karşılaştırma ve gelişmeyi, değişimi görme olanağı sunuyor.
Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç
Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş kitlelerin televizyon (dizi) bağımlısı olduğu düşünüldüğünde yöntem olarak doğrudur edebi eserlerden dizi yapılması. Bir genç kızımızın aynı adlı kitabı kitapçı vitrininde gördüğünde ?anneciğim, uyanıklar dizinin kitabını çıkartmışlar,? diyecek kadar ilgi çekmesi de ayrıca dikkate değer.
Hanımın Çiftliği (Orhan Kemal, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972, roman, 352 s.) televizyon dizisi yapıldı ve oldukça da ilgi gördü.
Mübadele İnsanları – Sadık Güvenç
Memleketimiz güzel.
Bu güzellik güzel insanlarından geliyor.
Birileri biraz daha saltanat sürmek için insanı insana kırdırmanın yollarını öyle biliyor ki!
Memleketi güzelleştiren insan mozağini özene bezene koruyup onları mutlu etmenin yollarını arayacağımıza ayrıştırmanın, ?bizden olmayanı? aşağılamakla kalmayıp yok etmenin derdine düşmüşüz.
Dün Yunan-Müslüman-Gavur-Türk ayrıştırması bugün Sünni-Alevi-Şii, Türk-Kürt-Arap biçiminde yapılıyor. Göç yollarına
Samim Kocagöz’ün Unutulmaz Öyküleri – Sadık Güvenç
?Öykü nedir?? ve ?öykü nasıl olmalıdır?? sorusuna bir sürü yanıt bulmak mümkün. Muvaffak Sami Onat, ?Hikaye Denen Şey? başlıklı yazısında ?Hikayeyi, hele küçük hikayeyi öteden beri anlamam, sevmem. Sevmediğimdendir zahir: şiiri, tiyatroyu, tenkidi hatta romanı bile denedim de, hikaye yazabilir miyim diye düşünmedim. Edebiyatın bu kolu beni sarmaz. Hikaye bana lüzumsuz, boşa gitmiş bir emek gibi gelir.? der.
Kamaşma – Sadık Güvenç
Kitabın özgün adı dilimize ?Kamaşma? diye de çevrilebiliyormuş; ancak çevirmen Ahmet Cemal, ?Körleşme? yi uygun bulmuş. Bu iki sözcük arasında anlam farkı olmasına karşın birbirini bütünlemekte.
Roman, gerçekte büyük bir dehşeti anlatmaktadır. Gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyenlerin düşle gerçek arasındaki yükselişleri ve düşüşleridir anlatılan.
Profösör Kien?in gözleri kamaşmıştır. Öyle yüksekte bir aydındır ki halkın ne durumda olduğu onun umurunda bile değildir. Aydın sorumluluğunun yerini