Çocuk Kalbi – Edmondo de Amicis “Çocuk gözünden bir toplumun birbirinden farklı hayatlar yaşayan insanları anlatılıyor.”

Edmondo de Amicis’in ünlü romanı Çocuk Kalbi’nde, öğrenci Enrico’nun gözünden bir toplumun birbirinden farklı hayatlar yaşayan insanları anlatılıyor.

Üçüncü sınıfa giden Enrico, arkadaşlarıyla birlikte atıldığı maceraları günlüğüne not etmeye başlar: çalışkanlığıyla tanınan Derossi, önüne gelene zulmeden Nobis, herkese armağanlar dağıtan Garoffi ve yaramaz Franti… Bir yanda hastalıklar, zor dersler ve ağır işler; diğer yanda cambazların numaralarını gösterdiği karnavallar, kırlardaki güzel havanın tadına varılan piknikler…

Onlarca dile çevrilip dünyanın dört bir yanında yayımlanan bu kitapta, çocukların iyi niyeti, fedakârlığı ve dürüstlüğü, okuyanları da sarıp sarmalıyor.


KİTAPTAN OKUMA PARÇASI
ÖNSÖZ

Çocuk edebiyatının en önemli romanlarından biri olan Çocuk Kalbi’nin yazarı Edmondo de Amicis 1846’da doğdu. Bu
yıllarda İtalya yarımadasında farklı devletler hüküm sürüyordu. 1848’de ise İtalyancada “diriliş” anlamına gelen risorgimento dönemine girildi. Bu dönemde İtalya’nın toprak
bütünlüğü sağlandı. Bununla birlikte resimde, müzikte, edebiyatta da bir atılım yapıldı.
Edmondo de Amicis işte böyle bir ortamda çocukluğunu,
gençliğini geçirdi. Çocuk Kalbi yayımlandığında kırk yaşındaydı ve kırk yıl boyunca savaşlar, politik çalkantılar görmüştü. Bu durumun eserine yansıması olağan bir durumdu. Kitabı kaleme aldığı yıllarda çocukları Furio ve Ugo, kitaptaki çocuklarla aynı yaşta olan öğrencilerdi. Dolayısıyla çocuklarının öğrencilik yaşamından yoğun bir ilham aldı. Diğer yandan, askerlik geçmişinden yararlandı. Çocukken, Modena’daki askerî okula gitmişti. Mezun olduğunda subay olarak görev yaptı ve çeşitli savaşlara katıldı. Daha sonra ordunun çıkardığı L’Italia Militare adlı askerlik dergisine yazılar yazmaya başladı. İşte böyle başladı Edmondo de Amicis’in yazarlık
serüveni. Bu yazılarını 1868’de bir kitapta topladı. Ardından
ordudan ayrılarak La Nazione adlı gazetede çalışmaya başladı. Bu dönemde Londra ve İstanbul gibi kentler hakkında gezi
yazıları yazdı. Bu alandaki başarısı, kalemini edebiyat alanında oynatması için teşvik etti onu. Tanınırlığı Çocuk Kalbi’nin
1886’da yayımlanmasıyla doruğa çıktı.
Kitapta İtalya’nın birliği meselesine özel bir önem verdi.
Guiseppe Garibaldi gibi halk kahramanlarından, Victor Emmanuel ve Umberto gibi krallardan bahsetti. Bunu on bir
yaşındaki bir öğrenci olan Enrico Bottini’nin okul hayatını
anlatırken yapıyordu. Böylece hem çocukların ilgisini çekmeyi, hem de onlara çeşitli bilgiler aktarmayı amaçlamıştı. Yazar, önsözünde bu kitaba “bir İtalya devlet okulundaki üçüncü sınıf öğrencilerinden biri tarafından yazılmış bir
okul yılının öyküsü” adının da verilebileceğini söylüyordu.
Anlatıcı Enrico Bottini’nin günlüğüydü bu metin. Bu günlüğe, anne ve babasının Enrico’ya yazdığı, genellikle öğüt veren mektupları ve her ay sınıfta okunan “ayın öyküsü” eşlik
ediyordu. Bu üç katmanlı romanda yukarıda da bahsedildiği gibi tarihsel olaylara ve bunun yanı sıra yardıma ihtiyacı olanın yardımına koşma, arkadaşlarına destek olma, sevgi gösterme gibi değerlere; yurtseverlik, yoksulluk, işçilerin
hayatı gibi toplumsal konulara değindi yazar.
Roman onlarca dile çevrilip dünyanın dört bir yanında
yayımlandı. Doğu Asya’ya, Güney Amerika’ya kadar uzandı
ünü. Böylece “bir İtalya devlet okulundaki” öğrencinin hikâyesi tüm dünyaya yayıldı, birçok öğrenci tarafından okundu. Aynı zamanda Vittorio de Sica gibi yönetmenlerin, Umberto Eco gibi eleştirmenlerin de ilgisini çekti. Filmlere, tiyatrolara uyarlandı, hakkında kitaplar yazıldı.


Yazarın Önsözü

Bu kitap, özellikle dokuz ile on üç yaş arasında olan ilkokul çocuklarına yöneliktir ve kitaba
“bir İtalya devlet okulundaki üçüncü sınıf öğrencilerinden biri tarafından yazılmış bir okul yılının öyküsü” başlığı verilebilir.
Üçüncü sınıf öğrencilerinden biri tarafından yazılmış derken, onun kitabı tam da basıldığı şekliyle
yazmış olduğunu söylemek istemiyorum. Okulda ve
dışarıda gördüğü, duyduğu, düşündüğü şeyleri bir
deftere bildiği gibi, günü gününe yazıyordu o; babası da yıl sonunda oğlunun düşüncelerinde mümkün mertebe değişiklik yapmayıp sözlerini de olduğu gibi korumaya özen göstererek bu sayfalara notlar düştü. Çocuk dört yıl sonra liseye gittiğinde, el
yazılarını yeniden okuyunca, kişiler ve olaylarla ilgili taze anılarından yararlanarak kendinden bir şeyler ekledi bunlara. Şimdi bu kitabı okuyun çocuklar:
Umuyorum ki kitaptan memnun kalacaksınız ve kitap size fayda sağlayacaktır.


Okulun İlk Günü
17, Pazartesi

Bugün okulun ilk günü. Köydeki o üç aylık tatil bir rüya gibi geldi, geçti! Annem bu sabah
beni Baretti Okulu’na götürüp üçüncü sınıfa yazdırdı; bense köyü düşünüyordum, içimden gelmiyordu
okula gitmek. Yollar çocuk kaynıyordu, iki kırtasiye
dükkânı da sırt çantası, dosya, defter alan anne babalarla doluydu, okulun önünde de o kadar çok insan toplaşmıştı ki hademeyle mahallenin bekçisi kapıyı güçlükle tutabiliyorlardı. Kapının yanında omzuma dokunulduğunu hissettim, karışık kızıl saçları, her zamanki neşeli haliyle ikinci sınıf öğretmenimdi, bana şöyle dedi:
“Ee, Enrico, artık tamamen ayrı mı düştük?”
Bunu gayet iyi biliyordum, ama bu sözler yine
de yüreğimi burktu. Güçbela içeri girdik. Hanımlar, beyler, halktan kadınlar, işçiler, subaylar, nineler,
hizmetçiler, hepsi de bir eliyle çocuğunu, öbürüyle
karnelerini tutmuş, giriş salonunu ve merdivenleri doldurmuş, tiyatroya giriyormuşçasına uğultu yapıyorlardı. Üç yıl boyunca hemen her gün geçtiğim,
yedi sınıfın kapısının açıldığı giriş kattaki o geniş salonu görünce içim pek hoş oldu. Ortalık kalabalıktı,
öğretmenler gidip geliyorlardı.
Birinci sınıf öğretmenim sınıfın kapısında bana
selam verip “Enrico, sen bu yıl üst kattasın. Seni bir
daha buradan geçerken göremeyeceğim!” diyerek
üzüntüyle baktı bana.
Müdürün etrafı çocuklarına yer kalmadığı için endişeli haldeki kadınlarla sarılmıştı, adamın sakalı geçen yılkinden biraz daha ağarmış gibi göründü bana. Çocukları da büyümüş, irileşmiş buldum.
Öğrencilerin sınıflara dağıtımı işinin yapılmış olduğu giriş katta sınıfına girmek istemeyip sıpalar gibi
ayak direyen, ilkokula hazırlık sınıfına başlayan çocuklar vardı, onları zorla içeri çekmek gerekiyordu;
kimi sıralardan kaçıyor, kimi anne babasının gittiğini görünce ağlamaya başlıyordu, anne babaları geri
dönüp onları avutmak ya da eve geri götürmek zorunda kalıyorlar ve öğretmenler de yılgınlığa kapılıyordu. Küçük kardeşim Delcati Öğretmen’in sınıfına verilmişti, ben birinci kattaki Perboni Öğretmen’in sınıfına gidecektim. Saat onda hepimiz sınıftaydık, elli dört kişiydik; ikinci sınıftan, aralarında
hep sınıf birincisi olan Derossi’nin de yer aldığı on
beş-on altı arkadaşım vardı ancak. Yazı geçirmiş olduğum ormanları, dağları düşününce okul bana öyle küçük, öyle iç karartıcı göründü ki… Hep bizimle
birlikte gülecek denli iyi yürekli, aramızdan biri sayılabilecek denli de ufak tefek olan ikinci sınıf öğretmenim de geliyordu aklıma ve o karmakarışık kızıl saçlarıyla onu bir daha orada göremeyeceğim için
üzülüyordum. Şimdiki öğretmenimizse uzun boylu, sakalsız, kırlaşmış uzun saçları ve alnında düz
bir çizgi var, gür sesli, her birimizin gözünün içine
tek tek, içimizi okurmuşçasına bakıyor ve hiç yüzü
gülmüyor.
İçimden şöyle diyordum:
“İşte ilk gün. Daha dokuz ay var. Onca ders, onca
aylık sınav, onca yorucu çalışma!”
Çıkışta annemi bulmaya öyle ihtiyacım vardı ki,
koşup ellerini öptüm.
Annem bana “Cesaret, Enrico!” dedi. “Birlikte çalışacağız.”
Eve mutlu mesut döndüm. Ama artık o güzel tebessümüyle neşe dolu öğretmenim yoktu, okul önceden olduğu gibi güzel görünmüyordu gözüme.


KÜNYE
Çocuk Kalbi
Edmondo de Amicis
Çeviri: Ümit Edeş
İletişim Yayınları
1. baskı – Mart 2020
491 sayfa


Edmondo de Amicis
21 Ekim 1846’da Oneglia, Sardinya’da doğdu. Okula Torino’da başladı. Sonra askerî okula yazılıp subay oldu. Askerlikle ilgili bir dergiye yazılar yazdı ve ardından, ordudan ayrılıp kendini tamamen yazı işlerine verdi. Ünlenmesini sağlayan romanı Çocuk Kalbi 1886’da yayımlandı. 11 Mart 1908’de hayatını kaybetti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here