Mübadele İnsanları – Sadık Güvenç

Memleketimiz güzel.
Bu güzellik güzel insanlarından geliyor.
Birileri biraz daha saltanat sürmek için insanı insana kırdırmanın yollarını öyle biliyor ki!
Memleketi güzelleştiren insan mozağini özene bezene koruyup onları mutlu etmenin yollarını arayacağımıza ayrıştırmanın, ?bizden olmayanı? aşağılamakla kalmayıp yok etmenin derdine düşmüşüz.
Dün Yunan-Müslüman-Gavur-Türk ayrıştırması bugün Sünni-Alevi-Şii, Türk-Kürt-Arap biçiminde yapılıyor. Göç yollarına düşen insanlar karnını doyurmak zorunda. Evinde mutlu iken bugün hemen her sokakta karşılaştığımız Suriyelilerin dilenci durumuna düşürülmüş olması aynı değil mi?

Kemal Yalçın?ın Belge Yayınları?ndan 1998?de çıkan kitabı ?Emanet Çeyiz Mübadele İnsanları? adlı kitabını yeni okudum. Yazar Yalçın?ın bıkıp usanmadan tek tek insanlarla yaptığı röportajlardan oluşan roman tadında bir yapıt bu. Elime yeni geçti. Güncelliğini yitirmiş mi? Aksine şimdi tam da yeniden okunması gereken bir kitap.
Balkan Savaşları, İzmir?in emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla Yunanistan tarafından işgal edilmesi, Osmanlı hükümetinin acizliği, çeteler, yüz yıllarca yan yana yaşamış halkların seçim yapmak zorunda bırakılması ve evinden barkından, tarlasından, komşularından ayrılıp göçmek zorunda kalan insanların dramlarıdır anlatılan.
Denizli?nin Honaz ilçesinde doğan yazar Kemal Yalçın felsefe öğretmenliği yapmış bir süre. 1980 askeri darbesi sonucu o da zorunlu göçmen olmuş. Almanya?da sığınmacı kalmış uzun zaman. Memlekete girişi yasaklananlar listesine koymuşlar adını. Dramlarını anlattığı ?muhacirler? den olmuş.
Yunan askerlerinin İzmir?i işgaliyle komşular arasında sürüp gelen barış ve hoş görünün yerini çıkarcı, hain, fırsatçı kimselerin de çabalarıyla kin ve nefret alır.
Makedonya?dan getirilen muhacirler Anadolu?nun çeşitli yerlerinde iskan edilir. Anadolu?nun değişik yerlerindeki Rumlar da Yunanistan?a gönderilir. Yazar Kemal Yalçın bu insanların izlerini sürüyor. Göç öncesini, göç yollarında yaşananları ve şimdiki durumlarını anlatıyor muhacirler.
?Sonra bir sabah, bir bağırış, bir çığırış koptu! Cavırlar gidiyormuş! dediler. Korktum! Koşup evimize geldim? Daha sonra Minoğlu?nun karısıyla kızı evimize geldi. (?)
?Ablacığım, biz gidiyoruz. Amma döneceğiz, amma dönmeyeceğiz! Ne olacağımız belli değil!? dedi Minoğlu?nun karısı. ?Bunlar kızlarımın çeyizleri! Size emanet! Gidip gelememek, gelip görememek var! Gelirsek verirsin kızlarıma. Dönemezsek ver bir fukaraya, hayrımız olsun! Yeyip içtik birlikte? Çok yardım ettin bize. Hakkını helal et.? (s.13-14)
Yukarıdaki sözler yazarın babasına aittir. Yazarın babası, emanet çeyizi uzun süre saklar. Minoğlu?nun ailesinden kimse dönüp gelmemiştir. Gelmek isteyenler de ya yoksulluktan ya korkudan memleket hasretiyle yana yana ölüp gitmişlerdir.
Yazar, babasının isteği üzerine bu emanet çeyizin sahiplerini bulmak için Yunanistan?a gider. Oralardaki göçmenlerle konuşur ve böylece ortaya savaşın çirkin yüzü bir kez daha serilir.
?Sık sık çatışmalar oluyordu Türklerle. Bazen sarıyorlardı etrafımızı. Saklanıyorduk. Fakat bir çocuğun bir bebenin bağırması bizi ele veriyor, hepimiz ölümle burun buruna geliyorduk. Ölenler oluyordu.
Bunun üzerine kaptanlar hepimizi topladı. Durumu anlattılar:
?Ya çocuklar ölecek, ya hepimiz öleceğiz! dediler.
Yorgi Ağa önce kendi yavrusunu boğup öldürdü. Sonra bir iki yaşlarındaki yirmi kadar bebeyi, çocuğu babaları, eli varmayanlarınkini başkaları öldürdü! Dağdaydık. Ölüm vardı. Korku vardı! Başka çare yoktu. (?) Hâlâ düşüme girer çocukların boğulduğu o gece! Beni boğuyorlarmış gibi kan ter içinde kalırım.? (s.87)
Evinden, yurdundan edilmiş Makedonyalı Türkler, gönderildikleri Anadolu topraklarında açlık, yoksulluk, haksızlık ve yabancılık çekmekte, Türkiyeli Rumlar da gönderildikleri Makedonya topraklarında aynı açlığı, yoksulluğu, haksızlığı ve yabancılığı yaşamaktadırlar. Hepsi bir gün asıl evlerine dönme umudunu taşımaktadır. Çoğu da bu özlemle ölüp gitmiştir.
Yazarımız köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezerek buluyor sonunda Minoğlu?nun ailesinden geriye kalanları. Emanet çeyizi teslim ediyor sahiplerine.
?Annem şitare ipekli yorganı, Fatma isminde, Yunanistan?dan Honaz?a gelen yoksul bir muhacir kızına çeyiz olarak vermiş. Bazıları da erimiş? Dedem ?dönüp gelirler bir gün! Emanet çeyiz kimseye verilmez! Ahlı çeyiz hiçbir kızın yüzünü güldürmez!? diye diye saklatmış. Dedemin babama; babamın da bana vasiyetiydi. Sizler dönüp gelmediniz? Ben geldim? Buyurun emanetinizi! Buyurun Minoğlu?nun kızlarının çeyizini?? (s.311)
Afganistan, Pakistan, Suriye, Irak topraklarında akıp duran kan ne zaman dinecek? Türkiye?nin bu savaşlarda arabuluculuk yapıp akan kanı durdurması gerekirken taraf olması, birilerine silah vermesi ilerde hangi yazarların anlatacağı hikayelere konu olacak dersiniz? Bu savaşların sürüp gitmesinden kanla beslenen kenelerin okur yazarlığı yok mudur?

Sadık Güvenç

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Mübadele Edebiyatı, Yazarlarımızın son çalışmaları
Yaralı kitapların yazarı, ezeli bir mağlup: E. M. Cioran – Emek Erez

Bazı yazarlar vardır, okurken okuru kendi iç dünyasına çeker. Hırpalar, duvardan duvara vurur, nefessiz bırakır; onu okuyan bir daha eskisi...

Kapat