Dar bir roman hakkında geniş bir kampanya – Seza Özdemir

Bugünün dünyasında önemli olan ?hak etmek? değil, ?satmak?! Artık savaş ve barış bile bir pazarlama meselesi haline geldi. Hal böyleyken bir romanın gerçekten büyük olup olmadığına kim bakar.
Özellikle medya, siyaset ve finans alanlarında çokça maruz kaldığımız ?pazarlama? yanılsamasına, son 20 yılda sanat özellikle de edebiyat da dahil oldu. Kitabın, ?sektör nesnesi? olarak ele alındığı bir çağda, bir romandan kolaylıkla ?büyük? olarak söz edilir hale geldi. Bunun son örneği de, Harry Potter adlı fantastik roman dizisiyle bugünün çocuklarına bir hayal kahramanı sunmayı başaran yazar J.K. Rowling?in ülkemizde yayınlanan yeni romanı.

ALICIYA BİR ETİKET VER YETER!
Doğan Kitap, yazarın ?Boş Koltuk? adlı romanını ?Yüzyılın en büyük hikâye anlatıcısı J.K. Rowling?den… Küçük bir kasaba hakkında büyük bir roman? sözleriyle mart ayında raflara çıkardı. Hatta yetmedi, kitabın arka kapağına bile bu yargıyı ekledi. Kitap hakkında ne düşüneceğini bilmeyen(!) okura önceden yol göstermek gerek, değil mi? Peki, önceki yazdıklarından tür olarak farklı bir romanla okur karşısına çıkan Rowling?in ?Boş Koltuk?u gerçekten ?büyük roman? nitelemesini hak ediyor mu?

Roman, bir İngiliz kasabası olan Pagford?daki insanlar ve o insanlar arasındaki toplumsal çatışmalar üzerinden büyük bir iş yapmayı hedefliyor. Yazar, Harry Potter?daki iyi-kötü çatışması üzerine kurulu o fantastik dünyanın tersine bu kez gerçek dünyaya ve gerçek insan doğasına bakmaya çalışmış. Bunu yaparken de önemli bir başlangıç noktası yakalamış ancak ne yazık ki bunu layıkıyla kullanabildiğini söyleyemiyoruz.

KOLTUK SAVAŞIYLA KURGULANAN BİR TOPLUMSAL HİCİV
Koltuk savaşı, hem sinemada hem edebiyatta öykü için önemli bir unsur olabilir. Hele ki insan doğasına ve toplumsal varoluşa dair söyleyebileceklerinizi kurgulamak için verimli bir araç. ?Boş Koltuk? adlı romanın yazarı Rowling de, Pagford Belediye Meclisi üyesi Barry Fairbrother?ın beklenmedik ölümü nedeniyle boşalan koltuğu ile o kasabadaki insani ve toplumsal çatışmaların su yüzüne çıkışını anlatmaya çalışmış.

Dışarıdan her şeyin ?normal? göründüğü Pagford?da buzdağının altında kalanları, bir kişinin beklenmedik ölümü nasıl su yüzüne vuracaksa; yine o kasabadaki ikiyüzlülük, kin, hırs ve yalanları da, belediye meclisinin internet sitesinde ?Barry Fairbrother?ın Hayaleti? mahlasıyla yayınlanan mesajlar ortaya çıkaracak. Yazar Rowling, romanda üst tabakanın alt tabakayla çatışması, ailelerin çocuklarıyla çatışması, kadınların kocalarıyla ve öğrencilerin öğretmenleriyle çatışmasını anlatıyor ancak ne yazık ki okura bunları derinlikli ve sahici bir biçimde gösteremiyor.

KARTON KARAKTERLERLE EZBERE ANLATIMLAR
Zenginlerin yoksulları hakir gördüğü, onların sorumluluğunu almak istemediği temel bir toplumsal çatışma, belediye meclisinde boşalan koltuğun hangi tarafın çıkarına dolacağı sorusunda somutlaştırılmaya çalışılmış. Ancak ortaya konan bu mücadelede taraflardan biri; çatışmanın doğal tarafı yoksullar olması gerekirken, onların yerine mücadele eden ve sosyo-ekonomik açıdan iyi durumda olan birkaç karakterden başkası değil. Dolayısıyla sınıfsalmış gibi görünen koltuk savaşında bile aslında sınıfsal bir kavga yok.
İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan hırs, kin ve birbirinin kirli çamaşırlarının ortaya çıkmasından alınan haz bile; karakterler hakkında başarılı psikolojik çözümlemeler yapılamaması nedeniyle son derece ezbere anlatılmış oluyor.

YARATICI BİR VAHADAN DİZİ KILIKLI BİR ROMANA
Usta işi olabilecek hikâye, karakterler iyi analiz edilmeyip canlı birer insana dönüşemediği için bir televizyon dizisinin insan tipleriyle yaşamaya çalışıyor. Romanın başında ölen Fairbrother?ın baş rakibi Howard Mollison ya da Fairbrother?ın en yakın dostu Doktor Parminder Jawanda?nın bile varoluş özelliklerinin temelinde nelerin yattığı kaba bir neden-sonuç ilişkisinin ötesine geçemiyor. Romanın gerçek zamanında sadece birkaç saatliğine yaşatılan Barry Fairbrother bile, zamanda geriye gidişlerde anlatıldığı kadarıyla daha canlı bir karakter izlenimi veriyor. Onun öldüğü gün başlayan hikâyede kasaba insanlarının hiçbirinin ne yazık ki yeterince içine girip onları sindiremiyorsunuz.

Samantha Mollison?ın kocası Miles ile yaşadığı çatışmanın temeli, erken yaşta hamile kalıp evlenen bir kadının bir türlü inandırıcı olamayan açmazından öteye gidemiyor. Yazar da bunu anlamış olmalı ki, bu açmaza hikâyenin sonunda okurun nasıl olduğunu bir türlü anlayamayacağı bir mutlu son çizmiş. Shirley Mollison?ın tipik özellikleri, onu karton karakterden bir insana dönüştürmüyor. Tessa, Gavin ve Kay?in yaşadığı ikilemler, ne yazık ki kalıp/şablon anlatımları aşamıyor. Şişko lakaplı Stuart Wall?ın anne ve babasıyla yaşadığı ?varsayılan? çatışma öyle gerçekdışı ki; yine ailesiyle sorun yaşayan bir genç olan Andrew Price?ın ağzından yalanlanmış oluyor. Yani, Andrew bile arkadaşı Şişko?nun ailesiyle olan sorununu anlamıyor ve böylece okur yerine yazarın kendisi daha kendi karakterlerine inanmıyor, onları sahici bulmuyor.

Bir yazarın karakter yaratmadaki başarısının en önemli göstergelerinden biri, inandırıcılık ve sahicilikse; biri de çokboyutluluk. Doğan Kitap?ın ?yüzyılın en büyük hikaye anlatıcısı? olarak pazarladığı Rowling?in yine ?büyük roman?ı olarak sunduğu ?Boş Koltuk?; öyküsü ve kurgusuyla başarılı ve sağlam bir zemin üzerinde yükselebilecekken, karakter yaratımıyla başarısızlığa uğruyor. Eğer olgulara odaklanan bir yapıt vermek istiyorsanız karakterleri yeterince olgunlaştıramamak bir kusur olarak görülüp geçilebilir. Ancak insanoğlunun varoluşuna ve toplumsal gerçek hayata dair söz söyleme iddiası karşısında; okur için öncelikli olan, karakterlerin televizyondaki dizi karakterlerinden daha sahici ve derinlikli çizilip çizilemediği, psikolojik çözümlemenin ne kadar etkin yapılabildiği oluyor.

SAT GİTSİN!
?Pazarlama?, yaşadığımız yüzyılı anlatan ve belki de tarihte bu döneme ilişkin anahtar sözcük olabilecek kavramlardan biri. İnsanoğlu iki dünya savaşı, bir soğuk savaş gördükten sonra (ve artık sömürü ve savaşın bile çok daha kalleşçe yapıldığı bir zamanda) herhangi bir şeye ya da birine ?hakkını vermek?ten çok onu ?küçülterek? ya da ?büyüterek? pazarlamaya sarıldı. Bugünün dünyasında önemli olan ?hak etmek? değil, ?satmak?! Artık savaş ve barış bile bir pazarlama meselesi haline geldi. Hal böyleyken bir romanın gerçekten büyük olup olmadığına kim bakar, ?Küçük bir kasaba hakkında büyük bir roman? deyin, pazarlayın gitsin?

Seza Özdemir

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Roma Tarihine Bir Bakış – Selcan Karabulut

İkiz kardeşler Romulus ve Remus?un m.ö 753?de kurduğu daha sonra cinayetle son bulan imparatorluğun başkenti olan şehrin adıdır Roma. İktidar...

Kapat