İkinci Yeni’nin poetik politikası – Nuray Sancar

ikinci_yeniİkinci Yeni 1950’lerin ortalarında doğdu. Bir manifesto ile başlamadığı halde hem eleştirmenlerin şiiri kategorize etme çabasından hem de mensuplarının genel olarak şiir, özel olarak da kendi şiirleri hakkında bolca yazmış/konuşmuş olmalarından dolayı bir poetik anlayışın bayrağı oldu giderek. Bugün akımla özdeşleşen İkinci Yeni şairleri sadece şiirsel söylem, dil ve üslup, tematik yönelim bakımından değil aynı zamanda tarihe ve politikaya bakış açılarıyla da benzeşirler. Cemal Süreya, Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut Uyar, İlhan Berk’in başlıcaları arasında yer aldığı İkinci Yeni şairlerinin şiirlerini, aralarındaki farklılıklara karşın aynı üst başlık altında toplamayı kolaylaştıran sayısız semptom vardır. Bunları vaktiyle hem İkinci Yeni şairleri hem de karşıtları sıklıkla dile getirdiler.

Asım Bezirci 1974 yılında ilk baskısını yapan İkinci Yeni Olayı1 başlıklı kitabında bu şiiri usdışı, güç anlaşılır, okurdan uzak, kapalı, estetik bütünlükten yoksun, biçimci ve Batı taklitçisi, imgeye aşırı önem veren bir şiir olarak tanımlamış; Aziz Çalışlar “toplumsallık, sınıfsallık ve tarihsellikten soyut bir şiir”, Afşar Timuçin “Türk aydınının siyasal teslimiyetine bir örnek”; Ataol Behramoğlu “Bireycilik, gizemcilik, kapalılık, çapraşıklık, muğlaklık, siniklik, edilgenlik gibi temelini idealist dünya görüşünde bulan birtakım özelliklerin oluşturduğu bir duyarlık”ın ürünü2, Attilâ İlhan ise “Menderes diktasının koşullarından doğan bir şiir” olarak teşhis etmişti. İkinci Yeni şairlerinin yazılarıyla söyleşilerindeki, örneğin Cemal Süreya’nın bir makalesine seçtiği “Folklör Şiire Düşman” başlığının veya İlhan Berk’in şiir ile anlam konusundaki provokatif açıklamalarının3 İkinci Yeni çevresinde yandaş kümelerinin ve takipçilerinin ortaya çıkmasını tetiklediği gibi bir karşıtlar ordusunun saflaşmasını kolaylaştırdığı söylenebilir. Son tahlilde İkinci Yeni şairleri eleştirmenlerinin iddialarını ne şiirlerinde ne de yazılarında yalanladılar. Böylece en yetkin ürünlerini vererek 1960’ların başında sönümlendiği konusunda birçok kişinin mutabık kaldığı akım, sönümlenmek bir yana, 60’lardan bu yana şiir ortamını etkilemiş, zaten bütün bir 20. yüzyılda edebiyat alanında ortaya çıkan ayrışmanın argümanlarına kaynak ve destek sağladığı için günümüze kadar bir nirengi olarak kalabilmiştir.

İkinci Yeni’yi ortaya çıkaran koşullar ile öfkeli eleştirisinin doğuş koşulları aynıdır. Birinci savaş ile İkinci savaş arasında Batı’da ortaya çıkan avangard akımların kendilerinden önceki ve haldeki sanat anlayışına yönelik karşı çıkışlarının veya protestonun iddialı sesini taşıdığı gibi, iki kutuplu dünya düzeninden farklı bir politik tutum evreninin kurulabileceğini ima eden bir sanat anlayışına bağlanır İkinci Yeni şiiri. Daha çok resim sanatında gerçeklikle temsil ilişkisini alt üst eden Dadacılık ile Sürrealizm esin kaynakları arasında yer alır. Eleştirmenlerinden kimilerinin İkinci Yeni için kentli küçük burjuvazinin kaçış şiiri teşhisini haklı çıkaracak ölçüde, başka bir dünya özlerken mevcut dünyadaki koşulların yarattığı can sıkıntısını bu dünyanın kodlarıyla oynayarak, ona farklı perspektiflerden bakmayı deneyerek, bütünlüğü bozulmuş bir evren imgesini, bu bozulmaya karşı çıkıyormuş gibi göründüğü halde durmaksızın tekrarlayan avangardın yeniden üretildiği şiirdir, İkinci Yeni. En azından başlangıç adımlarında. İkinci Yeni şairleri dönemin sürrealist ve kübist ressamlarından bir hayli etkilenmiş, tabloları hakkında şiirler de yazmışlardır.

Öte yandan İkinci Yeni, Türk şiir geleneğinin de bir dönemeci zorladığı yıllarda zuhur etmişti. Şanlı bir İmparatorluktan Misakı Milliye gerilerken geçmiş birikimle keskin bir viraj alarak vedalaşma aşamasına gelinen kültürel ortamın içedönük, kendine yeter, nostaljik ve melankolik söyleyişin yuvası Fecr-i Ati ve Serveti Fünun okullarının eleştirisi olarak ortaya çıkan Garip akımı imge yükünden kurtulmuş şiir basit, yalın kuruluşu ve gündelik dilin kullanımı eşliğinde kendi yolunu açıyordu. Bu sıralarda Nâzım Hikmet de başka bir kulvardan doğarak anlaşılır ve içeriği önceleyen bir şiirle Türk şiirinin putlarını kırmak için yola çıkmıştı. Onun muhalif ve okurunu mücadele için saflara çağıran sesi 50’li yılların baskıcı ve yasaklı ortamında kulaktan kulağa yayıldı. Nâzım’ın şiiri matbu yoldan değil elden ele, dilden dile dolaşan bir şiirdi o dönemde.

İkinci Yeni kendisi de bir tepkinin örünü olan Birinci Yeni’nin yani Garip akımının poetikasını reddederek meydana çıktı. Nâzım Hikmet’in edebiyatta açmaya çalıştığı kanalla da ilgilenmedi. Tersine yeni ve farklı bir söyleyişin ama söyleyiş kadar da yeni bir estetik duruşun peşindeydi. Nâzım Hikmet şiiri gibi okuru iki dünyadan birine davet ediyor olmasa hatta okurun ne yapacağı ile ilgilenmese de Orhan Veli ile o zamana kadar şiire girmeyen figürleri ve konuları şiire içselleştirmek bakımından eleştirel ama zımni bir uzlaşma içinde olsa da İkinci Yeni şiirinin politik bir şiir olmadığı söylenemez; tersine politik bir yükü vardı bu şiirin. Şairlerinin önde gelenleri kendilerini tarihten felsefeye, sosyolojiden politikaya, sanattan edebiyata kadar çoklu bir disipliner eğitimden geçirmişlerdi. Tarih ile güncellik arasında okurda çoklu çağrışımlar uyandırarak Jön Türk hareketinden Cumhuriyetin kurucu ilkelerine, Menderes diktasının kültürel ve siyasal belirimlerinden kentleşmenin yol açtığı sorunlara, yoksulluk ve bireysel acılara kadar şiire dâhil edilmeyen konu kalmadı. Bu farklı disiplinlerin üst üste bindirip yeniden işlevselleştirerek kullandıkları kavramları hiç kuşkusuz okura yabancıydı. İlhan Berk’e göre şiir anlam peşinde koşmuyordu. Anlam şiir yazıldıktan sonra tesadüfen ortaya çıkan bir durumdu tabi ama Berk’in söylediğini onun şiirine özelleştirmekle yetinirsek, ki yetinmek gerekir, İkinci Yeni’nin diğer şairleri açısından anlamın önemsenmediğinden değil daha ziyade çoklu çağrışımların oluşturduğu şiir bütünündeki anlamın, çözümlenebilmesi için özel bir tarih ve sosyoloji bilgisi gerektirdiğini söylemek daha doğru olur. Bu da şairlerinin niyetinden değil, İlhan Berk’in söylediğine uygun olarak şiirin meta okumasından çıkarılabilen bir sonuçtur.

İkinci Yeni şiiri Garip şiiri kadar kolay anlaşılmaz ve şiir, okuruna Veli’nin şiirleri kadar kolay nüfuz etmez. Nâzım Hikmet şiiri gibi somut durumun somut tahlilini yaptıktan sonra şairin çağrısının karşısında durum almaya da özendirmez. Daha ziyade şairin yönlendiriciliğinde, metindeki uzun oyalanmayı takiben duygudaşlık bekler bu şiir. Atillâ İlhan’ın iddia ettiği gibi ‘Menderes diktası koşullarında ortaya çıkmak’la birlikte İkinci Yeni’nin dönem siyasetinin doğrudan bir fonksiyonu veya beklenir bir ifrazatı olduğunu söylemek yanlıştır. Daha çok o dönem ortaya çıkan sosyolojik tablo içinde anlamlandırılabilir bu şiir.

Şiirin ruh halinin gerekçesini, 50’li yıllardan itibaren, Menderes’in “her mahallede bir milyoner yaratacağız” ünlü sloganıyla uluslararası sermayeye açılan kapıların birikim rejiminde yarattığı gözle görülür devinimin cevaz verdiği sosyolojik dönüşümde aramak gerekir. Nitekim artık köylünün milletin efendisi, muteber yurttaşı olduğunun ilan edildiği günler geride kalmıştı. Kalkınma iktisadının göz nuru İstanbul bu birikim sürecinin ortaya çıkardığı sosyolojik ve sınıfsal farklılaşmanın kontürlerinin en belirgin çizildiği bir kent haline geliyordu giderek. Bu sürecin gündelik hayatın birçok örüntüsünü değiştirerek kentsel yaşamda yeni bir süreci başlatması ve toplumsal ilişkileri bazı bakımlardan yerinden etmeye maruz bırakması kaçınılmazdı. Kentleşme sürecinde kentin kadim yoksulları, göçle gelen yeni sakinleri olan işçileşmiş köylülerin oluşturduğu geniş öbek ile yatırımcı burjuvalar arasında kalan katmanların sosyolojik diziliminin hızla sarsılacağı işaretlerinin alındığı bir dönemdir bu. Bu değişim, güvenliğin yerine belirsizliği, mahremiyetin elden kayıp gitmesini, içtenliğin yerini almaya hazırlanan mesafeliliği, göreli bir dinginliği tahtından etmek üzere olan iç sıkıntısını, çözülmeye başlayan kolektif duygulanım biçimlerinin yerine insanın bireysel kaygılarını istiflemeye başlamıştır o sıralarda.

İkinci Yeni’nin şairleri zaten anlam bütünlüğü parçalanmış ama henüz yerine yeni bir bütünlüğün kurulamadığı kentin huzursuz şairleridir.4 Kentleşmenin yerinden oynarken kanırttığı insan benliği kendisini yeniden örgütlemeye çalışırken eski kavramsal avadanlıkların işe yaramaz olduğunu da hissetmiştir. Kayıtsızlıkla beklenti, neşeyle ciddiyet, nostalji ile tepki, hazla bıkkınlık, hiçle çok bu yüzden bir aradadır şiirde de. İkinci Yeni şairi bütün bunlarla kendi başına veya koruyabildiği küçük çevresiyle birlikte yüzleşmeyi tercih eder. Pervasızca çıkışlar yapabilir, büyük ve içini doldurma kaygısı gütmediği iddialı laflar edebilir, bu sözlerin sorumluluğunu hiç kimseye, okuruna karşı da hissetmek zorunda değildir. Bu şiir kaygan bir toplumsal zeminin üzerinde ortaya çıkan, temsil etme iddiasında olmadan temsil ettiği gerçeklik ile arasına mesafe koyarak gerçekliği de çağrışımlarını da belirsizleştiren imgenin serüvenidir. Aslında değişimin ve dönüşümün eşiğinde ortaya çıkan belirsizliğin boşlukta bıraktığı sesin yankısıdır.

Adem Polat şöyle yazar “İkinci Yeni geleneği rehabilite etmek isterken paradigmal bir kaymayla yeni bir anlam, duygu ve düşünce dünyasına yönelmiş, aklın katı kuralcılığı karşısında retoriğin karmaşık dil imkanlarına kaymıştır. Bu kayma İkinci Yeni neslinin Garip’e olan tepkilerinin bir yansıması olarak şiirin derin dehlizlere çekerek, alışılagelmiş dil ve gramer argümanlarını soyutluktan ve bozmadan yana kurgulayıp ‘Rimbaud ve Lautreamont’u yeniden bulgulamaları’ ve aynı zamanda esrar, gizem ve kapalılığın da poetik kavramlarına almalarını, yeni bir paradigmal çerçeve olarak belirlemiştir. ‘Daha farklı söylemek gerekirse göreliliğin ifade edilmesi ve temellendirilmesi bir tür bilinmezliğe, onun iktidarına yöneliktir. Bu söz konusu çerçeveden İkinci Yeni poetikasında bir problematik dikkate değerdir: Şiir söylemi açıklıyor mu?… İkinci Yeni saf şiir bağlamında’ müstesna bir poetik eğilim içinde olsa bile söz konusu düşünce karmaşasından dolayı ve özellikle de kübist ve dadacı tavırdan dolayı söylemini tam olarak netleştirememiştir…”5

İkinci Yeni’yi bunca zamandır tartışılır kılan ve eleştirmenlerinin ve onaylayıcılarının nezdinde, şiirin gücünün ve güçsüzlüğünün işareti olarak kabul edilse de İkinci Yeni şiirinin, kendi iç dünyasında bazen birincinin bazen de ikincinin lehine bozulmaya hazır sürekli bir dengesizlik halini içermesidir. Açıklanmaya muhtaç bir şiir olarak kalmıştır İkinci Yeni şiiri. Bu yüzden de şairlerinin şiirlerine yakıştırdığı anlam ya da anlamsızlık geçen zaman içinde, her dönem yeniden konuşulabilir olabilmiştir. Şair de şiir üzerine yapılan bu diyalogun parçasıdır. Çünkü belki de hiçbir zaman şairler İkinci Yeni mensupları kadar çok şiirleri hakkında konuşmamıştır. Ne var ki şairlerin bu kadar çok konuşması ve şiirlerini açıklaması şiire sahibinden imzalı kullanım kılavuzu takdim etmek kadar işlevsel bir hizmet olsa da sorun uzun süre orta yerde durur.

Şairler ve şiirler üzerine yapılan sayısız tartışmadan, şairlerinin anlatımlarından, poetika hakkında yazılan makalelerden, dergi soruşturmalarından oluşan yüklüce külliyat bu şiirin mana kodlarını epeyce bir açık etmiş sayılsa da İkinci Yeni’yi berraklaştıran asıl etken şiirin üzerinden geçen zamandır. Zamandan kasıt, İkinci Yeni’nin doğumundaki sosyolojik arazın giderek, kentleşme süreçlerinin bir norm olarak açığa çıkışını mümkün kılan süreçte çözülmesi buna bağlı olarak toplumsal ilişkilerin az çok berraklaşması ve böylece okurların bu şiirle ne yapacaklarını, onu nasıl anlayacaklarını öğrenmiş olmalarıdır.

Bir vakitler Cemal Süreya “Şiir Anayasaya aykırıdır, yasadışıdır” diye siyasal bir çıkış yapmıştı. İkinci Yeni şairleri böyle manifesto ifadelerini pek çok kez kullanmıştır. İkinci Yeni’nin bir çıkış şiiri olduğunu teyit eden ancak çıkışın altını politik olarak değil de ahlaken dolduran bu türden çıkışlar, 1950-1980 aralığında akımın eleştirmenleri tarafından şiddetle eleştirilmişse o dönemlerde politikanın orta sınıf vicdanının harekete geçirilmesiyle değil örgütlenmeyle ilgilenmesindendi. Bu yüzden İkinci Yeni istese de istemese de dönemin ideolojik saflaşmasındaki ölçütlerle sınanıyordu.

Asım Bezirci’nin kitabı bu akıma karşı birikmiş eleştiriyi derli toplu bir araya getirip İkinci Yeni’nin defterini dürmeye kalktığında siyasal ortam ahlaki protestonun kayganlığının küçük burjuva idealizmi olarak nitelenmesine imkân sağlayan bir dönüşümden geçmekteydi. 1960 darbesi yapılmış, 12 Mart darbesi yaşanmış, darağaçlarında gençler asılmış, toplumsal hayattaki altüst oluşun müsebbibi ve mağdurları ayan beyan ortaya çıkmıştı. Tarihin burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki mücadelenin ürünü olduğu bilinci, olan biten her şeyi anlamlandırmayı kolaylaştırmışken mağduriyetin sınıf dışı marjinal kesimlerle, ezilmenin okulda arka sırada oturan çocuklarla, alt sınıfların adı “Melahat”6 olan ‘hayat kadınlarıyla’ temsil edilmesi kısa zaman önce berraklaşan ve yaygın kabul gören devrimci söylem havuzunda bir karşılık bulamıyordu. “Şiirimiz tüzüklerle büyümüş”se eğer tüzükler ve kanunlarla çarpışa çarpışa dünyayı değiştirmek isteyenlerin sesi olması bekleniyordu. İkinci Yeni ise bunu yapmaktan uzak, ahlaki ve öznel bir ses çıkarmaya devam ettiği sürece bu kadar keskin iki kampa bölünmüş bir dünyada “öteki kampın” şiiri olarak mahkûm edilecekti. O fırtınalı yıllarda İkinci Yeni pek sevilmedi açıkçası. İkinci Yeni’nin uhdesi “düz ayak, çivit boyalı kent”7 yokluğuna yakınılan bir şey olarak görülemezdi; teoride ve pratikte oraya nasıl ulaşılacağı belli olmuştu. Şiir kestirmeden bunu söyleyebilirdi artık. Şiir devlet dersinde öldürülen çocuklara zarfsız kuşlar gönderileceği yerde değildi; sıkılı yumrukların Nâzım Hikmet’in “akın var güneşe akın/ güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın” dizeleriyle o çocukların intikamını almaya yemin ettiği günlerdeydi. Cemal Süreya’nın tüzüklerle çarpışa çarpışa büyüdüğünü söylediği İkinci Yeni şiiri şimdi bir de eleştirisiyle çarpışmasından sağ salim çıkmaya çalışacaktı.

Geyikli gece!

İkinci Yeni’nin bu çatışmadan sağ çıktığı söylenebilir. Siyasal dengelerin sürekli altüst olduğu bir ülkede 70’lerin poetik barikat savaşlarında hayatiyetini kaybederek tarihsel zenginlik müzesine kaldırılmak kaderiyle yüz yüze kalmak zorunda kalmamıştır bu şiir. Hem Türkiye şiirinin gen haritasına kazınarak kendisinden sonraki kuşakların duyuş, algı ve söyleyiş biçimlerini etkileyip esin kaynakları arasında müstesna bir yer edinerek hem de okurun beklentilerini süreç içinde dönüştürerek yapmıştır bunu. Bu sıralar Asım Bezirci kuşağının eleştirilerinin sesi pek duyulmuyorsa hem köprülerin altından çok su akmasından hem de hiçbir zaman tek bir şiir olarak görülemeyecek olan İkinci Yeni şiirinde zamanın bir ayıklama yapmış olmasından da kaynaklanıyor bu. Ne var ki, mevcut sosyolojik koşulların, kendi gündelik hayatı içinde İkinci Yeni şiirine kullanım alanı açabilen bir genç okur kitlesinin ortaya çıkmış olması da ihmal edilecek bir veri değildir.

Nitekim iki yıl önceki Haziran Direnişi’nde İkinci Yeni şiirine ait dizeler Orhan Veli ve Nâzım Hikmet’in dizeleriyle birlikte duvar yazısı olarak belirdiler. Garip akımının eleştirel bir karşılığı olarak doğan, bir vakitler Nâzım Hikmet’i de aşılacak bir eşik olarak işaret eden İkinci Yeni’nin “bakışsız kara kedi”si8 kendisini diğerlerinden özenle ayırdığı poetik kulvarında “düzayak çivit boyalı kent”i kurmak için hem “sokak kedisi”yle9 hem de sıkılı yumrukla diyaloga girmekte bir beis görmemişti.

31 Mayıs’ın “geyikli gece”sinde10 sokağa dökülen milyonlarca insan “Turgut Uyar’ın dizeleriyiz” diyordu artık. Doğrusu dünyayı değiştirmek isteyenler tarafından yaka paça çekiştirilmişe de benzemiyordu bu dizeler. Kendiliğinden gelip safa girmiş olduklarını ve pek de güzel uyum sağladıklarını söylemek daha isabetli olur. Herkesin aynı durakta göğe bakmaya11 durduğu gece boyunca ve sonrasındaki günlerde İkinci Yeni şiirinin metaforları ve imgeleri protestonun ve insanca yaşanacak bir dünya talebinin dile geliş yollarından biri olmuştu. Bu yüzden bazıları Gezi Direnişi’nin şiirinin İkinci Yeni olduğunu iddia etti. Biz daha çok poetik tutumlar arasındaki diyaloga işaret edebiliriz. Tıpkı farklı politik görüş, kültür ve inanıştan olan insanların birlikte direnmesini mümkün kılan politik düzlemin kendisinin de bir diyalog zeminini gerektirmesi gibi. Öte yandan o kadar insana birilerinin askeri olmak üzere hizaya girmelerini tavsiye edenlerin iradesini öteleyebilecek yeni bir politik düzlemi kurgulayabilmek için Turgut Uyar’ın dizelerinden daha elverişli malzeme de yoktu zaten.

İkinci Yeni, Gezi direnişinde gerçekten tüzükle çarpıştı, çarpışanlara da ilham oldu. Hem bu saatten sonra hem de Türkiye şiirinin ister istemez, ortaya çıktığından bu yana İkinci Yeni ile temas sayesinde ivme kazanmış olmasından dolayı akımın böyle bir potansiyel taşımadığını söylemek zor. Şiir 1970li yılların ikilemlerini artık yaşamıyor. Aynı siyasal koşullarda da değiliz.

Şiir İkinci Yeni ile birlikte göğe bakmaya devam edebilir artık.

1 Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı, Evrensel Kültür Kitaplığı, İstanbul- 1987

2 Alıntılar Asım Bezirci’nin kitabından alınmıştır

3 İlhan Berk şöyle söyler: “Şiirin anlamleyin ilkelerinden biri raslantıdır. Örnek olarak sürrealistleri göstermek isterim. Raslansallığı, hele düşünce raslansallığını baş köşeye koymalı… Bir sözün bir sözü tutmazlığını arıyorum…” (Varlık, 15.2.1960. Muzaffer İlhan Erdost da İlhan Berk’in söylediklerini yinelemiştir: “İkinci Yeni bir şey anlatmaz, bir şey söylemez. Çünkü bu şiirin amacı bir şey söylemek değil, şiirin kendisini kurmaktır… Bu şiir bir şey söylerse raslantısaldır…” Pazar postası, 23.12.1956 (alıntı Asım Bezirci’den)

4 İlhan Berk: “Sıkılıyorum, belki de hepsi bu. Sıkıntımsa çok bireysel, çevremle ilgili değil, bir çevre yok benim için… Gerçeği soyut alanda veren şiirler yazdım.. Yaşadığımız olaylara bakamaz oldum. Çevreden ayırarak kurduğum yaşam ilgilendiriyor beni… Bir gün geldi çevrem beni ilgilendirmez oldu. Bu zaman da umutsuzluğum, daha çok da sıkıntım benim bir gerçeğim olarak büyüdü” (Yeni Ufuklar, 1962)

5 Adem Polat, Estetik Refleks Bağlamında İkinci Yeni Şiirinde Paradigma Kayması, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sonbahar 2010, sayı 6.

6 Ece Ayhan’ın kitabı: Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi, Piya Yayın

7 Ece Ayhan’ın Mor Külhani şiirinin son dizesi: “düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?”

8 Ece Ayhan’ın kitabı: Bakışsız Bir Kedi Kara

9 Orhan Veli’nin Kuyruklu Şiir’inden: Uyuşamayız, yollarımız ayrı; /Sen ciğercinin kedisi,/ ben sokak kedisi;/ Senin yiyeceğin kalaylı kapta; /Benimki aslan ağzında /Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik./ Ama seninki de kolay değil kardeşim; / Kolay değil hani,/ Böyle kuyruk sallamak tanrının günü…

10 Turgut Uyar şiiri: Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta/ Her şey naylondandı o kadar/ Ve ölünce beş/ on bin birden ölüyorduk güneşe karşı./ Ama geyikli geceyi bulmadan önce/ Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

11 Turgut Uyar Şiiri: Göğe Bakma Durağı

Kaynak: http://www.evrenselkultur.com/2015/05/ikinci-yeninin-poetik-politikasi/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
İmlaya gelmeyen yazar: Aziz Nesin

Aziz Nesin, imla kurallarına uymamasının gerekçesini şu sözlerle anlatıyor; ‘Balığın baştan koktuğu işlerin baştan kara gittiği memleketimizde, işe yeni baştan...

Kapat