En-Barbar Savaş / Ana-Kadın-Erkek / İnsan – Nejdet Evren

Kadının doğal üreticiliği yanında emeği ile yarattığı değer birleşince tüm toplumsal yapı şekillerinde ? tarih öncesi ve sonrasında- onun ayrı bir yere konulması sonucunu doğurmuştur. Kadının her alandaki üreticiliği onun duygusal yapılanmasını da etkileyerek daha karmaşık ?erkeğe göre daha gelişkin ? yapı oluşturmasını sağlamıştır. Üretici emeğinden dolayıdır ki kadın emek-sömürüsünden ilk nasibini alan tür olmuştur. Kölecilikten öncedir kadının sömürüsü. Tüm zamanlarda kadın üst bir değer olarak ele alınmış ve öyle yorumlanmıştır; sömürülen gururunun okşanması adına yapılmıştır bu; cennet ana-kadın ayağına serilerek onore edilmiştir. Ana ve kadının yeri her kültürde ayrı bir yere sahiptir. Ancak görülen odur ki ana kutsanırken kadın küçümsenmiş ve sömürülmüştür. Kadının erkek egemenliği karşısında var olmak için duruşu, ona erkeğin rolünü yükleyerek, erkek egemenliğinin yeniden ve kadın üzerinden yaratılması sonucunu doğurmuştur. Ana olmak başlı başına üstün bir değer değildir. Tüm cinslerin bunun farkında olması gerekir. -Baba olmanın üstün bir değer olmadığı gibi- Biyolojik var olma biçimleri kendi içlerinde yek-diğerlerine karşı ve yek-diğeri ile bir değere sahiptir. Kadın ve ana ayırımı yapmak bir açıdan kadının ana gözüyle küçümsenmesidir. Kadının ana ve kadın olarak kategorize edilmesi özünde erkek düşüncesinin bir yanılgısıdır ve bir küçümsemeyi barındırmaktadır. Tüm kadınların doğursa da doğurmasa da bir ana, tüm anaların doğursa da doğurmasa da bir kadın oldukları asla unutulmamalıdır. Yer yüzü cenneti hiç kimsenin ayakları altında değildir. Cennet erkeklerin ayakları altına serilen bir halı ise eğer, yok edilmelidir. Her zaman ? anamız, avradımız, yarimiz? olarak gördüğümüz kadınlar, bizim kadınlarımız ?genel kadınlar? olarak karşımıza çıktığında neden anamız avradımız ve yarimiz olarak görmeyip aşağılarız?! ? hayat kadını!?? ne demekse?! Yatağımızı paylaştığımız kadın hayat kadını değil demek için mi bu tanım kullanılır ki?! Hayret etmemek işten değil?! Kadını kullanan erkek nerede olursa olsun hem kendini hem de kadını küçümsemiş olur ve bu bir düşmedir/aşağılanma ve aşağılamadır. Bir insanın bedenini satın almak! Aşağılık bir durum olmalı?! Din, dil, kültür fark etmez…

Ana ve kadın değerli ise bu eşitlenmelidir.

Ana ve kadın değerli ise bu eşitlenmelidir. Erkek değerli ise bu da eşitlenmelidir. İnsan değerli ise özgürlükle eşitlenmelidir.

Analar oğullarını kutsadıklarında kendilerini küçümsediklerinin farkında değil iseler bağımlı olmaya mahkumdurlar. Unutmamak gerekir ki çocuklara en güçlü ve kalıcı aktarımları analar yaparlar. Gelinen aşamada anaya ?hayır? demeyi ?bu onu önemsememek, değer vermemek olarak yorumlanmamalı, tam tersi ona gerçek anlamda değer vermektir, çünkü analarımız erkek gibi düşünmektedirler- öğrenmek gerekmektedir. Kadını egemenliği altına alan, sömüren toplumlar kendilerini yok ederler; asla özgürleşemezler; tüm duvarlar beyin dokularına işler ve sadece özgür oldukları yanılgısını taşırlar. Baskı ve sömürü yok edilmedikçe de özgürlük bir yanılgıdır.

Ata-Baba
Ana olgusuna koşut neredeyse kutsal sayılan ata-baba fenomeninin görünen biçimlerine bakarak yüklenilen ve aktarılan değerler çerçevesinde o değeri, değerler olgusu içerisinde bir yere yerleştiririz. Bunu yaparken, tarihsel aktarımların içinde kaldığımızı çoğu kez fark etmeyebiliriz. Ata-baba olgusuna sosyolojik olarak yüklenen koruma ve bakım görevleri onu çoğu zaman sevgi temelinden uzaklaştırmaktadır. Bu olgu, içeriğinden bu şekilde yalıtıldığında ise biyolojik ardıllar kalır geriye. Oysa ki Cengiz Aytmatov?un ?Selvi Boylum, Al Yazmalım? adlı romanında çok güzel işlediği gibi sevgi temeline yaklaştırıldığında ata-baba olgusunun biyolojik bir değerinin olmadığı görülecektir. Ancak sosyal yaşam içindeki bireylerine en az bir ödev yüklemektedir. Sonraki kuşaklara sevgi temelinde daha özgür bir ortam yaratabilme ödevidir bu. Ata-baba olgusu üretken ana ile bu noktada birleşebilirse içinde biriktirdiği şiddetin kaynağı olan utanç duygusunu aşabilecektir. Erkeğin egemenlik kültü ile ata-baba olguları aynı kavşakta buluşmaktadırlar. Çözümlenmesi gereken de tam bu noktada erk-in cinslere ve daha güçsüz olanlara yıkıcı yönelimini yok ederek bu erk-in paylaşılmasının yollarını bulmaktır. Neredeyse beş-bin yıllık bir geçmişi olan bu kavşak henüz aşılabilmiş değildir. Erk-e yenik düşen ego, o kavşaktan çıkmak istememektedir. Bu bağlamda, ata-baba toplumsal ögesinin yeterince paylaşımcı olmadığı söylenebilir. Tüm bireylerinin yaşamak için duyumsadıkları olanaklarının yaratıldığı yüksek paylaşımcı toplumların varlığı-yaratılması-ütopyasında erdemli olabilmenin, dürüstlük-doğruluk, sorumluluk-anlayış, özveri-hoşgörü, sevgi-saygı, olgularının bazı değerlerin sırtından alınarak toplumun tüm bireylerine hasredilmeleri ve etiğin-estetiğin-kültürün yaratılmasını toplumsal ve bireysel olarak ön-görmek gerekmektedir. O zaman ana ve ata-baba kült?leri de farklılaşacak, içerik olarak zenginleşeceklerdir.

Kadın
Düşünürlerin yaptıkları tesbitlerinde belirledikleri gibi tarihsel süreçte emeği/duyguları/kimliği ilk sömürülen canlı türü olarak kadınları görmekteyiz. İlkel zincirli-kölelikten öncedir kadının sömürüsü. Kadının sömürüsü altında yatan olgu bilindiği üzere üretimin mal edinilmesi temeline dayalı emek sömürüsünden başka bir şey değildir.

Kadınları küçümseyen düşüncelerin temelinde sömürü zihniyetini barındıran güçlü saydıkları erkek egemen düşüncenin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her yönü ile üretken olan kadını küçümseyen ve sömüren hangi toplum olursa olsun, yıkılmaya ve çürümeye mahkumdur. Toplumsal duyarlılık kültürler-arası aktarılan bir olgu olsa da entelektüel duyarlılık bireyin kişilik yapılanması ile doğrudan orantılıdır. Entelektüel kimlik söylem ile eylem arasındaki farkı ortaya çıkaran kimliktir. Julien Banda nın dediği gibi ? entelektüelin misyonu, dünyanın efendisi haline gelmiş HAKSIZ VE YANLIŞ karşısında , CÜMLE ALEM DİZ ÇÖKERKEN bile, ayakta kalıp, ona İNSANLIK BİLİNCİYLE karşı çıkmaktır.?

El ile gelen düğün bayram atasözü boşuna söylenmemiştir. Haksız olan güçlünün yanında olmak kolay olandır ve süper-egoya yenik düşmek ve haksızın yanında yer almaktır. Her tür haksızlık tarihin belirli zaman dilimlerinde var olmuş ve olagelmektedir. Ancak, hiçbir şey tarihsel insan onuru bilinci karşısında sonsuza dek ayakta kalma şansını yakalayamamış olsa gerek ki, haksızlık sürekli renk değiştirerek mistifikasyonlara başvurmak zorunda kalmıştır

Bu gün Afganistan?da sokakta yalnız yürüyen ya da istemediği halde kendisini isteyen erkeğe varmayan binlerce kadının tüm vücutlarına kezzap dökülerek yakılıyorsa düşünmek gerekir.

Tarihin tüm zaman dilimlerinde bir canlı türü olarak insan kadın/erkek fark etmez güzeli yaratmak istemiştir. Bunu yaparken başkası istediği için değil tabi kendi tercihi olduğundan yapıyor ise kimsenin bu dokuya söz etmeye hakkı olamaz. Kadının süslenmesi erkeğin süslenmesi bunun içinde değerlendirilebilecek bir güzellik ve olgunluktur. Doğrusu bakımsız olan ne kadın ne de erkeğin savunulacak bir yönünü de göremiyorum. ?Kendisini erkek gözü ile biçimlendiren, kendisini kadın gözüyle biçimlendiren ; tabirimi hoş görün metalaştıran hem erkeğe hem de kadına karşı olduğumu da belirteyim.

Savaşı kim istiyor ve yaratıyor. Kadının sömürülmesi erkeğin en barbar savaşı değil midir. ?

Yazan: Nejdet Evren
Küçüksu, 2008

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Abidin Dino?nun Yapıtları – M. Şehmus Güzel

Abidin Dino sadece ressam olarak değil, ilk gençliğinden itibaren gazeteci ve yazar olarak ta dikkat çekti. Daha 17-18 yaşlarındayken, 1930?ların...

Kapat