Çelik İşçileri – Zafer Aydın

çelik_işçileriCan Şafak; Haydarpaşa Sendikası, 1971 Cam Grevleri ve Büyük Grev’den sonra Çelik İşçileri kitabıyla emek tarihine ilişkin monografiler serisine yeni bir halka daha ekledi. Sosyal Tarih Yayınları’ndan çıkan kitabında Can Şafak, 1965’den 1980’e kadar Karadeniz’in şirin bölgesi Ereğli’de kurulu Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları (Erdemir)’nda içinde solun, devletin, sendikaların ve sermayenin yer aldığı uzun metrajlı bir filmde yaşananları kare kare göz önüne seriyor. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan, hiçbir detayı gözden kaçırmadan 15 yıllık bir zaman dilimi içinde Erdemir’de ne yaşanmışsa tekmili birden tanıklıklar ve belgeler eşliğinde “Çelik İşçileri” kitabında yer alıyor.

Erdemir, Ereğli’nin, hatta çevre köy ve kasabalarla geniş bir bölgenin can suyu olan, kentin ekonomik ve sosyal hayatında önemli yere sahip bir fabrika. Bu fabrikada 1965’den 1980’e kadar yaşanan sendikal örgütlenme ve hak arama mücadelesinde başat kavramsa “Sendikal rekabet.” Sıradan bir yetki mücadelesi gibi gözüken sorunun arka planında sosyal ve siyasal süreçlere yön verme, emeği kontrol altına alma, DİSK’i biçimlendirme, sendikal hareket içinde politik güçlerin etki alanını arttırma ya da tersinden daraltma çabaları var. Bütün bunlarla birlikte kitaptaki en dikkat çekici nokta sendika/siyaset ilişkileri. Can Şafak, kitabında 70’li yılların ikinci yarısından itibaren hızlanarak gündeme oturan sendika/siyaset ilişkilerinde yaşanan kapışmalara, sorunlara, çelişkilere Erdemir üzerinden bir ayna tutuyor. İlgi duyanlar için yeni tartışma başlıkları sunuyor.

Ereğli’de her şey devasa bir demir çelik fabrikasının kurulması kararıyla başlar. Kent dışından binlerce emekçi fabrikanın inşaatında çalışmak üzere Ereğli’ye gelir. Erdemir özelinde ilk sendikal örgütlenme de inşaat işçileri arasında gelişir. “Açlar yürüyüşü” ile bilinen efsane sendikacı Fukara Tahir’in (Öztürk), yine sınıf hareketinin önemli simalarından İsmet Demir’in önderliğinde gelişen Yapı-İş Federasyonu, Erdemir’in inşasında çalışan işçiler arasında örgütlenir. Erdemir, 1964’te deneme üretimine başladığında dönemin pek çok fabrikasında olduğu gibi burada da fabrikanın inşaatında çalışan işçiler işe başlarlar. İnşaat işçileri sanayi işçisi kimliği kazanır. Bu işçiler Erdemir’de Maden-İş örgütlenmesinin de taşıyıcı kolonları haline dönüşürler. Yapı-İş’te yetişmiş kadroların da desteğiyle Maden-İş, 1964 yılında 4200 işçinin çalıştığı fabrikada 4000 civarında üye yaparak, yetki alır ve sözleşme imzalar. Ancak bu sözleşmenin yarattığı memnuniyetsizlik işyerinde Türk-İş üyesi Metal-İş Federasyonu’nun örgütlenmesini doğurur. Yapı-İş örgütlenmesinden gelen bazı isimler de bu örgütlenmede sorumluluk üstlenirler. Bu noktadan itibaren bir tarafta Maden-İş ,diğer tarafta önce Metal-İş’in, ardından da Demir-İş’in, Çelik-İş’in ve Devrimci Maden-İş’in yer aldığı sendikal rekabet başlar. İşyerinde uygulanan hakiki grevler de, “şike grev” de, grevlerin sonuçları da bu rekabetin yol açtığı çekişme ve kırılmaların etkisi altında şekillenir. 1980’de 12 Eylül darbesi ile sendikal faaliyetler durduruluncaya kadar da Erdemir’de sendikal mücadele, rekabet gölgesi altında devam eder.

Erdemir’in tarihinde 15 yıllık döneme rengini veren sendikal rekabet, özellikle son yıllar itibariyle siyasal rekabet meselesinden bağımsız ele alınamaz. Erdemir’de sendikalar arasında yetki çekişmesinin yaşandığı yıllar hem emek hareketinin sıçradığı, hem içinde devrimci fikir ve örgütlenmelerin sınıfın içinde geliştiği, olgunlaştığı, hem de solun memleket sathında yükseldiği dönemdi. Bu dönemin karakteristik özelliklerinden biri de sol içi rekabetti. Sol içi rekabet, sendikal alanda hem rekabete can veren hem de buradan beslenen bir işlev görüyordu. Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin özellikle “sendikaları ele geçirme” planı dahilinde Maden-İş içinde ağırlığının artması, bunun Maden-İş’in yönetimde olduğu dönemde DİSK’e yansıması solun diğer kesimlerinde rahatsızlığa yol açıyordu. Erdemir’de Maden-İş’in en sert rekabet yaşadığı Devrimci Maden-İş’in kuruluşunda böyle bir etki söz konusu. Can Şafak, kitabında Maden-İş’e karşı CHP Merkezi tarafından kurdurulan, kimi sol/sosyalist örgütlenmelerce sahiplenilen, Abdullah Baştürk başkanlığındaki DİSK Yönetimi tarafından da el altından desteklenen Devrimci Maden-İş’in kuruluşunu yazılı kaynaklara ve tanık ifadelerine dayanarak detaylı bir biçimde aktarıyor. Böylece kulaktan kulağa yayılan, bir nevi söylenti muamelesi gören konuya açıklık getiriyor. Can Şafak, ayrıca, rekabet, gerilim, çatışma ekseninde ve sınıfın içinde solun temellerinin zayıflamasında önemli bir etkene de işaret ediyor.
Kitap, odağında sendikal örgütlenmenin yer aldığı bir faaliyetin, bir kentin hayatında nasıl bir dönüşüme yol açtığını da gayet güzel aktarıyor. Daha çok sağ partilere oy vermiş, sağcı/muhafazakar bir kent kimliğindeki Ereğli, artan sendikal mücadeleyle sola yöneliyor, solculaşıyor. Bölgede yayınlanan Sömürücüye Yumruk ve İşçi Davası gibi sol tandanslı gazeteler de bu alanda önemli bir işlevi yerine getiriyor. Sosyal, siyasal mücadelenin ve bilinçlenmenin gelişmesi karşısında egemenlerin cephesinden önleyici tedbir olarak devreye sokulan 12 Mart da Ereğli’yi hedefe koyuyor. Erdemir’de teknik bir arıza nedeniyle Ayşe adlı fırının patlaması da onlara aradığı fırsatı veriyor. Fabrika yöneticilerinin teknik bir arıza olduğunu açıklamasına rağmen Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün zorlamasıyla aralarında avukat, gazeteci, işçi ve sendikacıların da bulunduğu bölgenin solcuları, sabotaj suçlamasıyla tutuklanarak yargılanıyor. Kitapta tanıklıklar eşliğinde imal edilmiş bir suçun eşliğinde hücumbotlarla Ereğli sahillerine çıkarma yapan devlet aklının güzel bir resmi de yer alıyor.

Çelik İşçileri kitabında anlatılan, işçi sınıfı tarihinde bir birikimin, önemli bir deneyimin serüveni. Bu serüvenin kitaplaşması sadece dünde yaşananların kayıt altına alınması, ya da bir anımsama ve anımsatma çabası olarak görülemez. Günümüze dair sorulara cevap oluşturma niyeti ve amacını da taşır. Bugün işçi sınıfı hareketi dün bulunduğu noktadan daha ileri bir aşamada bulunmadığı için işçi sınıfının tarihinde yer alan her deneyim daha bir önem kazanıyor; geriye dönüp bakmayı, üzerinde tartışmayı daha da gerekli kılıyor. Çan Şafak, Çelik İşçileri kitabıyla bu gerekliliğe önemli bir katkı yaptı.

(BirGün Kitap Eki, 161.sayı)

EREĞLİ 1965-1980 ÇELİK İŞÇİLERİ, Can Şafak,Sosyal Tarih Yayınları, 2015.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Sansüre Karşı Karamizah – Barışcan Demir

Sansürün içinde, sansüre rağmen açığa çıkan bir edebiyattır Bulgakov’unki. Hatta tıpkı Zamyatin’in edebiyatı gibi Bulgakov’un özgün dilininin de sansür sayesinde...

Kapat