Uygarlık Yolunda Özgürler: ?Konstantinopolis Kapılarında? – Yavuz Angınbaş

Daha çok ?İstanbul Dörtlüsü? ve ?Dekadans Geceleri? gibi eserlerinde modern insanın varoluşsal bunalımlarını ve topluma ayak uyduramayan kaybedenlerin öykülerini ele alması ile tanıdığımız Hikmet Temel Akarsu bu defa tarihi bir roman ile karşımızda. ?Kontantinopolis Kapılarında?, yazarın 2008 yılında yayımlanan ?Özgürlerin Kaderi? ile başlattığı ve Türklerin Anadolu?yu yurt edinmelerini anlatan seriyi devam ettiriyor. Eserin konusu, kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi tarihimizin Küçük Asya?daki serüveninin başlangıcına dayanıyor: ?Romanda, Büyük Selçuklu İmparatorluğundaki veraset meselelerinden dolayı kendine yeni bir yurt arayan Kutalmışoğlu Süleyman Şah önderliğindeki seleflerimizin; yani Anadolu?yu yurt edinmiş ilk Türkmen boylarının çarpıcı ve adanmışlık dolu serüvenleri, bugüne kadar Türk edebiyatında benzerine pek rastlanmamış bir teknikle anlatılıyor.? (Arka Kapaktan)
Peki daha çok şehir hayatının yarattığı içsel bunalımlara getirdiği keskin çözümlemeler ile tanıdığımız Akarsu son zamanlarda gerek edebiyat gerekse sinema ve televizyonda sıklıkla rastladığımız Türk Tarihi konulu eserlere yeni neler getiriyor?
Son dönemde sıkça rastladığımız bu eserlerin büyük çoğunluğunda karşılaştığımız dünya hâkimiyeti, güç ve saltanat kavgaları ve tarihi karakterlerin ego çatışmalarından farklı olarak, Anadolu Selçuklularının Bizans hâkimiyetindeki İznik?i işgali ile bağımsızlıklarını ilan etmelerini ve Büyük Selçuklular ile girdikleri otorite mücadelesinin anlatıldığı ?Konstantinopolis Kapılarında? daha çok özgürlük, adalet ve milletler arası kardeşlik ve barış temalarının öne çıktığı bir eser. Dolayısıyla Hikmet Temel Akarsu?nun son romanı tarihimize bakışta radikal bir yaklaşım farkı getiriyor. İstila, fütûhat, savaş, hamaset, yayılma, hükmetme ve üstün gelme gibi çağımızda mahkûm edilmiş edimlerin ötesinde bir bakış açısını taşıyan bu yaklaşım bir anlamda tarihimizi çağdaş değerlerle barıştıran ve hümanist yaklaşımlar içeren farklı bir tutum. Bugüne kadar şövenist söylemin önemli unsurlarını oluşturan milli tarih kavramımıza getirdiği yeni yaklaşımlar dolayısıyla ?Konstantinopolis Kapılarında? ayrıca ilgi çekici bir okuma serüveni sunmakta.
Eserden alıntılarla örnekleyecek olursak; yazar, Türkmenlerin yürüttüğü yayılmacı politikanın yurt edinmek ve halkların özgürlüğünü sağlayabilmek olduğunun altını şu satırlar ile çiziyor.
?Allah doğru yoldan ayırmaya! Allah bizi garip gurebanın, fakir fukaranın, ezilenlerin, hakkı yenenlerin yanından ayırmaya. Allah cümle özgürleri gördüğünden ayırmaya!?
Romanın ilk yarısı boyunca Türkmenler, Bizanslı yöneticilerin düzenlediği entrikalar ve yürüttükleri psikolojik savaş ile baş edemeyen, savaş konusunda son derece başarılı fakat duyguları ile hareket eden, tüm Bizanslıları düşman olarak gören, bira primitif bir topluluk olarak tasvir edilmiş. Bu bölümler boyunca sürüp giden Konstantinopolis tasvirlerinin, tarihsel plato anlatılarının ve entrikaların tıpkı şövalye romanlarında olduğu gibi son derecede etkili ve heyecan unsurunu ayakta tutacak şekilde başarılı olduğunu ayrıca kaydetmek gerekir. Fakat romanın ilk yarısında sürüp giden bu hasmane, düşmansı söyleme karşın romanın ikinci yarısında bu duygular önyargının yerini milletlerin kardeşliğinin aldığı bir düşünceye bırakıyor. Bu düşünce özellikle Son-Tigin?in Bizans Prensi Maria?ya âşık olduğunu anladığı bölümlerde vurgulanıyor.
?Eğer Bizansta böyle bir yaratık, böyle bir ahu ceylan, böyle bir melaike yaşıyorsa eğer; eğer bu medeniyet böyle bir insan yetiştirebiliyorsa; demek ki orada da sevilesi bir yaşam olabilirdi. Belki de insancıkları birbirine düşman eden, bu cenkler, bu kavgalar, bu alıp veremezliklerdi ve bunları hep yüce hakanlar, imparatorlar, yönetenler, tiranlar; kısacası iktidarlar meydana getiriyordu. Belki de; belki de neden olmasın; Bizanslılar da aynen onlar gibi insanlardı. Diyen, gülen, seven, yiyen, içen, ailesini, ülkesini seven??
Romanın ikinci yarısında yaşanan bu değişim, İznik?in teslim alındığı sahnede doruk noktasına ulaşıyor ve adeta romanın manifestosu olan bir düşünsel algıyı tarif eden Bilge Eren?in sözleri ile Anadolu Selçukluların yönetim felsefesini belirliyor.
??Müsterih ol yiğit kumandan! Ne sana ne de tebaana dokunulacak! İstersen sen ve kahraman erlerin çıkıp Konstantinopol?e gidebilirsiniz. Masum halkın da dinine, inancına, malına, namusuna, ırzına dokunulmayacak. Burası dünyanın en mesut başkenti olacak! Çünkü burada özgürlerlerin uygar olduğu bir devlet kurulacak. Adına Anadolu Selçuklu Sultanlığı denecek. Başkenti Nikaia olacak ve buradan tüm insanlığa özgürlük yayılacak? Ve bundan kelli, özgürlerin ordusu, imparatorlukları yıkıp da toynakları ile çiğnediği hiçbir memlekette kimsenin, dinine, inancına, özgürlüğüne, malına, canına, ırzına, namusuna dokunmayacak! ?
İki millet arasında oluşan bu karşılıklı anlayış ve barış içinde yaşama ilkesi Anadolu Selçuklularının Büyük Selçuklular ile yaşadıkları otorite mücadelesinde İznik?te yaşayan Hıristiyan halktan destek almaları ile daha da pekiştiriliyor. Akarsu, kurduğu bu yapı ile popüler kültürde aşırı milliyetçi, fanatik ve ırkçılığa kadar varabilen Türk tarihi olgusunu tam tersi bir yönde ilerletiyor ve yendiği kavimlerle bir ve kardeş olan, imparatorluk ideallerine karşı tüm insanlık için özgürlük ve paylaşım ideallerini benimseyen özgür Türk kavmi fikrini düşünce hayatımıza sokuyor.
Roman düşünsel bağlamda şövalye romanlarındaki devlet, varsıllık ve soylu sınıf için savaşan kahramanlar fikrinden uzaklaşırken estetik açıdan yine bu geleneğe ait olan stilize ve epik anlatım geleneğinden faydalanıyor. Yazar eserinde gerçeküstü öğelere yer vermemeyi tercih etse de; daha çok fantezi edebiyatta görmeye alışkın olduğumuz görsel zenginlik dolu serüven betimlemeleri, şövalye romanlarına özgü kılıç ve aksiyon sahneleri, adanmış duygusallıklar dünyası ve naif düşünsel algı eserin ana örüntüsü boyunca sürüp gidiyor. Savaş ve çatışma sahnelerinde öne çıkan vurucu betimlemeler, heyecanlı aksiyon sahneleri, girift entrikalar ve Hikmet Temel Akarsu?nun döneme özgü terimlerle bezediği sade anlatımı romanın sürükleyici yapısına büyük katkıda bulunuyor. Fakat Akarsu bu imgeleri ve estetik kaygıyı öne çıkarırken inandırıcılıktan uzaklaşmamaya ve abartılı bir anlatıma kaçmamaya özen gösteriyor.
?Konstantinopolis Kapılarında? gerek evrensel kardeşlik ve özgürlük vurgusu gerekse stilize ve epik yapısı ile edebiyatımızdaki Türk Tarihi temelli eserlere yeni bir soluk getirmeyi başarıyor. Tarihe değişik açılardan bakmaktan çekinmeyen ve Türk kavminin egemenlik amacının kökenindeki idealler ile ilgilenen okuyucuların zevk ile okuyacakları bir eser ?Konstantinopolis Kapılarında?.

Yavuz Angınbaş
yavuzang@gmail.com

Not: Bu yazı 11.5.2012 Tarihli Taraf Kitap Eki?nde yayımlandı.

Kitabın Künyesi
Konstantinopolis Kapılarında
(Bir Bahadırlık Romanı)
Hikmet Temel Akarsu
Doğan Kitap / Tarihi Roman Dizisi
İstanbul, Nisan 2012, 1. Basım
292 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Ağustosta Üşümek – Duran Aydın

Tek bir çatılı ev göremeyeceğiniz Adana'da ağustosta üşüyebilir misiniz? Ne soğuk suyun altında, ne klimalı bir odada, ne de vantilatörün...

Kapat