Deccal ve Kadın – Şahnaz Civelek (*)

Erillik ve dişillik ayrımını kontrollü bir şekilde karşıt kavramlar haline getirmenin sonucudur cinsiyet ayrımcılığı. Amaç aşikardır ki; ataerkil sistemi meşrulaştırmak ve bu yapıyı ayakta tutmak… Burada erillik dişillik ikiliği kendini sert- yumuşak, rasyonel-duygusal, aktif-pasif gibi söylemlerle var etmekte ve devamını sağlamaktadır. Ancak bu karşıtlıklarda kadına yüklenen hep negatif özelliklerdir bu da dolayısıyla kadının karşısında duran erkeğe pozitiflik atfettirir ve onun yerinin sağlamlaşmasına çanak tutar. Oysa erkeğin bu konumu vurgulanmış dişilik karşısında oluşan ?hegemonik erillik?(2) ten başka da bir şey değildir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık toplumsallaşmanın ve kültürün inşasıdır. Bu süreçte ise medyanın, dolayısıyla sinemanın toplumsal cinsiyet ilişkilerinin düzenlenmesinde oldukça etkin bir rolü vardır. Kadınların medyadaki ve bu bağlamda sinemada temsili egemen ideolojiler bağlamında çeşitli roller içinde sunulmaktadır; bu roller genelde, ya sadece beden olarak ele alınan-cinsel obje olarak sunulan kadın; ya da, iyi! bir eş, anne, ev hanımı olma vazifelerini yerine getirebilen mukaddes kadın? Haliyle sanat (sinema, roman,vs.) da buna kimi zaman önayak olmaktadır,kimi zaman da tam da bu simgeleri kullanarak ?olanı? eleştirmektedir. İşte Lars Von Trier?in ?Antichrist? filmini de tam da bu bağlamda ele alacağım.
Öncelikle şunu belirtmek gereklidir ki; film sadece bir açıdan ele alınıp değerlendirilebilecek bir film değildir fakat Lars Von Trier?in gerek bu filmi gerekse de diğer birçok filminde kadının üzerinden filmi var etmesi, konunun kadın karakteri merkezinde gelişmesi kesinlikle yadsınamayacak ve önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Dogville?deki Grace karakteri izleyiciye güç ve güçsüzlük ikileminin aslında hiç de zıt noktalar olmayıp aksine aralarında çok ince bir çizgi olduğunu gösteriyor, iyilik ve ahlak kavramlarının ise yeniden sorgulanmasına olanak sağlıyor ve Manderlay?de yine bu kadın karakteri aynı savaşımı veriyor. Breaking The Waves filminde de başlarda oldukça zayıf olan Bess karakterinin, kadere ve tanrıya karşı duruşuyla nasıl da yön değiştirdiği çıkıyor karşımıza?
Antichrist filminde ise ?kadın? bu kez, çocuğunun ölümü üzerine kendini suçlu hisseden ve bu suçluluk duygusu yüzünden travma geçiren hasta, yas tutan, duygusal bir anne/eş olarak çıkar karşımıza. Kocası ise karısını bu durumdan kurtarmaya, onu tedavi etmeye, normalleştirmeye çalışan, mantığıyla hareket eden bir psikoterapisttir. Adam karısının korkuları üzerine çalışmaya başlar ve onu iyileşmesi için ormandaki kulübelerine götürür ve kargaşa başlar?
Film oldukça sakin yavaş ilerler, bir acelesi yoktur fakat görseller ve imgeler de bir o kadar sert kullanılmıştır ki, insanın kanını dondurur nitelikte?Yani Trier yine uçlardadır bu filmde, kadını ele alış biçimi de yazarı/yönetmeni, kimileri tarafından feminist kimileri tarafından ise kadın düşmanı yapmıştır? Açıkcası ben bu filmde kadını kesinlikle erkekten ayrı olarak değerlendirmemek gerektiği kanısındayım. Evet ilk bakışta görülen karısına yardım etmeye çalışan onu ehlileştirmeye çalışan analitik düşünen bir kocadır erkek karakteri. Kadın ise şeytan olandır, ?ağlayan kadın aldatan kadındır? der kendi de. Kendini suçlu hisseder çocuğunun ölümünden dolayı, çünkü o cinsel hazzın doruğundayken düşmüştür çocuğu pencereden aşağı ve kadın kendini, kadının cinselliğini, hazzını suçlar. Çünkü o kendine yüklenen çocuğuna bakma sorumluluğunu yerine getirememiştir, iyi bir anne olmamıştır.

Acı, cinsellik, arınma
Trier filmde cinsellik ve acıyı aynı düzlemde ele alır. Kadın cinselliğini suçlar, tıpkı dinin ve toplumun kadının cinselliğini suçladığı gibi.. Fakat acısını yine cinsellikle unutmaya çalışır, arınmak ister. Filmin ilk sahnesinde karşımıza çıkan da bu arınma duygusudur; cinsel ilişki yaşanır, kadın ve erkek boşalır, çamaşır makinesi durur (temizlenme tamamlanmıştır), etrafta bir şeyler kırılır ve çocuk ölür. Kadının hazzıdır çocuğu öldüren?
Belki de kadın suçluluk duygusundan dolayı bu acıyı defalarca yaşamak ister (tedavi sürecinde erkeği sürekli ilişkiye zorlayan kendisidir), fakat sonunda bu duygudan kurtulma isteği ağır basar ve hem erkeği hem kendini hadım eder? Oysa ?arılık vaazı, kamusal açıdan doğaya, aykırılığa kışkırtmadır. Cinselliğe ilişkin her horgörü, cinsel yaşamın kutsal ruhuna karşı işlenmiş esaslı günahtır.?(3)
Kadın kendini kadın olduğu için suçlar, kadınlar kötüdür ona göre, yani bu süreçte düşünceleri evrilmiş ve bu noktaya gelmiştir. Çünkü önceleri bu sorun üzerine, kadınların ortaçağda yakılmalarına karşı tez yazan kadın son süreçte kendini tam da bu zihniyete kurban etmiş ve kadınları ?cadı? olarak görmeye başlamıştır, Ona göre artık kadın doğası gereği kötüdür, Kim bilir belki de bu anlayışı onu vahşiliğinden dolayı kendini suçlamaması gerekliliğine inandırmıştır, çünkü kötülük onun ?doğasındadır??

Nietzsche?nin ?tanrısı?, Trier?in ?kadını?
Kadın doğa, erkek ise akılla özdeşleşmiştir. Kadının korkuları üzerine giderek onu tedavi etmeye çalışan erkek onu ormandaki kulübeye götürmüştür, çünkü kadın ormandan korkmaktadır. Buradaki orman imgesi tam da Nietzsche?de karşımıza çıkan doğa imgesidir. Erkek onun doğayla yüzleştirdikçe o kendisine dönecek ve vahşi doğanın kendisi olacaktır. Oysa burada Nietzsche?nin de Trier?in de anlatmaya çalıştığı şey kadının vahşi doğası değildir. Aksine Nietzsche, filmle aynı ismi paylaşan Deccal isimli kitabında ?doğaya her türlü aykırılık günahtır? der ve aslında tanrıyı doğa üzerinden yeniden tanımlamıştır. Bu onun hristiyanlığa, dine apaçık karşı duruşudur da. Çünkü tek tanrılı dinlerde doğa, tanrının karşıtı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. O ise dinlerin yarattığı tanrıya karşı çıkmıştır. Trier de doğayı kadınla birleştirmiştir. Bu bağlamda düşündüğümüzde, dinlerde karşımıza çıkan ?doğal olan günahtır? anlayışı, tam tersi bir hal almıştır. Burada deccal olan kadın, aslında doğadır, tanrıdır. Bu da tüm doğal olanları günah sayan dinler için kadını deccal yapmaya fazlasıyla yetmektedir? Kadın doğasında varolan cinsellikten dolayı suçlanmış ve ona şeytan denmiştir. Yani anlaşılan Trier her ne kadar kadını acımasız, kötü, akıldan yoksun, ilgisiz vahşi olarak gösterip seyirci tarafından çoğunlukla kadına karşı haksızlık yaptığıyla eleştirilse de , aslında derinlikte anlatmak istediği bu değildir. Çünkü karakterin bu tutumunda erkeğin ve toplumun da çok önemli bir yeri vardır. Filmde erkek kadına her ne kadar sürekli yardım etmeye çalışıyor olsa da onu hep aklıyla ezmiştir, Trier çocuğun annesinin gözler önünde düşüş sahnesini göstererek onu ilgisizlikten dolayı izleyicinin suçlamasını sağlıyor gibi görünse de aslında bu zaten varolan toplumun suçlamasının ta kendisidir, Trier sadece olanı gözler önüne sermiştir. Kadın karakteri de her ne kadar kendini suçlayan, ağlayıp sızlayan,duygusal hatta ezik bir şekilde karşımıza çıksa da aslında o doğadır, güçtür… Ve erkek karakteri; ne ölçüde rasyonalitenin sembolü olarak ele alınırsa alınsa ortaçağda kadını yakan zihniyetin ta kendisidir(4) ?

Notlar
(1)(*)Şahnaz Civelek, Kocaeli Üniversitesi, Gazetecilik- Felsefe Bölümü, Lisans Öğrencisi.
(2)Kavram ilk olarak Connell (1995) tarafından ortaya atılmıştır.
?Patriarkinin meşrulaştırılması sorunsalına genel kabul görmüş bir cevap olarak toplumsal cinsiyet pratiklerinin yapılanışı anlamına gelen
ve erkeklerin baskın konumları ile kadınların ikincil konumlarını garanti
eden bir kavram? olarak tanımlanır (Connell, 1995).
(3)NİETZSCHE Friedrich,Deccal, Say Yayınları,s.87
(4)Açıklama: filmin sonunda erkek kadını öldürür ve yakar.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kapitalizm ve Psikoloji – Okan Yolcu

İnsanın tarihsel sürecine baktığımız zaman doğayla uyumlu, yaşadığı toplumun önceliğini kendi önceliğinden üstün tutan (ilkel komünist toplum) sosyal, huzurlu bir...

Kapat