Futbol A.Ş. – Christian Authier

“Küreselleşme ve eğlence sanayiiinin zafer çağında, dünyanın en küresel işi futbol. Başka hangi malı üç milyar tüketici alır? Coca-Cola bile bu rakama erişemez.” Gerçekten de futbol dünyanın en popüler ve en birleştirici sporu. Ama küreselleşme ile birlikte kulüplerin yapısı değişiyor, futbolun ve yan ürünlerinin pazarlanmasında, futbol-medya ilişkisinde, taraftar ve yıldız futbolcu profilinde, hatta taktik anlayışlarda bile bir kabuk değiştirme dönemi yaşanıyor.
Bu kitapta yeni futbol ekonomisi gözler önüne seriliyor ve küreselleşmenin, sahadaki oyun anlayışına, takım ruhuna ve spor ahlakına etkileri sorgulanıyor. Artık ideal seyirciler, şarkılar söyleyip çırpınan proleterler değil, stadyum localarına kurulan VİP’ler. Sponsorların, firmaların veya şahıs ortaklıklarının yıllık olarak kiraladığı bu geniş ve konforlu bölmeler kulüpler açısından önemli bir gelir kaynağı. Bir düzine davetli alabilen localar, hostesleri, yemek servisleri, şampanya ve televizyon ekranlarıyla birlikte kiralanıyor. Meşin yuvarlağın yeni yatırımcılarının istediği ve düşlediği seyirci budur işte: İleri gelenler, hissedarlar, beautiful people, akıllı uslu, iyi yetiştirilmiş insanlar. Futbol A.Ş. Bosman kararı, Anelka’nın rekor transfer ücretleri, şampiyonlar liginin doğuşu, video futbol oyunları, Maradona’nın trajedisi, futbol lejyonerliği gibi birçok öykü arasında bağıntılar kuruyor. Türkiye’de futbolun bugünü ve geleceği üzerine ilginç çağırışımlar yaratıyor. Herkesin çok seveceği bir üslupla ve olayların diliyle…

Kitaptan Bir Bölüm
“Anelka’nın piyasa değeri yanında, kendine ait değerleri var mıdır? En azından şu söylenebilir: Kişisel değerleri arasında forma aşkı ve takım ruhu yer almaz. Kendi bireyselliğini ve kolektifi küçümsemesini hep ön plana çıkarıp savunur?Anelka bir oyuncu olduğu kadar, bir marka ve bir firmadır da. Yükselen ve düşen bir menkul değerdir. Anelka’nın kişisel değerleri arasında forma aşkı ve takım ruhu yer almaz. Kendi bireyselliğini ve kolektifi küçümsemesini hep ön plana çıkartır. Gittiği takımlarda kulübün yan ürünlerinin satışında patlamaya yol açar. İlk haftalardan itibaren ciro %20-30 artar, ama Futbol A.Ş.’nin bu komutanının yeni başarı hikayesi ne kadar sürer bilinmez ama insana en çarpıcı gelen, oyun kalitesinden çok mali başarısının yarattığı hayranlık duygusudur. “

Tuğrul Akşar’ın 22/02/2004 Tarihinde Radikal 2 Eki’nde Yayınlanan “Endüstrileşen futbol” Adlı Yazısı
Eğlence ve endüstriyel sanayinin en ileri dönemini yaşadığımız bu çağda, dünyanın en evrensel ve en küresel işini futbol olarak tanımlarsak, herhalde yanılmamış oluruz… Hangi sanayinin ana dalında ya da hangi endüstri kolunda, üç milyarın üzerinde bir kişiden talep yaratabilecek bir sektör ya da üründen söz edebiliriz ki? Ya da bir başka deyişle, hangi malı üç milyarın üzerinde bir tüketiciye aynı ilgi ve yoğunlukta satabiliriz? Küreselleşen dünyamızın en yaygın ve en bilinen markası olan Coca Cola’nın bile futbolun popülaritesine ulaşamadığını biliyoruz. Gerçekten de futbol, dünyanın en popüler ve en birleştirici sporu bugün. Bu anlamda futbol, küreselleşmeyle birlikte bugün olimpik ruhtan hızla uzaklaşarak, günümüzün en yaygın tüketim kalıplarını belirleyen, ticari iş kollarından birisi haline geldi. Bu gelişim, futbolun pazar için yeniden üretiminin sağlandığı bir süreçtir de aynı zamanda. Yani futbol, gelişen ve değişen koşulların sonucunda, nitelik ve içerik olarak ciddi bir evrimsel süreç geçirdi, alınıp satılan bir meta haline geldi. Bunun parasal anlamı ise, tüm dünya genelinde yaklaşık 500 milyar dolara yaklaşan devasa bir cirodur. Futbolun sportiflikten endüstriyelliğe geçiş sürecinde, spor kulüplerinin de giderek değişmeye başladığını, sıradan bir futbol kulübünde bile gözlemleyebiliyoruz. Bu değişim ve gelişim süreci, futbolun yan ürünlerinin pazarlanmasında, futbol-medya ilişkisinde, taraftar ve yıldız futbolcu profilinde, hatta taktik anlayışlarda bile, bir kabuk değiştirme dönemi olarak yaşanıyor.

Önemli olan taraftarın gelir düzeyi
Yeni futbol ekonomisi, küreselleşmenin de verdiği ivmeyle, sahadaki oyun anlayışına, takımın ruhuna ve spor ahlakına doğrudan etki ediyor. Artık ideal seyircinin yerini, şarkılar söyleyip çırpınan altgelir grubuna mensup avam takımı değil, stadyum localarına kurulan VIP’ler alıyor. Endüstriyel bir işkoluna dönüşen günümüz futbolunda, sponsorların, firmaların ya da kişisel ortaklıkların yıllık olarak kiraladığı bu geniş ve konforlu bölmeler, kulüpler açısından önemli bir gelir kaynağı haline geldi; tam da bu anlamda geleneksel futbol seyircisi, gelişen yeni futbol ekonomisinin bir gereği olarak yerini müşteri-seyirci profiline bıraktı. Bu profil içinde yer alan en iyi müşterilerin de, yıllık gelirlerinin dişe dokunur bir kısmını, bu işe ayıranlardan oluştuğunu görüyoruz. Kısaca orta ve üstgelir grubu olarak nitendirebileceğimiz bu seyirci profili, futbolun uluslararası patronu olan UEFA ve FIFA’nın olduğu kadar diğer lokal federasyon ve kulüplerin de müşteri edinmeye çalıştığı önemli bir segmenti oluşturuyor. Artık stadyumdaki taraftar sayısından çok, onların gelir düzeyi daha önemli hale geldi. Liberal devrimin öncüsü Chelsea’nin 20 bin kombine kartlı seyircisinin yüzde 60’ı, yılda ortalama 34.000 pound yani, 62.500 dolarlık bir kazanca sahip ve kulüpleri için yılda ortalama 1.487 pound yani, 2.740 dolar para harcıyorlar. (“Futbol A.Ş.”, Christian Authier, Kitap Yay., 2002). Bu bağlamda ülkemizde ise üç büyüklerin yıllık sattıkları kombine kartlar ve diğer ticari/merchandising gelirlerini baz alarak yaptığımız bir hesaplamada; Orta ve üstgelir grubuna dahil taraftarın yüzde 30’unun, kulüpleri için yıllık ortalama 1.4 milyar TL civarında, yani yaklaşık bin USD tutarında bir harcama yaptıklarını görüyoruz.
Futbolun tam anlamıyla endüstrileşebildiği beş büyük ülkenin yani,
İngiltere, İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa’nın, dünya futbol pastasından aldığı payın yüzde 65’e ulaştığı gözleniyor. Futbolun gerçek anlamda endüstrileşebildiği bu beş ülkede, maç hasılatı, ortalama toplam gelirin sadece yüzde 21’ini oluşturuyor. Yani bu ülkelerde toplam futbol gelirinin yüzde 79’u, medya gelirleri, sponsorluk ve merchandising gelirlerinden oluşuyor. (Bu tablo Deloitte&Touche/Sport Business’in 2001 yılı raporlarından ve ManUtd. resmi sitesinden derlenen bilgilerle oluşturuldu.)
Ülkemizde de futbola yön veren üç büyükler, sadece maç hasılatı ile ulusal ve uluslararası rekabeti yürütmenin mümkün olamayacağı ayrımına varmış durumda. Bu nedenle maç hasılatının dışında, diğer gelir kalemlerini daha da artırabilmenin arayışı içinde olan takımlarımız, aynı zamanda bu gelirlere ulaşabilmek için birer marka olabilmenin savaşımını da veriyorlar. Marka olabilmek için aynı zamanda uluslararasılaşabilmek durumunda da olan bu kulüplerimiz, bugün amansız bir rekabetin içine girdiler. Bu bağlamda Galatasaray’ın markalaşma ve buna bağlı olarak ek gelir yaratma konusunda, Beşiktaş ve Fenerbahçe’ye karşı bir üstünlüğü bulunduğu söylenebilir.
Beşiktaş, G.Saray ve Fenerbahçe’nin gelirleri ve bunların toplam içindeki paylarına baktığımızda; G.Saray’ın toplam 38.6 milyon dolar tutarındaki gelirinin yüzde 30’unun maç hasılatı, yüzde 45’inin medya gelirleri, diğer yüzde 25’inin ise sponsorluk, reklam ve ticari gelirlerinden oluştuğunu, aynı şekilde toplam 31.6 milyon dolar geliri olan BJK’nın gelirinin yüzde 34’ünün maç hasılatı; yüzde 43’ünün medya gelirleri ve kalan yüzde 23’ünün de diğer gelirlerden meydana geldiğini; toplam 33.2 milyon dolarlık bir gelire sahip olan F.Bahçe’nin ise bu gelirlerinin yüzde 26’sının maç hasılatından, yüzde 49’unun medya gelirlerinden kalan yüzde 25’inin ise diğer gelirlerden oluştuğunu görüyoruz.

En büyük gösteri
Günümüzün futbolu artık bir gösteri endüstrisine dönüştü. Bu endüstriyel süreç tam anlamıyla futbolun niteliksel dönüşüm sürecidir. Yeşil sahalardaki her hamle, her taktik, her diziliş ve kurgu tam anlamıyla bu sürecin ve endüstrinin bir parçasıdır. Tüm dünyada yaklaşık 500 milyar dolar gibi bir cirosal büyüklüğe ulaşan başka bir spor dalından söz etmek pek de mümkün değil. Bu devasa pastadan daha fazla pay alabilmenin yolu, daha çok tanınmaktan ve marka olabilmekten geçiyor. Marka olabilmeyi becerebilen kulüpler, dünya futbol pastasından ciddi paylar alabiliyor. Bu anlamda adil ve serbest rekabetçi bir ortamdan bahsetmek olanaklı değildir. Futbol endüstrisinde paraya dayalı bir üstünlük teorisi defacto bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Platini paraya dayalı bir üstünlük sistemine şiddetle karşı çıkarak, “Üstünlüğün parayla kazanılmadığı bir sistem bulmak gerekir. Yoksa bütün yoksullar yok olup gidecek ve zenginler baş başa kalacak. Ben bu amansız kapitalizmi istemiyorum” derken, Chelsea Gen. Müdürü Peter Kenyon ise futbolun artık sportif bir örgütlenmeden, ekonomik bir örgütlenmeye doğru yol aldığını belirterek, markalaşmaya dikkat çekiyor. Ona göre sorun, “Bir futbol kulübü olarak mı, yoksa artık küreselleşmiş bir sporda, dünya çapında tanınan uluslararası bir marka olarak mı algılanmak istediğinize bağlıdır.”

Kitabın Künyesi
Futbol A.Ş.
Christian Authier
Çeviren: Ali Berktay
Kitap Yayınevi
Baskı Tarihi: 2002
112 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Spor
Arenada ‘Show’ Modern Sporun Dünü ve Bugünü – Metin Kurt, Turgay Kurultay, Veysel Atayman

"Arenada 'Show' Modern Sporun Dünü ve Bugünü" adlı kitap öncelikle '68'in dünyayı, toplumu ve hayatı yeniden kurma tutkusunun ve heyecanının...

Kapat